23 Temmuz 2021 Cuma

Sandalyenizde Kaç Ayak Var


        Bitirilmemiş bir düşüncenin aktarımını her hayal edişimde, kendimi aklıma ilk gelen metaforun oldukça etkili olduğu izlenimi içerisinde buluyorum. Kısa veya uzun olması fark etmeksizin üzerinde çabalanmış her proje; kelimelere dahi dökülmemiş her yazı; sözü bile edilmemiş her hayal... Bağından kurtulmuş, zıpkın ile yeryüzüne davet edilmeye çalışılan uçurtmaya benziyor.

        Diğer tüm işlevsel yeteneklerimizin ve tutkularımızın ötesinde, küçükken dikkate değer büyüklükte eğlence anlayışımız olduğu su götürmez bir gerçek. Azınlıkların konuşulmaya değer tek yönlerinin azınlık oluşları ile alakalı olma durumlarından sıyrılmaları haline kadar cümleleri genellemeden, herkes için varsaymak sureti ile kurmaya devam edeceğim. Dolayısı ile her çocuk durağan durumlarda dahi elinde oyuncak olmamasına rağmen hayal gücü rüzgarları ile yonta bileceği her nesneyi oyun oynanabilecek bir yapı haline getirebilir. Buna durağanlığın simgesi olan oturma işleminin yardımcı elamanı, sandalyelerde dahil. Sıradan sandalyelerin dört ayağı bulunurken artık işlevsel yetenekleri ile sayıları da değişiyor.



        Tüm zamanın belki de hayatın en iyi dersini kendi kendine vermeye çalışan küçük insan, dengesini iki ayağı üzerinde bulmaya çalışıyordu. Üstelik bu işlemi kendisi ile organik bağlantısı olmayan ama yapı taşı organik olan bir eşya aracılığıyla yapıyordu. Düşme tehlikesi hayatı boyunca alacağı risklerin karşısında, eğlence faktörünü belirlemede ilham kaynağı olurken; kendine göre yaşça büyük gözetmeni tarafından azarlanma durumu ise üzerinde sadece kendi zevkini oluşturmaya çalıştığı işlerde, diğer insanlara karşı tutumunu belirleyecekti. Öte yandan hayatı boyunca kullanacağı tüm enstrümanlarda onların bozulacağı ve kırılacağını da hesaba katmayı yine bu sandalyenin amacı dışında kullanılması ile öğrenebilirdi. Tam da bu doğrultuda baş rolünü oynadığı herhangi bir sahnede artık elinde olmayanlarla bile öğretebileceğini bilebilirdi.

        Öncesine göre büyüdüğünüzü hissettiğiniz her an sandalyelerin geliştiğini ya da değiştiğini gözlemlemişsinizdir. Onların sizi daha çok kavradığını ve daha rahat hissettirdiğini bilmeniz de mümkün. Koltuktan devşirilmiş sandalyelerin bu evrede gün yüzüne çıktığını bilirsinizi diye düşünüyorum.



        Kimi zaman sağlık için kullanılan ve kontrolü elimizde olmayan görece sabit sandalyelerin rahatsızlık sebebi belki de buydu. Her şeyden önce hakimiyeti bizde olmayan, aslında ayakları yerine peşinde olduğumuz şeye yani tek ayak üzerinde durabilen bir sandalyenin varlığı bizi irite etmeye yetiyordur. Belki de diş hekimlerinin sandalye değişimi bir çok hastanın tedirginliğini almaya yetebilir.

        Yaş ilerledikçe hareket kabiliyeti yüksek veya rahatlığı ile ön plana çıkan bir çok sandalye çağa ve görece daha yaşlı insanlara ayak uydurdu. Yahut oyun çağını sürdürdüğünü iddia eden insanlar için üretilmiş devrilme riski az, süslü yapay derilerin kaplandığı ekran başına sabitleme cihazlarından da bahsedilebilir. Türleri ne olursa olsun ayak sayısı ile bağlantılı denge sorunları ile hayata hazırlayan bu eşyalar bütünü bizi bir sonraki adıma hazırladı.

        Bu bağlamda düşüncelerimi bir yerlere not alırken bile onları incitmemeye, hala hayalini yaşarken elde edebileceğim tüm etkileşim verilerini kaçırmamaya ve pek tabi çoğu zaman yazarak dahi olsa bağımı koparmamaya çalışıyorum. Mürekkep ile hapsetmeye çalıştığım her fikir daha yükseklerden çekebileceğim, özgürlüğünü yitirmiş bir uçurtmaya benziyor. Fakat görmekte zorlandığım seviye farklarını ancak onları yeryüzünü davet ederek öğrenebiliyorum...



Kullanılan görseller: 0,1,2,3

16 Temmuz 2021 Cuma

Başka Bir Tanımadığım Tavan


        Bir gezginin hayat serüveni gök kubbe altındaki manzarasının değişmesi değil midir? Kısa cevap, belki. Fakat konunun özünde, ayak izleri takip etmek veya yeni ayak izlerinin sahibi olmak ile ilgili olduğunu düşünüyorum.

        Yolların oluşumu aslına bakarsanız özünde aşınmanın ilk evresidir. Yani beklenti yola çıkıldığı an giderilmiş olur. Yollar birleşir, ayrılır ve barınma ihtiyacı noktalarında değişik şekillere bürünür. Zira yaşayan varlıklar çerçevesinde hayaller ortamı ısıtır. Her plan gidişatından şaşarken bir kez daha ışık titrer. Uzun süre durduğunuz noktadan, ilk uzaklaşmanızın simgesi olan tanımadığınız tavan fikri tamda bu noktada parıldar. Zira bu farklılık noktasında zihin küçük oyunlar oynar. Takip ettiğim eserlerde çoğu zaman etkilenebilmem için konunun ilerleyen safhalarında aynı yollardan geçen diğer insanları veya yolların çıktığı binaları göstermesi yeterliydi. Tekrara düşülmesi hoşuma gitmez. Ama izlenilen hikayenin bir yerinde başkaca hikayeleri anlatmamak ile beraber varlıklarının kanıtlanması oldukça hoşuma gider. Bunu çoğu "ünlü" eserde görmek ile beraber hayatımın hangi noktasında bu işlemin gerçekleşeceğini merak ediyorum. Bir kaç defa bu insan tanımına yakın insanlara denk geldiğimi düşünsem de işler hikayelerdeki gibi gitmedi ve sadece kesişim olarak kalan anılara gömüldü. Aslına bakarsanız bir ayrılık olduğunu dahi düşünmek yersiz geliyor. Zira tabloya uzaktan bakan herkesin görebileceği eğrileri yönleri bir düzen içinde hariket ediyor ve kağıdın izin verdiği ölçüde birleşiyor veya ayrılıyor.

        Sizler başlık da yer alan cümleyle yakın zamanda izlemeye başladığım bir eserde karşılaşmam üzere, fikirlerin üst üste gelmesi damıtımının kısa süreli hızlandırılmış sürümünü okurken aklıma çok daha öncesinde duyduğum belki de okuduğum diğer bir söz geldi. "Tavanım gökyüzüdür, halım yeryüzü" ibaresi çınlarken zihnimde kısa süreli sonuçlar cümlenin kimin ağzından döküldüğünü bulamam ile sonuçlandı. Öyle bir noktada yazı yine başa döndü ve ayak izleri sandığım bu cümle beni sahibini aramaya itti. Şimdi bu yolculuğa başlarken nice başka halılara basıp ve yüksek tavanlara çarpacağımın korkusu ile ayak izlerini karıştırmama umudumu taşımak niyetindeyim. Öyle ki camın en büyük gezginlerden sayıldığı yeryüzünde yine önümdeki bir ekrandan, tabir teknoloji ile anlamını yitirse de bir cam parçasından yolculuğuma başlayacağım.

        Tıpkı bir trenin gölleri, dağları, vadileri ve pek tabii mevsimleri gören pencereleri gibi veya bir gözlüğün tüm bir ömre şahitlik ettiği gibi... Veya bir deney tüpünün sırrı saklamaktaki marifeti gibi...



Kullanılan görseller: Neon Genesis Evangelion adlı eserden ekran görüntüleri

9 Temmuz 2021 Cuma

İş Tanımı


Güzele övgü renkten ibaret
Düzene özgü zevkten ibaret
Deli gönlüm cenkten ibaret
Sorarım bu işin aslı nedir



Sabah, güneşten önce geldi
Umutlar, hayallerimi deldi
Gönül fırtınasından, yeldi
Sorarım bu işin aslı nedir



Kuraldır durması, bilmeyene
Çözümdür durması, söyleyene
Keyiftir durması, görmeyene
Sorarım bu işin, aslı nedir



Yolun tadı, zihinden kaçtı
Olağan denge yerinden şaştı
Yorucu dün, beklentiyi aştı
Sorarım bu işin, aslı nedir


Kullanılan görseller: 0,1,2,3

2 Temmuz 2021 Cuma

Jujutsu Kaisen



        Bugünlerde bitirmiş olduğum, ve geçer not aldığını mangasını da okuduktan sonra karar vermek istediğim Jujutsu Kaisen [呪術廻戦] (Büyücülük Savaşı) adlı anime üzerine bir takım düşünceler...

        Daha ilk bölüm ve ilk sahnenin hikayenin çok da başından başlamadığımızın göstergesiymişçesine, son derece dar ve ürpertici bir odada uyandırılarak başlıyoruz. Üstelik bizi uyandıran kişin gözlerinin yine aynı oranda ürpertici şekilde kapalı olması, izleyicinin soru işareti ibresinin oynaklığına katkıda bulunuyor. Vakit geçmeden bir soru daha karşımızda beliriyor. "Peki şimdi hangisisin?" ve bir takım söylemlerden sonra açılış müziği gözler önüne geldiğinde ise gözlük takılma sahnesinin oldukça etkileyici olduğunu söylemeliyim.



        Henüz sadece ilk sezonun MAPPA stüdyosu tarafından 24 bölümü yayımlandı. Son dönemde çıkan bir takım ün yapmış eserlerinde stüdyosu olma seviyesine ulaştığını gördüğümde ilgincime gitti. Yayımladığı eserlere göz gezdirildiğinde sanki ihale ile sunulan eserin iyilerinden birer sezon dahi olsa alalım portfolyomuz güçlensin, niyeti ile hareket eden bir şirket edası sezinlesem de sanırım konumuz bu değil.

        Bu dünya kapsamından öyle denk gelmiş olacak ki genelde uzun soluklu eserlere başladım veya bitirdim. Bu yüzdendir ki yeni gelecek eserlere benzerlik nazarını atabilmem adına bir çok örneğin kendimde mevcut olması yeni eserlerden alınabilecek zevkinde azalmasına sebep oldu. Bu minvalde Jujutsu Kaisen eserini izlerken Naruto dan Sai'yi veya Tenten'i görür gibi hissetmek, sonlara doğru Jojo dan karakteristik duruşların gözükmesi iyi bir karışım niteliğinde. Yine shounen eserlerde gördüğümüz güçlenme, arkadaş edinme durumu mevcut olmasına rağmen merdivenin çok da altından başlamadığımızı bildirmek gerek. Benzer eserlere nazaran gördüğümüz her karakter oldukça güçlüymüş hissi gözüküyor. Eğitimler fazla uzatılmamak ile beraber. Bitiş müziğinden sonraki küçük sahneler başlangıçta iyi olmasına rağmen son bölümlere doğru bozmaya başlıyor. Ama tam bu noktada bir yerde Gintama tadı aldığımızı söylemeliyim.

        Shounen eserlerin baş karakterlerinde görmeyi alışık olduğumuz amaç dizini, çoğu zaman çizginin dışına çıkmayı tercih etmiyor. Fakat bu seride Bleach tadının geldiği sahne ise tamamen bu noktada başlıyor. Itadori Yūji pek tabii kendini bir takım olayların içinde bulurken dedesinden aldığı son öğüdü (İnsanlara yardım et. Minnet beklemeden sadece yardım et. Böylelikle ölürken yalnız olmazsın.) yerine getirebilmek adına macerasına bir parantez daha açıyor.

        Yeni insanlar, hikayeleri (ki bir arkadaşım çok sever, hikayesiz kabul etmez hiç bir karakteri) güçleri, istekleri... Ama gel gelelim dünyayı anlatmanın en iyi yolu bir grup insanı tanıtmak, daha sonra ise benzer grupların varlığını işaret eden yeni grupları ortaya çıkarmaktır evveli.

        Bölüm 109 da yer alan yaşlılığın tanımı gibi güzel dokunuşlara denk gelmek son derece güzelken, diğer animelere nazaran benzerliklerden sıyrıldığı nokta bu animenin muhabbet yeteneği. Kafanızda soru işareti oluşturup bu işareti sözlü olarak dile getirme sürenizin de hesaba katılarak uygun zaman diliminde cevaplanabildiği nadir eserlerden. Bir çok sahnesinde soruyu sözlü olarak ifade ettiğim anın sonrasında gelen kareler silsilesi hep güzel gülümseten cevaplardı. Büyük soru işaretlerini anında yok edecek ve tat kaçıracak bir hadise yaşatmamak ile beraber, ilk bölümünden beri tempoyu yüksekte tutmayı başarsa da sezonun son bölümünün sınıfta kalması da bu sebebe dayanır. Ancak animenin dilinden dolayı ikinci sezonun ilk bölümü bir önceki bölümü gidecek kadar güzel bir cevap içerdiği yönünde bir ışık yakmakta.

        Seride sıklıkla gözlere önem verilmesi de şahsi olarak hoşuma giden bir başka taraf oldu. Hem görsel olarak hem yazılı olarak bunu dile getirmiş olmaları beni fazlasıyla mutlu etti.

        Seride yer alan iki karakterin bulunduğu bölümlerin son derece yüksek olduğunu söylemem gerek, biri(Nanami Kento) sözleri ile bir diğeri(Tōdō Aoi) ise, görsele varan zekasının simgelediği gücüyle eşsiz tatlar bırakmaktan geri durmuyor.

        Her anime de olduğu gibi; yapacak daha iyi bir şeyiniz olmadığına inancınızın olduğu zaman dilimlerinde at koşturuyorsanız, izlemenizi önerebilirim.



Kullanılan görseller: Anime açılışından kareler

25 Haziran 2021 Cuma

Ara Verme Zamanı



        Beş dakika... Çok da sevmediğim, ama düşünmeye değer olmayan çift iş vakitlerimde odağımı kısa süreli dağıtıp-topladığına inandığım; belki de hayat boyu tüketmiş olduğum çoğu eserde olduğu gibi aralara serpiştirilmiş not alınmaya değer bir kaç cümle duymak veya bu hisse ulaşmak için dinlediğim bir radyo programının uzun süredir yeni bölümlerinin gelmediğini görüp 4 gün önce aramam ile karşılaştığım olumsuz haber bildirisi ile toplanmış bulunmaktayız.

        Ana sorun bir şeylerin son bulması ya da başlamasından ziyade bu program başlığı altındaki son ürünü henüz dinlememiş olmam ile ilintilidir. Belki son bölümde bu işin de sonuna geldiğini bildiren küçük bir pasaj olabilirdi fakat takip edilmesi kolay olması adına indirilmiş son bölüm silinmez veya dinlenilen şeyin saklamaya değer olmama durumunda silinmesi gerektiği göz önüne alınarak dinlenmeyeceğinden dolayı bahsedilen son bölümü tüketmemiştim. Bu bölümün saklanmaya değer olduğuna inanmamakla birlikte yazının gelişimine istemeyerek de olsa destek/köstek olduğundan artık düşünmeye değer olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

        Üreticinin başkaca mecralarda, başkaca ürünler çıkaracağından çok da şüphem yok. Bir hafta önce yayımlanan yazıya bakarak bitirmek istemediğimi söylemek, bu yazı için iştah açıcı bir sahnenin perdesini aralamayacaktır. Zira bunca yıl aradan sonra yine perdeler önünde bir oyun oynama niyetinde değilim. Bazı üreticilerin bireysel paylaşımlarını noktaladıkları dönemlere güncel olarak denk gelme durumu beni hep garip düşüncelere sevk etmiştir. Genelde haftalık olarak yayımlanan manga'ların (Japonların çizgi romanları için kullandıkları kelime) bir kaçına güncel olarak yetişmiş olduğumu göz önüne alarak iki belki üç yıl boyunca her hafta gelmesini düşündüğünüz dizi bölümleri gibi düşüne bileceğiniz ortalama 20 sayfadan oluşan eserlerden bahsediyorum. Aralarında dünyacı ünlü mangaka'ların ise her hafta yazma zahmetine girmediklerini de belirtmek isterim. Aslına bakarsanız çileli bir yol diyebiliriz bu takip işine. 20 sayfanın sonunda haftaya çıkacak olan sayfalarda merakınızı bastıracak şeylerin bulunma ihtimalinden ziyade, o 20 sayfaya ulaşamama ihtimalinizi de gözden geçirmeniz gerekiyor.

        Merak ediyorum, acaba yapay zeka tarafından uzun soluklu bir eserin tüketilmesi durumunda benzerinin ötesinde hikayeyi(sanatsal, tutarlı ve çizim kalitesi ile yani her yönüyle...) de uzatabilme kabiliyetine ne zaman ulaşacaklar. Tek kare, fotoğraf veya çizimlerin fırsatlar dahilinde işlenebildiğini(Artbreeder, Nvidia, vb...) gördükten sonra çok uzak olmayan gelecekte son tüketiciye yansıyan ara yüzlerde göreceğimiz bitmiş hikayelere devam etmek ister misiniz sorusu için sabırsızlanıyorum.

        Eser sahiplerine haksızlık etmek istemem. Varsayılan eserin mevcut konumu, sonlandırılma tarzı ile kazanılmış yetkinlik seviyesi rozetini gösteriyor olabilir. Ancak bazı eserlerin eser sahiplerinin sağlıkları sebebi ile sonlanma durumunu göz ardı etmemek gerek. Eser sahibi gazı kesmek istemişse incelenmesi gereken başka bir başlık açmış olabilir. Diğer yandan, ölüm döşeğinde bir sanatkarın varlığı kadar rahatsız eder mi ömrü boyunca tüketmekten başka bir şey yapmamış olan insanın varlığı?

        Henüz bu hikayenin tamamlandığına inanmıyorum. O yüzden bu güncel parçayı saklamak niyetindeyim. Böylece kitap ayracı misali bir ses dizimine sahip olacağım. Sanatçının vermiş olduğu aranın yeni esere olan katkısını ölçmek adına referans noktası oluşturmama yardımcı olacağına inandığım bu yöntem başkaca konularda da tekrar gün yüzüne çıkacak. Şimdi ayraç kütüphaneme girip yeryüzü koridorunun sonuna ulaşmam gerek. Sanırım bekleyen eserler arasından birini de içeriye davet etmeliyim.



Kullanılan görseller: 0,1



18 Haziran 2021 Cuma

Tamamlamama Mutluluğu



        Bezenmiş bir masa... Lezzetli bir yemeği soğutmak istemezsiniz. Ya da soğuk sunulan bir başka yemeğin de ısınmasına müsaade etmek iştahınız için pek de iyi olmayabilir. Lezzetin tanımını belirten bir çok şey var...

        Kimileri için masanın üzerinde yer alan, yenilmeye değer her ürünün yapıtaşlarının mevcut olan hikayesi değerli. Hazırlanışı esnasında ortamın, tarihin ve buna benzer çeşitli sınıflandırmalar eşliğinde değerlendirilen gıda tüketim zincirimiz oldukça eşsiz. Seri üretim yöntemleri kalitenin sabitlenmeye çalışıldığı, tüketim besleme zincir destekçisi düzenin en büyük temsilcisidir.

        Kitaplara/kitaplardan not alma fikri geri dönmeye yönelik gemileri yakamama durumu gibi hissettirse de, araştırmalar ışığında; öğrendiğinizi sandığınız bilgilerin beyniniz içerisinde saklanabilme yüzdelerini arttırmanın en iyi yolu tekrar etmek. Ancak anlık olarak vaktin darlığı, fiziksel olarak göz gezdirmem ve sonuca ulaşamamam ile beraber hangi kitapta değinildiğini hatırlayamadığım fakat Malcolm Gladwell'in kitaplarından birinde(Outliers veya Blink) değinilen yiyeceklerin değerlendirilme aşamasında gurme olarak anılan insanların diğer insanlardan farklı olarak hissettiklerini anlatabilme yeteneklerinden bahsedilmektedir. Bu kısımda ayrıca mısır veya patates cipslerinin değerlendirmelerinin düşük olduğu zira seri üretim esnasında tutarsızlık katsayılarının yüksek olduğundan bahsedilir. En azından öyle diye hatırlıyor/umuyorum.

        Hayat boyu tüketilen ev yapımı veya hazır gıdaların tatları birbiri ile tutarsızlık yaşar. Sırf bu yüzden aynı isme sahip bu farklı yiyecekleri yiyebildiğimiz gerçeğini göz ardı etiğimizde, aynı yemeklerin tüketimi üzerine zaman aralıkları verildiğine veya başka yiyecekler ile kombinasyonlarına şahitlik ediyoruz. Bu bağlamda değerli bir içeceği veya hazırlanışı meşakkatli olan bir yiyeceğin tüketimini geciktiriyor; kutlanılması gerektiğini düşündüğümüz özel günlere saklıyoruz. Zira tüketim çılgınlığı duygusal olarak yükseltilebilen lezzet arayışlarını içinde barındırır. Suyun rengi tam da bu noktada değişiyor.

        Muhabbet ettiğim insanlarca başladığım bir çok eseri bitirmemem noktasında eleştirilir, gerekli açıklamaları yaptığımda ise haklılık payımın yüzdesinin değiştiğini hissederim. Karşılaştığım her hangi bir eserin dimağımda oluşturduğu kıvılcımlı ışık şölenlerini tanımlayabileceğim kelime arşivimin sınırlı oluşunu, gurme olmamam ile ilgili olduğunu varsayarsak; başlamış olduğum bazı eserleri bitirmememin ve dahi bekletmemin sebebini de, yukarıda uzun uzun anlatmış olduğum maddeler çerçevesinde değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Nasıl yiyeceklere etkisi olan tüm bu kavramları saydıysak aynı düğümleri başkaca tüketim araçları için de kullanabileceğimizin farkındalığını oluşturmak istedim. Zira bu eserlerin yemekler nezdinde yakın türleri bulunmamakta. Kitap için örneklersek bile aynı yazarın seri halinde yazdığı eserlerinde dahi tat olabildiğince değişmektedir. Tam da bu noktada yemek gibi olmayan yani tadına baktığınızda veya zaman içinde bozulma ihtimali olmayan bir çok eser var. Belki araları da güncelliğini yitirebileceklerin varlığını kabul etmek gerekebilir. Fakat güncelliği yitirme durumu zaten eserin istenilen kalitede olmadığının başkaca bir göstergesi değil midir?

        Tüm eserleri gözden geçirmek ve yıllar sonra tüketeceğim besinlerin sadece tadına bakabilme ikilemi sancılı bir süreci tanımlar gibi. Son teslim tarihini bilmediğimiz bir yolculukta erteleme usulü ilerlenen beslenme süreci çok da sağlıklı durmuyor. Öte yandan size özel tanımlanan kaliteli eser miktarını bilememek veya gelecek 10 yıl içerisinde sunulacak tüm eserler arasında tahminin bir sayı belirleyememek de ayrı bir üzücü.

        Yine bu alanda yapay zeka çalışmaları imdadımıza yetişiyor. Henüz yolun başında ve kısıtlı bir alanda tahminlerini dile getirse de. Çok da uzak olmayan bir gelecekte hoşumuza gidecek eserler havuzunun ne kadar büyük olduğunu öğrenmek çok da güç olmayacak. Belki gönül rahatlığı ve büyük bir iştah ile bende tüketim çılgınları arasına katılabilir veya tahmin ettiğim küçük havuzun gerçekliğini bir kez daha hissedip hüznümü yayabilirim.

        Şimdilik bu derin olmayan havuzda oynamaya devam etmek niyetindeyim.



Kullanılan görseller: 0,1

Kaynaklar:
https://www.nature.com/



11 Haziran 2021 Cuma

Bir Gün Kediler Dünyadan Yok Olsaydı


        Bir anda... Dünyadaki tüm kediler ortadan kaybolsaydı... Bu dünya nasıl değişirdi acaba?
Bu soru nice araç ve hatta amaç için düşünülebilir. Zincir oluşumunun temelinde yapısal bütünlüğün korunumu ve tepkisel aktarım şartı aranır.

        Yeryüzünde üzerine düşünülmüş, harekete geçilmiş nice proje göreceli olarak değerlendirilebilirken çok daha eski dönemlerden günümüze gelen eserler pek de görülesi değiller. Müze kavramının niteliğinin niceliği ile değişmesi sonucu olarak; sözün kibarlaştırılmış hali ile dağ-taş veya iki çamurun birleşimi sergilenir oldu. Ne ironi ama... Sanıyorum onları önemli kılan sadece mevcut yada görece döneminde benzerlerine göre olan güzellikleri veya verimlilikleri değildi. Olay daha çok sanatçılarının varlıklarına dair kanıtlar sunmasıyla alakalıydı. Güzelliğin an itibari ile değiştiğini varsaysak bile sergilenen nesnenin hikayesi değişmemekle beraber anlatılmaya muhtaç bir şekilde duruyordu. Değerce daha yüksek olduğu iddia edilen eserlerin anılmasında genelde "tarihi-eser" takısı kullanılmak sureti ile bir hikayeye mensup olma ihtimalinin yüksek olduğuna dem vurulabilir. Sergilenen yerlerin yine bu minvalde tarihi mekanlar olması ağırlığın daha hissedilir olmasını sağladığı da bir gerçektir. En nihayetinde işin özü benzersiz olma ile ilgilidir. Olayı daha etkileyici kılmak adına eserin oluşum ve taşınım hikayesinden bağımsız olarak anlattığı hikayeyi de hesaba katmak gerektiğine inanıyorum.

        Bu bağlamda insan anlaşılmaktan çok anlatmak istiyor, zira sizi anlayabilecek varlıklara ulaşmak hayatın her noktasında mümkün olmazken hikayeniz sizden yüzyıllar sonra değer kazanabiliyor. İyi yada kötünün tanımlamalarına örnek olma hevesi içerisinde olmayan bir çok
hikayenin dile gelme durumu zaman ile yoğurulurken ister istemez konudan da sapılabiliyor. Konudan sapmak ne kadar kötü olsa da, habersiz yitip gidenleri düşününce değişimin önemsizleşmesi durumu ile karşılaşılıyor. Ancak işin özünde her daim değişime meydan okumak olduğu unutulmamalı. Genelde değerli olarak nitelenilen ya günümüzden öncesinde yapılmış yada günümüzün ötesinde düşünülmüş olduğu ile sunulur.



        Sanat daha çok korunabilirlikle alakalı. Yani en nihayetinde hayatta kalamayan diğer eserleri göremediğimizden değerlendiremiyoruz. Mükemmel uyumun kanıtı olarak canlılarında yüz yıllardır yeryüzünde koşturduğunu düşünürsek belki de diğer eserlerin peşine düşmek ve tüm pokemonları pokedex'imize kaydetmek daha doğru olurdu. Canlılar için saklanabilirlik şimdilik pek de hakim olmadığımz endemik türler barındıran mağaralarda veya balta girmemiş şeklinde adlandırılan ormanların zemininde bulunan yıllanmış dalları arasında. Pek tabi gezegenimizin derin dondurucu bölümleri de uzun süreli uykular için elverişli olabilir. Örneğin yaklaşık 24000 yıl donmuş halde durup hayata dönebilen tekerlekli hayvandan mı bahsetmeli?

        Aslına bakarsanız keşfin temelinde yeni toprak parçaları, fizik kanunları, mantıksal formüller veya yeni türler olsa da en nihayetinde daha küçük ve çok daha yakınımızda olan şeylerinde bu listede yer alır. Sirkadiyen ritim veya vücut saati neredeyse her canlıda bulunur. Üzerinde 9 yıl çalışılan bu konu üzeri yeni bir gen keşfedildi. İşler bu noktada biraz karışıyor. Zira keşif, özünde perdeyi kaldırma olarak da tanımlanabileceğinden perdelerin örtülmesi bahsinde yer alan bu film oldukça ilgi çekici.

        "İyi bir hikâyen ve anlatacak bir kimsen olduğu sürece... Asla gerçekten işin bitmemiştir." (La Leggenda Del Pianista - filminden) Fakat ben bu söze başka bir filmde denk geldim. [Sekai kara neko ga kietanara] (世界から猫が消えたなら) Akira Nagai'nin yönettiği ve aynı adı taşıyan Genki Kawamura'nın romanından uyarlanan 2016 Japon filmi.



Kullanılan görseller: 0,1,2

Kaynaklar:

https://www.cell.com/
http://genesdev.cshlp.org/

4 Haziran 2021 Cuma

Sarı Cüce Yıldız ve Yakiniku


        Batının daha da ilerisinde yer alan topraklarda etin ızgara üzerinde kızartılarak tüketilme işleminin adı "Yakiniku" (yaki-ızgara, niku-et) [焼き肉] olarak dile getiriliyor. Ülke dışında kültürel bir etkinlik olarak dile getirilse de gezegen üzerinde neredeyse tüm zaman dilimlerinde bu et ateşle buluşturuluyor bu işlem en kolay şekilde ızgara yoluyla gerçekleştiriliyor. Keşfin doğrudan şu topraklarda çıktığının işareti betimlenmese de, ortak miras olarak adlandırılmasını daha doğru buluyorum.

        Yine de mevcut sınırlarının dışında da söz ettirebilme yeteneğini küçük görmek istemediğim bu etkinliğin daha keskin sebeplerin sonucu olduğu su götürmez. Sadece toplayıcı olduğumuz dönemlerde bitkisel ürünlerin tüketim yoğunluğu üst seviyelerde olmasına rağmen kalabalık grupların oluşmasına el verişli besin zinciri olması pek mümkün gözükmüyor. Avcı toplayıcı yaşam kalabalık grupların varlığını daha inanılası kılıyor. Zira avcılık işlemi sırasında avın cüssesi hane başı düşecek geliri belirlediği gibi tehlike ibresinin de oynak olmasını sağlıyor. Günün sonunda mevcut tüm yetenek sadece hayatı idame ettirme seviyesinde kullanılıyor. İnsan eğlenmeden yaşayabilecek, en azından bu işlemi uzun süre yürütebilecek bir canlı değil. En kötü şartlarda dahi olsa işi eğlenceye dökebilme yeteneği ile ün yaptığını da var sayabiliriz. Avcıların bu noktada başarı seviyeleri, topluluklarındaki ünleri ile eş değer. Dolayısı ile eğlenceleri yaptıkları tek işte en iyisi olmaktan öte değil.



        Yiyeceklerin yeterli seviyede pişirilmesi ile lezzetlerinin arttığı gerçeğinin keşfi, etin tüketimi için ateş etrafında toplanma fikri kısa süreli bir aralığa sahip olmalı. Öte yandan ışığın verimli kullanımının temel ihtiyaçlardan sonra olmasından dolayı av süreci geceye bırakılamayacak kadar tehlikeli. Buradan yola çıkarak yemek için toplanma zamanı çok daha geç vakitlere denk geliyor olmalı.

        Geçmişin gölgeleri midir bilinmez, iş çıkışı çalışma arkadaşları ile yemeğe giden insanların yine aynı ateş etrafında gün içerisinde peşinde koştukları avlardan elde ettikleri geliri burada kızartmak için ete dönüştürmeleri ilginçtir. Sarı rengin kırmızı renk ile oynaştığı, her ne kadar neşeli görünse de tel kafesin ardındaki öfkesini hissettirme amacında olan bu renk cümbüşü çevresindekileri geçmişin büyülü sıcaklığına davet eder.


        Renklerin sıcaklık değerlerini ölçerken kullandığımız kelvin değerlerini incelediğimizde gün doğumu ile batımında ortaya çıkan kırmızımsı renge denk gelen değerlerin, mum ışığı ve ateşin değerlerine yakın olduğunu görmemiz, masanın ortasında bulunan bu renk cümbüşünün geçmişte yer alan günün çalışma saatlerini belirleyen çizgileri anımsattığı düşüncesi içersindeyim. Anılarda yer alan fikrin bu renklerde gözüküyor oluşuna ait temel düşüncemse şu yazıdan gelmektedir. Anılar diskten her okunmasını istediğimizde değişmeye yönelse de fikrin tanımlayıcısı olan renk oracıkta duruyor.

        Sarı cüce yıldızımız, yeryüzünü aydınlatırken zamanı belirlemekle kalmadı; çok daha ötesinde toplum bilincinin lezzete olan düşkünlüğünü arttırması gerektiği yönünde bir dizi talimatı kodladı. Bu işlemler sırasında hatırlatıcı unsuru renk parametreleri ile belirledi. Yeryüzündeki yaşama şahitlik ederken, gün boyu bizimle olmadığının da farkındayız. Dolayısı ile onu değerli kılanın durağanlıktan uzak güzergah seçimi olması pek muhtemel. Durağanlık büyük periyotlara sahip olunmasıyla bozulmazken çok daha büyük periyotların farkındalığına ulaşıyoruz. Bu noktada beynin sorun çözme yeteneklerini hafife almamak adına, sıradanlıktan uzaklaştırma isteği içerisindeyim. Aralıklı açlık dönemleri hakkındaki çalışmalar beynin durağanlığa olan tepkisini başkaca şekillerde göstermeye başladı. Üretilen veya tüketilen teorilerin küçük bir kısmının bilimsel yollarla da kanıtlanması, üretim bilincinin yeni boyutlarını oluşturuyor.

        Şimdi özlemini duyduğumuz nice eserlere ara vermek, onların değerini arttıracaksa yapılan işlerde aksaklıkların karşılanması nasıl gerçekleşecek? Bunun için kartların değişimi teorisini ortaya koyuyorum. Deste içerisinde yer alan kartların sayısı değişmemekle beraber eldeki kartları destedeki herhangi bir kart ile kolaylıkla değiştirebildiğimiz fakat ana sürenin değişiklik göstermediği yeni bir karşılaştırma mekaniği. Günlük yapılacak işlerin saatlere bölümü ile elde edilen kartların aylık periyotlarda, farklı düzenler ile tüketilme senaryosunun izlendiği, sıradan olmayan yorucu bir sistem. İşin özünde beyni yormak istediğimizden yapılan işin yoruculuk katsayısından ziyade izlenmesi güç bir takip mekaniği ile beynin eşleme gücünü deneye tabii tutuyoruz. İşlemlerin sıralı ve olağan durumundan bağımsız geldiğini fark ettiğimizde çözümün hangi kelvin değerlerine denk geleceğini görmüş olacağız...

        Tüm bu teoriler eşiğinde çöl tipi yön bulmanın görece zor olduğu yerlerde deney icabı bırakılan insanların büyük daireler oluşturdukları gözlendiğinden hazırlamış olduğumuz sistem ne kadar karmaşık olursa olsun istediğimiz sonuca ulaşmak pek mümkün gözükmüyor. Bu yüzden bizim tanımlayamadığımız, değiştiremeyeceğimiz tarihlerin bitirme noktası olarak seçimi iyi bir başlangıç olacaktır. Bizim için belirlenmiş bitirme tarihleri pek tabii bu görevi görüyor olsa da, ilgi duyduğumuz başlıklarda bu tip kısıtlamaları göremiyoruz.

        Belki de çok daha zorlayıcı yetenekler ile değişken tarihler de belirlemek işleri başkaca boyutlara sıvayacaktır. Örneğin yeni bir işe başlamadan önce 1 kıta ezberlemek gibi veya sabit sayı belirlemek de olabilir. Arama motoru veya sonuç göstermiş olan herhangi bir sitede, sabit değerli sayfa sayısına kadar gidilme gibi. Her yeni görevde başkaca sınırlayıcılar kullanmak bile işleri ilginçleştirecektir. Belirli bir zamandan sonra yeni sınırlayıcıları bulmak için kafa yorduğunuzda ise aklımıza tek şey gelecek.

        Bugün av esnasında eğlenmeye mi başladım?



Kullanılan görseller: 0,1,2,3

Kaynaklar:

https://www.nature.com/
https://www.nature.com/

28 Mayıs 2021 Cuma

Küresel Veri Azlığı ve Takip Mesafesi

        Başka bir gezegene temelli yerleşme fikrini her düşündüğümüzde akla gelen diğer başlık kendi gezegenimizde yer alan veri akışındaki hakimiyetimizin çelimsizliği ile kala kalmamız olsa gerek.

        Yararlı olma katsayılarının yine tüketiciler ile belirlendiği üretim zincirleri konularından bağımsız olarak değerlendirildiklerinde takip mesafesinin belirlenemediği gözüküyor. Öneriler ana sayfanızda sıralandığında tümüne bakmak yerine seçim aşamasında oluyoruz. Zira yapay zeka önerme işleminde sıradanlıktan sadece bir adım ileride. Gerekli materyalleri sadece sizin izninizle değil izniniz olmaksızın tüketmeye çalışmasına rağmen üstünlük seviyesine yeterince uzakta. Akıl vereni biz olmamıza ve öğrencinin ustasını geçme felsefesine dayanarak vaktimizi çalmadığı günlerin ne zaman geleceğini merak ediyorum.

        Merak özünde araştırmayı beraberinde getirse de sanırım durağanlığım ile bana yetişmesini bekliyorum. Go maçında rakibinizin sizin tarafınızda alan yapmaya çalışırken; savaşa sürüklenmeyecek kadar uzak, yaşaması için gereken bir çift göz yapmayacağı kadar yakın takip ile ilerlemesini izliyor ve duvarımı güçlendiriyorum.

        Gezegenimizde araştırma kısmı, sınıfında "clicker" adı ile anılan video oyunlarda yer alan işleyişten çok da uzak değiller. Kısaca tanımlamak gerekirse yapmanız gereken sadece vakit öldürürken istenilen (genelde kullanıcı ara yüzündeki her hangi bir noktadır) noktalara basmanızdır. Tüm bu işlemler çerçevesinde tıklama başına aldığınız karı arttırmak adına kazancınızı araştırmalara yatırırsınız. Ağaç sisteminden ziyade fiyat filtresinden farksız bir tıklama sürecine gelmişsinizdir. Bu kısım fiyat performans olarak sınıflandırılan asıl kısımdır. Seçimleriniz getirisine göre yatırım yapma kararlarınızı etkileyecektir. Böylece serüveniniz esnasında zamanla geriye dönüp pahalı olduğunu düşünüp bıraktığınız yatırımlarını ucuzluğu karşısında döngüye gireceksiniz. Böylece hayatın her alanında fiyat bariyerleri ile durma noktasına gelip, yıllar sonra üzerine bir kez daha düşülen teknolojiler ve araştırma kollarının varlığını daha iyi anlayacaksınız.

        Destekçiler adını alabilecek yapılanmalar unutulabilecek çoğu teknolojiyi uzun süreler ayakta tutmayı başarsa da sonuç çoğu zaman değişmiyor. Clicker fikrinden uzaklaşamayan anlayışımız bu tip oyunların başlayanlarında oluşturduğu bağımlılık seviyesini gözler önüne seriyor. İşin içinde olmazsanız yani gözlemciyseniz farkındalık seviyenize göre girdabı görme ihtimalinizin olduğunu söyleyebilirim.

        İnternet üzerindeki araştırmalarımız çağın getirdiği yenilikler sayesinde sadece kelimeler aracılığı ile gerçekleştirilmiyor. En azından kullanıcı ara yüzümüzde bu işlemler kelimeler haricinde de karşılığını buluyor. Ses ve görsel aramaları, veri kütüphanelerinin gelişmesi ve sınıflandırma yeteneklerimizin hızı ile gelişmeye devam ediyor.

        Uzay hedefinin konuşmalara çokça dahil edildiği gezegen üzerindeki bir deneylerin diğer gezegenlerde tekrar edilme arzusu ile birleşiyor. Mevcut tüm kütüphanemizin evrensel oluşu ve referans değerlerinin miktarının belirlenebilmesinin bir diğer yolu uzay gibi gözükse de küresel veri azlığından dolayı clicker serüvenimizin yani gezegenimizin bilinmeyenleri içinde yeni fırsatlar doğurması gerektiği taraftarıyım. İnternet üzerinde dolaşımımızda görsel tabanlı arayışımız çok daha büyük hızlara ulaşmamıza sebebiyet veriyor. Yazılı eserlere ulaşımımız dahil olmak üzere bizi karşılayan küçük resimler dahil yazıyı okuma olasılıklarımızı arttırıyor. Yazının bütününün oluşturduğu uzun görsel dahi bu olasılıkların oynamasına hizmet ediyor. Yukarı hakkında elde ettiklerimizin çoğunu ise merceklerimize yansıyanlardan biliyoruz.



        Yeryüzünde yer alan büyük su kütleleri ve derinlerde bulunan kaya parçaları için pek de aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Gözlemin temelinde ışık yer alıyor. Fakat bu konu çok uzun zaman önce yeni araçlar ile çözülmeye başladı. Şimdi yukarı ve aşağı arasında yatırımların geri dönüşünün olasılıkları arasında gidip gelirken birikimlerimizi harcıyoruz.

        Tarafımızdan etiketlenmemiş her eser incelenme kuyruğunda yer alma ayrıcalığına sahip olamama ihtimali ile karşı karşıya. Hazineler ve çöplerin değer yargılarınca mevcut biçimlerinden günümüz renklerine dönüşümünde; tanımlanan zaman diliminde gerçekleşmeme ihtimalinin göz önünde bulundurulması, ulaşılan sonuçların kayıp sonuçlara olan merakı arttırmasından öteye gitmediğini gösteriyor. Kazanılan tüm varlıklar değer kaybediyor ve ardından tutarsız bir gelecek şekilleniyor.



        Günlük/haftalık/aylık/yıllık/biteviye... Şeklinde söz edebilecek arama sınıflandırmalarım bulunmakta, gözlem yeteneğim ve ilgi alanımın değişmesi ile söz edilen miktarların artışı günlük hayatın akışına doğrudan müdahale etmesi dolayında takip mesafesinin belirlenmesi konusu, beni durum üzerinde bir kez daha düşünmeye sevk etti. İşlemin hızlanması ve tarama sonuçlarında elde edilen kar potansiyelinin azalmaması için yeni tekniklere ihtiyaç duyduğum aşikar olduğunda bu zamana kadar kazandığım deneyimin değerlendirilmesine karar verdim. Bu arama süreci esnasında ilgi dağıtacak ek bir verinin işlenmesini engelleyerek, elde ettiğim zamanın bu kar için değer olduğunu söylemem gerek. Ancak atlanılan asıl noktanın çok daha önemli olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Zira tüm ölçü birimlerim daha önce gördüğüm örneklere, kayıt aldığım referans noktalarına göre şekilleniyor. Bu işlem esnasında farklı olarak tanımlayabileceğim çoğu eser güzellik anlayışıma hitap etmemesi veya farklı olması sonucuyla eleniyor. İlginç projelerin değerlendirilmesi, fırsatların kaçırılması en önemlisi ise yeni referans noktalarının oluşturulamama tehlikesi ile karşı karşıyayım.



        Yukarıyı izlerken elde ettiğimiz veriler, benzerlikler veya farklılıklar; deniz seviyesinin altında kaçırdığımız yeni referans noktalarımızın yerini tutabilir mi? Daha doğrusu aynı zaman diliminde bilim insanlarımızın olgunluk seviyelerinin yorumlama hızları her iki noktada da istenilen hızda sonuçlar verebilir mi?

        Olgunlaşmış meyveyi çekirdeğinden ayırma esnasında temiz bir sonuçtan bahsetmenin mümkün olmayacağı gibi kumların akmaya devam ettiği zaman diliminde kararsızlıklarla her iki yönden de mahrum kalmak istemiyorum. Akla diğer gelen bir çözüm ise kaynakçalar. Kaynaklar bu yüzden var anlamsız gelen çözümlemelerin detaylarına ve ulaşılmış olunan bilinç seviyesine uygun yorumlamalarına varmanın kolaylaştırıldığı bir ağaçlandırma yapısı.

        Şimdilerde yapay zekanın yaptığı takip ettiğimiz güzergah doğrultusunda yolculuğumuzu sonlandırana kadar eşlik etmekten öteye gitmiyor gibi hissediyorum. Dilersem geçmiş fotoğraflarıma, videolarıma veya unuttuğum yer imlerime bakarak arayış seviyemi tekrar inceleyebilirim. Fakat bunu istediğime emin değilim. Mevcut biliş seviyesi diğer insanlardan bağımsız yorumlama kabiliyeti ile donanmış bireysel bakış açısının yitirilmesi kaçındığımız asıl şey.

        Küresel veri azlığı sanırım yetersiz gücün, güç isteyen unsurların isteklerinin bir birine benzemesini sağlayarak rahatlatmaya çalıştığımız akıştan ibaret.



Kullanılan görseller: 0,1,2,3,4

21 Mayıs 2021 Cuma

Yer İmi ve Genç Savaşçılar


        Bir kez daha bilimin ışığı kendi sıcaklık değerleri ile oynuyor. Bana öyle bir yapay zekadan bahsedin ki, o gün üretim seviyemi hem sol hem de sağ beyin yarım küreme hesaplasın...

        Son bir kaç gündür, kullanmaya başladığımdan bu yana yaptığım şeyi yoğun bir şekilde gerçekleştiriyorum. Yerimi düzeltme işleminde büyük grupların, kontrolü zor fakat aradığınızı bulma evresinde oldukça yardımcı küçük gruplardan daha iyi olduğuna karar vermemle gelişen bu aktivite; ilk bakışta süre gelen bir takım yüklerden kaçma işi olarak ortaya çıkmış da olabilir. Sebeplerin belirli noktalarda önemsizleştiğini düşündüren, neyin nerede ve niye olduğu belli olmayan kesinlikle düzenden nasibini almamış küçük grupların kentsel dönüşüme kurban gittiği, öte yandan bazı küçük grupların başlıkları itibari ile içindeki kaosu gizlemekle kalmayıp sanatsal çalışmalara kaynak olmaktan çekinmediğini fark ederek bu birleştirme işleminin yine bölgesel olarak düzenlemek zorunda kaldım.

        Genel olarak çoklu sekme kullanıcısı olduğumdan bu konuda açık ara farka sahip bir tarayıcı kullanıyordum. İnsanlardan duyduğum, fırsat verdiğim bir çok tarayıcı denerken performansının kullanım şeklime uygun olmadığını gördüğüm nice tarayıcıyı övülmeye layık göremedim. Her birinin kendilerine has özellikleri olmasından dolayı ise son dönemde çok fazla tarayıcı çeşidini bilgisayarımda tutuyorum. Ancak varsayılan tarayıcımı değiştirmek zaman zaman isteme noktasına gelsem de bu durum hiç değişmedi.

        Aslına bakarsanız tarayıcıma o kadar alışmıştım ki yerimi kargaşasından kurtulmak adına varsayılana yakın yeni bir tarayıcıya da geçmek beni düşündürüyordu. Bu yüzden bir kaç araştırma ve bilenlere sorma cesaretini göstermekle birlikte aynı tarayıcıyı defaatle tek bilgisayar üzerinde kullanabileceğimi öğrendim. Tahmin edebileceğiniz gibi çok kısa bir sürede yeni yerimi boşluğu dolmaya başladı. İki yıl içerisinde içinden çıkılmaz bir hal aldığında iki tarayıcı verimi birleştirmeye karar verdim. Böylece 18k civarında ögeye sahip yarı düzenli bir tarayıcıya sahip oldum. 42MB civarı yer kaplayan bookmarks'ı ile şu anlık yeni gözdem. Tabii olarak aynı tarayıcıyı çoklama işlemi sadece 2 ile sonlanmadı. Ama şimdilik ikisinin birleşmesi yeterli diye düşünüyorum.


        Bu düzenleme esnasında çok uzun zaman önce izlediğim, son 5 yılımda aramak için çok da çaba harcamadığım ve son 3 yıl içerisinde mesleki bir konuşma esnasında "capital" kelimesinin geçmesi ile anlık bir aydınlanma yaşadım. Televizyon teknolojisinin çok da abartılmadığı yıllarda denk geldiğim ve bilim-kurgu ikilisinin bilimine çok dokunmayan kurgusuna ise dokunmaktan çekinmeyen bir televizyon dizisiydi. Geçmiş ve şuan arasındaki eleştirel seviyemle bu esere baktığımda yapılacak yorumların farklı olması beni sevindirecektir. Ancak konun özünde eser değil esere ulaşma yöntemlerinin sorgulanması olduğu için bu eleştirel yorumu belki daha sonra yaparız. Üniversite yıllarımda arkadaşlarıma bu seriyi kısmi(hatırladığım kadarı ile) olarak anlatmak sureti ile onların ismini vereceği noktayı merak ediyordum. Ancak hiç biri bu esere denk gelmemiş veya hatıralarına ekleyecek kadar kaliteli bulup karşılaşsalar bile izlememişti.

        Capital kelimesinin anılarımı canlandırma ve yeni anahtar kelimelerine ulaşmamı sağlamaya etkisi üzerine bir yazı ile karşılaştım. Yani göreceli olarak yazı tam olarak capital kelimesi ile bağlantılı değildi. Aslına bakarsanız kelimelerin kendisinden ziyade görsel tabanlı bir kuramdan bahsediliyor. Duyu referanslı baskılama olarak nitelenen yeni gelişme bizim durumumuz içinde temeller oluşturabilir. Bir şeyi daha önce görmüşsek bu işlem bir kez daha gerçekleştiğinde beyin bunun farkına varıyor. Bu işlemi depolarken kaynakça belirttiğine emin olabilir. Zira çağrışımlar temelin de bu izi sürüyor. Görüntüler kelimeler ile bağlanıyor. Belki de bu işlem iç sesimizle belirginleştirdiğimizde gerçekleşiyor. Yani kaynak kısmının çeşitliliği ve hatırlanma seviyesini o konu üzerinde uğraşımız belirliyor. Fakat bizim konumuzda sıradan bir izleme faaliyetini ve yıllar boyu seyrek arayış takip ediyor. Aydınlanma noktası ise sürekli bir şekilde sorgu işlemi gerçekleştiren beyinin işlemin tamamlandığı anın hemen ardından dosyayı kapaması olarak yorumlanabilir. Dizin ne kadar uzun ve karmaşıksa ışığın tonu ve şiddeti de bu ölçekte değişecektir.

        Serinin adı her ne kadar aklımda olsa da Türkçe'ye çevrilme esnasında veya yanlış hatırlama ihtimali ile arama motorları bana istediğim cevabı vermiyordu. Arama süresince bilinmesi gereken diğer bir unsurda serinin bu tip eserlerce çokça kullanabilecek bir isim seçmesiydi. Ama ulaşılan ana sonuç çeviri esnasında kaybedilen isimdi. Bu noktada benzerlerinden bağımsız isim seçimi hatırlamayı zorlaştıracağını düşündüğüm bir etki oluşturabilir. Fakat benzerlerinin arasından rahatlıkla sıyrılması belki de bu şekilde daha kolay olacaktır. Öte yandan hatırlanmaktan ziyade bazı toplumlar kelimelerin kendi dillerindeki karşılığı görmeyi tercih ediyorlar. Belki de doğrudan çeviri yerine hisleri ile çevirmek istiyorlar. Doğal olarak düşünülmesi gerek bir diğer madde her toplumun kelime hazinesinin zenginlik seviyesinin denk olmayışı. Bu durumda bir esere gezegenin herhangi bir yerinde bulunması kolay bir yiyecek maddesinin ismini vermek daha mı kolay olacaktır? Belki bir alt madde daha eklemek olayları daha iyi karıştıracaktır. Bu ismin şekil yönünden tanımlanabilecek herhangi bir eşya olması da olasılıklar içinde yer almalı diye düşünüyorum. Tüm bu işlemler çerçevesinde gezegenin simgelendiği bir kelimenin varlığı veya zamanla kaybolacağına inandığımız alfabelerin kullanımından kaçınarak sadece bir sembolün arkasına sığınmak belki daha doğru olabilir.

        İşler eski yer imlerime dönmeden devam edelim lütfen. Kelimelerden hatıralara ve yerimi düzenlemesinden unutulmuş diyarlara. Denk gelmiş olduğum başka bir yazı da ise yapay zeka destekli tahmin yeteneklerinden söz ediliyor. Yapay zekanın doğrudan ilgisi olduğu düşünülmeyen bir takım verileri işlemede ve yorumlamada her gün şaşırtıcı bir örneğini çekinmeden gösterdiğini görüyoruz.

        Yerimi düzenleme işleminde uzun zaman önce eklediğim ve zihinden kayıp giden yeni bağlantılara ulaşmam ilginç bir tazeleme sağladı. Sonuç olarak hatıralarda yer alan adı lazım değil diziyi de bulmuş oldum. Gün içerisinde yanımızda taşıdığımız internet erişim birimleri işlerimizi kolaylaştırmaya devam ederken gelecekte hatıralardan ziyade geçmişteki deneyimlerimizi ve anlık tercihlerimizi göz önünde bulunduran yapay zekalara sıklıkla denk geliyoruz. Özellikle reklam başlığı altında pineklemeyi seven bu arkadaşların üretim konusunda havayı, suyu o günkü yatağımda bulunan kumaşın üzerindeki kılcal vadiler arasındaki statik elektriği hesap ederek uykumun kalitesini ölçüp ulaştığı sonuçla o gün üretilecek ürün beynimin hangi tarafına elverişli olduğunu söylemesi asıl arzumdur.



Kullanılan görseller: 0,1,2
Kaynaklar:
https://www.pnas.org/
https://heart.bmj.com/

14 Mayıs 2021 Cuma

Korkuluk


        Bazı kelimeler hususi olarak insan hayatını etkiliyor diye düşünüyorum. Bu cümlem alelade bir şekilde dile getirilmemeli. Siz zaten bu etkileşimin farkındasınız. En azından video yerine bu yazılı materyali inceliyor oluşunuz bunu kanıtlıyor. Fakat değinmek istediğim konu bazı kelimelerin anlamını oluştururken analiz etme yeteneklerimize zaman içerisinde müdahale etmesi durumudur. Soyut veya somut kavramları tanımlarken kullandığımız bu harf öbekleri, olaylara bakış açımızı doğrudan etkiliyor. Bu bağlamda belki de hayat boyu yapılan hamlelerimizi şekillendiriyor. Kelimelerin bir birinden türemesi, zaman içinde anlamlarını yitirmesi veya bambaşka anlamlara gark olması durumu ise işleri daha ilginç bir hale sokuyor.

        Bu harf öbekleri gezegen üzerindeki yolcuların neredeyse tümü tarafından kullanılıyor. Alfabeler çok uzun zaman önce bölgesel olsa da yazının icadı ile hızla yayıldı, ilginç şekiller yeryüzün her yerinde belirmeye başladı. Pek tabii olarak sözlükler en büyük rehberlerden biri haline geldi. Taşınabilirlik noktası ise şuan zirvede yer alıyor diyebilirim. Küçük bir plastik-cam-metal karışımı kutu hiç ziyaret etmeyeceğimiz, belki de adını dahi duymayacağımız diyarda konuşulan dillerin anlaşılması noktasında yardımcı olabiliyor. Fakat daha önce bahsettiğim konu olan, zihnen canlandırılan sözcüklerin kelime bazında bir araca gereksinim duymadan iletilebilmesinin mümkün olabilme ihtimalinin bu günlerde yine dillendirildiğini görüyorum. Gerçi bahsedilen konu temel diyeceğimiz aşamalarda gezinse de yine geçenlerde gördüğümüz Neuralink yardımı ile Mindpong oynayan Pager isimli şebek çok daha üst düzey bir deneyime ev sahipliği yaptı.



        Beyin-bilgisayar arayüzleri (BCIs) gelişmeye devam edecek, merak edilen nokta ise dilin işlevinin ne kadar zamanda kaybolacağı? Edebi eserlerin ne zaman yitip gideceği? Fakat asıl konumuz bu derinlikte mi emin değilim?

        Geçenlerde karşılaşmış olduğum diğer bir şey ise yeni bir kelime, en azından benim için. Başka lisanlara olan ilgim dahili içerisinde gerçekleşmeyen bu olayda kelimenin Türkçe karşılığı ile başlamak istiyorum. "Korkuluk" hali hazırda kendileri için kullanılan küpeşte(Rumca), tırabzan(Farsça) ve akla gelmeyen başkaca kelimelerde mevcut. Korkuluk kelimesinin bizim konumuz ile ilgili olan manası "Düşme tehlikesi olan yerlere çekilen duvar veya parmaklık"(TDK).



        Kendisi üzerine derin düşünceler tüketilmesi ile tehlike noktasının sınırında durağanlığı ifade ediyor. Korkuların hapsedilmesine yarayan parmaklıklara sahip arkası yarı görülebilen duvarda diyebiliriz. Akla ilk gelen uçurum gibi son derece tehlikeli ve bir o kadar güzel manzaralara ev sahipliği yapan yüksek seviye farkı olan bölgelerin kıyısında seyir eylemini bozmayacak fakat seyreden kişiyi de güvende tutacak bu küçük duvara verilen ad korkuluk. Öte yandan sınırlarda olma durumu öğreticilik esası gereği daha verimli bir sürece ilham kaynağı oluyor. Dolayısı ile korkuluk kavramı bir kademe daha önem kazanıyor. Mimari yapılarda ise merdiven ve balkonlarda öncelikli olarak gözüken bu ufak koruyucular açıklamada da dile getirilen korku unsurunu yok etme üzerine üretilmiş eserler. Dilin yapısında bulunan yeri geldiğinde somutlaşabilen, soyut korku kavramının şekillenme yeteneğini engelleyici bu yapılar; merdiven sistemlerinde sıradan yürüyüş tarzımızın değişmesine destek olmak mahiyetinde yanı başımızda duruyor. Genelde büyük yapılar içersinde karşılaştığımız yürüyen merdivenler hareketli korkuluklara sahipler. Durağanlığı simgeleyen korkuluk kelimesinin hareketli tarzda bizim yanımızda eşlik etme vazifesini idame ettirme yeteneği kavramın birazda olsa çürümesine sebep oluyor. Öte yandan korkumuzu frenleyen bir gardiyan edası ile yanımızda gölge misali hareket etmesi, ona dokunabilmemiz ile sert gardiyan görünümünden daha sıcak yapıya; sanki gerektiğinde dişlerini gösterebilecek bir evcil hayvana dönüyor. Uçurumun eş değeri sayılabilecek balkonlar ise başka bir kullanım noktası. Sehir zevkini olumsuz yönde etkilemeyecek korkuluk yine endemik bir manzaranın hayaline kavuşmayı sağlıyor. Tüm durağanlığı ile... Yine gemilerde kullanılan aynı işlevdeki yapılara küpeşte dense de esas amacın değişmeme durumuna istinaden korkuluk kavramını kullanmaya devam edeceğim. Ancak değişen noktanın, durağanlık seviyesinin azalma durumunun dikkate değer olduğu su götürmez. Zira yolculuk halinde serüvenden uzak kalma ihtimalini azaltma hedefi içerisinde olan bir yapıya dönüşmüş oldu. Belki örneklere vücut bakımından hakimiyetin zorlandığı yaşlarda olan insanlara yardımcı tutacaklarda örnek verilebilirdi. Köprü ve yol kenarlarındaki sabitlemeleri unutmamak gerek.



        Karşılaşmış olduğum kelime, "Handrail" idi. Doğrudan çeviri yaptığımızda el rayı diyebilecekken bizdeki karşılığı "korkuluk" olarak yer almış. Yani dilimize böyle geçmiş demiyorum. Kültürel olarak bu şekilde işlemişiz. Belki daha detaylı bakılabilirdi. Ancak ilk izlenimde verdiği hissiyat bahsedilmeye değer olduğunu hissettiriyor. Rotanıza oldukça yakından, paralel olan ve bir sonraki kontrol için bir parmaklık görevi gören doğrusal özelliği ile irite etme yapısında bulunmayan ek bir yol. Üstelik kendisine seslenme durumunda zihinde oluşan imgeler durağanlıktan oldukça uzak. Daha çok harekete geçmeniz üzere talimatlar veya güzergah çizimi niteliğinde.

        Biri sınırlarda yürümenin diğeri ise sınırlarda korkusuzca durmanın üzerine düşündürürken ikisinin de fiziksel karşılığı aynı. Tüm bunlara istinaden ikisi özelinde, biri diğerine göre daha manidardır demek hoşuma gidebilecek bir sonuç değil. İkisinin de hazinenin birer parçası olduğuna inanıyorum. Beyin-bilgisayar arayüzleri (BCIs) yaygınlaştığında ikisinin de kendilerine has etkileyiciliklerinin yitireceğine olan korkumun hangi korkuluk ile frenleneceğini veya hangi takip destek sistemi ile ilerleyeceğimi bilmiyorum.

        BCIs, işleyişi daha doğrusu iletişimi anlaşılmazlık durumundan sıyırıp çıkaracak. Batı edebi eserlerinin doğunun ahenktar gizeminde, doğu ise edebi eserlerinin batının mükemmelliği arayan köşelerinde hissetmeye çalışacak. Belki gezegenin dışındaki arayışı hızlandırma girişiminin en önemli öncüsü BCIs olabilir. Zira dili tüm kültürel mirası sanal ortamlarda saklayabilecek kapasiteye sahip olurken kullanım kolaylığı bakımından hepsine arkasını dönecek. Macera duygusunun yok edilememe durumu ile yeni kültürlerin olma ihtimali ile yeni gezegenlere yolculuk yapılacak. Yeterince sadeleştiğine inanan her insan tatları daha iyi alabileceğinin ümidiyle yeni bir yemek servisi ister.

        Şimdi düşünülmesi gereken diğer dillerdeki korkuluk kelimesinin karşılığının incelenmesi olsa gerek.



Kullanılan görseller: 0,1,2,3,4

7 Mayıs 2021 Cuma

Parıltılı İnsanlar

        Belki ömrünüzün çok az bir bölümünde böyle insanlara denk gelmiş olabilirsiniz?  Aranızda pokémondan haberdar olmayanların en kısa sürede hakkıyla haberdar olması dileğiyle, bu konuyu daha sonra açmak üzere kapıyorum. Fakat az miktarda tadına bakmanın zararı olacağını henüz düşünmüyorum. Yıl 1996'yı gösterdiğinde bir video oyunu yeryüzünü değiştirmek adına, piyasaya damgasını vurdu. En azından adını duyan çoğunluğun hem fikir olabileceği büyük damga.




        Sık sık bahsettiğim Hikaru no Go(ヒカルの碁) adlı seriyi hatırlıyorsunuzdur. Bu seride başrol olduğunu düşündüğümüz kişi Shindō Hikaru (進藤ヒカル)'nun adının manası yani Hikaru kısmı parlak/parıltı demektir. Shindō kısmı ise titreşim veya salınım manasında. Seride Hikaru'nun bölümler boyu öğreniminin ve çevresine yaydığı ışığın salınımını izliyoruz. Serinin özünde ise; tekilliğin, parıltının varlığına olan inancını kapsamadığı şeklinde bir yorum bulunmaktadır.

        Koleksiyonerliğin temelinde ise bildiğiniz gibi nadirlik esası vardır. Pokémon adlı eserde nadirlik durumu pokémonların yakalanma/bulunma güçlüğü ile eşdeğer olsa da başka nadirlik durumları da söz konusu. Bizim bahsetmek istediğimiz nokta ise Shiny (光る(Hikaru)) Pokémon'lar.

        Bahsettiğim insanlar Shiny insanlardır. Sözlerinde parıltıyı eksik etmeyenler diyelim. Bu insanların genel özellikleri sözlerin muhteviyatıyla ilgisiz bir şekilde, sözün dudaklardan dökülüşündeki titreşimlerde. Anlattıkları konu anlatım şekliyle mutluluk saçar, gözlerde sese eşlik eder ve parlar. Sesin titreşimlerinde tatlı bir heyecan hissedersiniz. Muhabbetin ilerlemesi ile genelde kontrollerini kaybederler ve beyinden gelen akış nefesin yetmemesi ile sonuçlanır.

        Anlatılan şeylerin doğruluğu da kimi zaman parıltıdan bağımsızlaşır. Anlatılana muhabbet, yek pare şekilde aktarılana geçmeye başlar. Bu işlemin gerçekleşmesi esnasında yükün büyük kısmını kelimeler taşısa da olayın doğası gereği mimikler, ses tonu, ortam gürültüsü, ortam kokusu, ortam rekabet durumu ve elbette gözler... Bu sahneye şahit olmak biraz da endişe vericidir. Benzerini gerçekleştirebileceğiniz olan inancınızı sorgularsınız. Bu sorgulama durumu, sörf sırasında büyük dalgayı kaçırma girişiminden başka bir şey ifade etmez. Parıltıyı gözleriniz ile görmenize rağmen kulaklarınız olaya eşlik etmek yerine iç sesinize kulak verir.



        Parıldamak ise tekil olamayacak kadar girift bir kimyadır. Öncelikle etkileşimdir diyebiliriz. Yani en az iki bileşene sahip, bir biri ile iletişime geçebilecek maddelere ihtiyacınız var. Aynı ortama koyduğunuzda gerisini zaman halledecektir. Uygun maddeler görsel efekt şöleni sunabilecekken, kötü senaryo ise ortamda durulmayacak zehirli gazlara gebe olabilir.



        Bu ziyafet menüsü sürekli tüketime elverişli mi bilmiyorum. Zira bu işlem kesintisiz akışa muhtaç veya duraklama bölümlerinde iyi olmayan takviye gıdaların alınmaması gereken bir kür. Geleneksel kaynak tüketim mecraları, genel kalitesinin varlığını kanıtlamak adına çok daha düşük kalite içerikleri menüsünde barındırabilir. Ara notaların yüksek kaliteyi daha arzulanır kıldığına olan inanış, toplu bir kalitesizliğe giden yolda bayrak taşımak olsa gerek. Daha iyiye olan arayışı tetiklediğini düşünenlere daha yakın hissedebilecek olsam da, kalitesiz olduğu kesin olarak kabul edilen bir ürünü ortaya çıkarma mutsuzluğu dayanılmaz bir reddi beraberinde getiriyor. Bu yüzden parıltılı insanların yanında onları gözükür kılacak karanlığa ihtiyaç duymazlar. Bilakis yeterince parlak olmaları hali hazırda bir karanlık haleye de ev sahipliği yapmaktadır. Bıçağı bıçakla bilemek gibi yine kendi seviyesinde başka bir uzmanlıkla çok daha cezbedici ışık perdeleri görülebilir.



        Tekrarı zor olan sahnelerin sergilenmesi izleyicide kayıt korkusu oluşturur. Sadece giriş bileti kayıt için yeterli görülmez. Kayıt işlemini gönlünce gerçekleştirse bile bu isteği onu ancak hüzne boğabilir. Zira yaşadığımız çağda henüz son tüketici ürünleri arasında yer alan kayıt cihazları parıltı kaydedici özelliğine vakıf değiller. Üstelik kayıt işlemi için ilginizin kayması durumu başka bir dalgayı daha kaçırdığınızın kaydı niteliğindedir. Anı kayıtları üst başlıkları çok, detayları az miktarda barındırmalıdır. Zira beynin güzel ile teması bambaşkadır. Detayları o halleder.

        Bazen kelime dağarcığının yetersiz gelmesi sebep olacak, çözümleme esnasında anlatım yoksunluğu çekebilirsiniz. Fakat beyin böyle değildir. Tüm işlemleri yapmasına ek olarak bilgiyi sizle paylaşır. Nadir bir şeyle karşılaştığınızda tüm uyarı bildirimleri size sunulur. Kaçınılması gereken durum veya kaçırılmaması gereken bir fırsat. Bu işlemlerin her biri kısa sürede halledilmesinin yanı sıra kütüphanenizdeki diğer tüm benzer durumlarda ulaşmış olduğunuz sonuçları sıralayarak bir takım seçenekleri önünüze sermekten çekinmez. Yeterli vakti varsa kütüphanenizde doğrudan size ait olmayan kayıtları inceleyerek başka tecrübeleri hesaba katmaktan kendi alıkoymaz. İşte bu noktada ses analizi beyin tarafından görsel veri olmaksızın dahi işlenecektir.

        Psikoakustik konusunda Zürih Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde çığlık tayfları üzerine bir araştırma takımının yaptığı çalışma işleri biraz daha bilimsel yapıyor. Çığlık kavramı hızlı ayrım örneklerinden biri. Peki sadece ses denetimi yapılarak türünü (korku, öfke, eğlence vb.) ayırt etmek mümkün mü? Denek sayısının az olması bir yana cevap evet olabilir. En azından beyin tepkilerimiz böyle olduğunu söylüyor. Sinirsel hassasiyet göstergeleri dinleyicilerin olumlu çığlıklara tepkisinin endişe verici çığlıklara nazaran daha hızlı olduğunu gösteriyor.

        Bu konuda kaderde bu insanlar ile hep karşılaşma durumunda olsam da, yeterliliğimi sorgulama kısmında vakit kaybediyorum. Sizde onların farkındaysanız onları üzmemeye çalışın lütfen... Belki günün birinde sizde bileşenlerden biri haline gelirsiniz. Hiç karşılaşmamışsanız günler çuvala girmedi, kaçıracağınız yönünde korkunuzda olmasın. Gözleri, güzel sesinde anlatılmaz heyecanlara gark olduğunuzda beyniniz size gerekli mihmandarlığı yapacaktır.



Işıklar içinde şehir
Kaybetti parıltısını
Kulaklarda bir, şiir
Kaybetti lakırtısını

Yüreğin saati durmuş
Kaybetti tıkırtısını
Kapım kapanmaz olmuş
Kaybetti gıcırtısını

Kurudu göz pınarları
Kaybetti şakırtısını
Gönül yalnız darıldı
Kaybetti çatırtısını

Cesaret, görmez oldu
Kaybetti patırtısını
Şehir, insanla doldu
Kaybetti takırtısını


Kullanılan görseller: 0,1,2,3,4,5

30 Nisan 2021 Cuma

Duvardaki Böcek



        Günün sonunda, en fazla 20 cm uzaklaşabilmişti.
        Güneş tekrar doğduğunda ortadan yitip gitmişti.
        Belki hiç bilemeyecekti ne kadar yol yaptığını,
        Yolundamıydı işler belki de bilmek istememişti.

        Gezegenin en kalabalık sınıfının araçsız görülebilenler olarak düşündüğümüzde, böcekler olduğuna kanaat getirmek zor olmasa gerek. Bu küçük yaşamlar gözlenebilir azmin, en kolay örneğini sergilemekten çekinmeyen canavarlar. İnsanlığın çalışkan olarak niteleyebileceği aktiflikte maceralarını gerçekleştirirken görülebilir ötesinde bir sahne sergiliyorlar.



        Anlayamadığımız yaşamlar için çömelmek veya daha da yükselmek gerektiğine inanmışımdır. Optik teknolojisi anlamsız veriyi ancak hareket ederek bilgiye dönüştürebilir. Fakat ömür boyu karşılaştığımız onca veri, bilgiye dönüşmek üzere depolanıyor. Nicesinin veri olduğuna inanılıyor, ne garip!

        Tüm bunların yanı sıra analiz yeteneğimiz denek sayımız ile tamamı ile doğru orantılı. Aslına bakarsanız tüm bilimsel makalelerin temelinde ölçülebilirliğin olduğundan bahsetmiştim. Şimdi ise test alanının büyüklüğünün sonuca olan etkisinden bahsetmeliyim. Varsayımsal olarak üzerinde çalıştığınız bir projenin sonuç odaklı ilerleyişinde kaybolduğunuz gerçeği ile karşı karşıya kaldığınızı düşünüyoruz. Sık kullanılanlar bölümünde yer alan tek proje temelli çalışma prensiplerinin genel sorunu, ezici yük altındaki tekillik problemidir. Şirketler çağında büyük projeleri, küçük şirketlerden ziyade büyüklerin başardığını görüyoruz. Tekillik sorununu gidermenin bir diğer yöntemi ise küçük lokmalar teorisi ile örtüşmekte.

        Karınca toplumunun tek bir ferdini yakında inceleme fırsatınız olduysa, çalışmaktan ziyade keyfi gezintiye çıkmış veya bedeninden büyük bir yemeği gezdirmek üzere takılan çok ayaklı(sayı sayma sistemi çok eskiden 1,2 ve çok şeklindeydi.) bir canlı ile karşılaşırsınız. Bu canlının yazının başında belirtilen erdemlere uygunluğunun tecili, ancak çevresine de odaklana bileceğimiz yeni bir lens ile mümkün olabilmekte.

        Tasarımın nihayetinde izlenilmesi gereken sürecin tekillik olmadığının farkına varıyorum. Nitekim soluk soluğa yürüttüğüm projelerin parçalara bölünmek sureti ile yürütülmesi pek daha mümkün gözüküyor. Fakat işin sonunda yani iki farklı yöntemle ulaşılmış sonucun insan doğasında elde edilecek keyif üzerine etkisini merak etmiyor değilim.

        Bir yemeğin az miktarda günlerce üst üstte yenmesi veya sınırları zorlayıp çok daha kısa sürede bitiminin etkisini düşündüğümde kararsızlığım bir kez daha artıyor. Genelde insan vücuduna baskılar dışarıdan gerçekleşir. Bu işlem fizikselde olsa mental de olsa doğrudan dışarıdan bir olay ile vuku bulur. Ama yeme faktörünün büyüklüğü içten bir sıkışıklık oluşturacağından, büyük projelerin tek porsiyonda tüketimi vereceği hissiyat itibari ile böyle özetlenebilirdi. Öte yandan yeme işleminin ne için gerçekleştirdiğinizde bu sistemde anlayışın değişmesinde önemli bir araç. Derecelendirmek, tatmak, karın doyurmak vb...

        Belki de bir proje bitmeden diğerine başlayanlardansınızdır. O zaman dilinizin tat algılayıcılarının doğru sonuçları vermesi adına sıfırlama işlemi gerçekleştirmeniz gerek. Sanırım bu işlem uzak doğuda zencefil turşusu ile yapılıyor. Peki proje camiasında nasıl? Belki projeler için böyle bir imkan sağlanamıyordur. Ama o zaman çıkan sonucun yetkinliği daha fazla tartışmaya açılmış oluyor.

        Bu durumda yine başa dönmeden önce ortalara bir yerlere bakalım isterseniz. Son proje ve bir öncesinin benzerliğinden ziyade bütünü özümsemek adına geçmişe yönelik tüm eserleri yorumlayabilme katsayısını merak ediyorum. İlk okuldayken öğretmenimiz günlük tutmamızı önerirdi. Ama alelade bir günlük beni cezbetmiyor. Sosyal medya katkısı ile yıllara göre albüm, fotoğraflardaki gülümseme yüzdemi hesap eden bir yazılımla en mutlu olduğum günlerin analizi, sanırım hiç biri yeterli değil. Peki ya fotoğraflarda yanımda olan insanların sayısına göre bir filtre olsaydı. İsteğime en yakını bu olurdu sanırım.



        Duvarımda bir böcek yürüyor ve ben onu izliyorum. Geçmişini bilmiyorum. Yani tahminlerim var elbet fakat nereye gittiğinden de habersizim aslında. Daha önce neler yaptığını kimlere ilham olduğunu bilmiyorum. Yapabileceklerini tahmin edemiyorum. Onun gözlerinde hayalini göremiyorum. Bazen görebilmek için ışığı yakmak iyidir. Bazense tamamen karanlıkta kalmak. Koca şehirlerin keşmekeşliği, çürümüşlüğü yok olur karanlıkta. Işıl ışıl parlamaktan geri durmaz artık. Ucuz yollu bir mikroskopsa kullandığınız ışığınız yoksa hiç bir iş görmez artık.

        Öte yandan hamleler tükendiğinde, akla şu sözler geliyor yine;
"Bir pozisyonda ne oynayacağınıza karar veremiyorsanız tenuki yapın." -Go Atasözü
Tenuki; Rakibin son hamlesini dikkate almayıp, cevaba değer görmeyip başka bir yere oynama durumu.

        Tenuki yapma zamanı yaklaşıyor...

        Bütün eşyayı kuşatan, derin bir nazar
        Baka kaldı sisli ve esrarengiz cihana
        Kapatmıştı gözlerini bu sessiz diyara
        Oysa durağanlık sadece mezarını kazar

Kullanılan görseller: 0,1,2,3

23 Nisan 2021 Cuma

Zaman Makinesi I


    
     "Batan güneş çoktan yarını aydınlatmaya başladı." [Gintama açılış müzik videosundan bir cümle]

        Birincil tüketim maddesi varsayılan olarak sudur. Daha sonra yiyecekler kademeli şekilde eklenebilir. En üst nokta ise yenmez içilmez lüks tüketim ürünler diyebiliriz. Sıralamanın neresinde olduğunu bilmediğim maddi olmayan duygusal tüketim ürünleri de bir yerlerde olmalı diye düşünüyorum. Fakat bizim konumuz yine yiyecekler ile ilgili.

        3 yıl önce denk geldiğim sanatsal çalışmanın bende bıraktığı etkiden midir bilmem, benim için önem arz eden yemeklerin veya bu yiyeceklere ulaştığım mekanların değerini düşündürdü.
Belirli bir süre akıntıları ile mücadele ettiğim şehrin merkezine oldukça yakın bir noktada ızgara çeşitleri sunulan bir lokantayı dillendirme gereği duydum. Kendisi şehirde bulunduğum yıllarda yanılmıyorsam 4 şubeden oluşan ufak bir lokantalar zinciriydi. 3 numarayı deneme fırsatım hiç olmamasına rağmen, üzerine daha derin düşüncelere dalmam gereken 2 numaralı şubesidir.

        Fiyatlandırma kesinlikle ucuz olmamakla beraber mekanın içerisine girmeden camın üzerine yazılmış fiyatları görebiliyorsunuz. Böylece sürpriz faktörü ortadan kalkıyor. Ama lezzet peşinde fiyatın önemsizleşmesi sorunundan dolayı 2 numaralı şubeye defaatle gittim. Farklı kombinasyonları denemekten kendimi alamadım. Hem yemek menüsü(adana, kuzu, ciğer ve tavuk
ayrıca içecekler) hem masanın karşısında veya sandalyemin yanında olanların farklılaşması ile güzel bir yelpaze elde edebildim. Bu yelpaze diğer şubelerde de denenmesine rağmen aynı muntazam sonuca ulaşmama yardımcı olmadı.



        Bahsedilen sanatsal çalışmanın açıklamasına göz gezdirildiğinde, gezegenin öbür ucunda mekan algısı temelinin yine yiyecekler ile sağlandığını görüyoruz. Mutfağın varlığı yok olma tehlikesi ile karşılaştığında tüm temsilciler mührün kaynağını kendi sanatsal ifadeleri ile taçlandırıyor.

        Tüketim faaliyeti sadece karın doyurmak için değil, anı mühürlemek adına da kullanılır. Zira 2 numara %50 oran ile tek gitmişimdir. Bazen 2 bazen 5 kişilik geniş sofralar gezegenin sorunları ile ilgili yoğun muhabbetler bu leziz yemeğe eşlik etti. Zira ev sahibi oydu. Bu mekan inakaya gibi yıkılma tehlikesi ile karşılaşmadı. Hatta yazıda kullanılan ilk foto yakın zamanda şehri ziyaret eden yemek arkadaşlarımdan biri tarafından çekildi. Aslına bakarsanız bana 10 Kr'ye lisans hakları ile sattı. Fakat fatura sorunları sebebi ile ödemenin gerçekleştirilemediğini belirtmeliyim.

        Kebap yediğim bir mekanı modellemem gerekip gerekmediğini merak ediyorum. Fakat masa etrafında toplanmış aç kesimin kelimeler kullanarak daha lezzetli bir sofra oluşturduklarına düşünüyorum. Ancak tek yemenin de kendine özgü ayrıcalıkları sunduğunu söylemeliyim. Kime ait olduğunu bilmiyorum fakat geçenlerde kayıt olmaya çalıştığım web sitesinde öğretici bölümde yer alan şu söz "Kendi kendinize konuşmanın bir avantajı, en azından birinin dinlediğini bilmenizdir." tek başına ziyafeti daha iyi tanımlıyor.



        Bu eşsiz yiyecekler, kendilerine ulaşma temelinde çok daha heyecan verici serüvenler gizliyor. Yetiştirilmesi için geçen tüm bu süre, hasat edilmesi adına olgunlaşma aşaması ve çok daha önemlisi saklama koşulları. Elde edilen eseri saklayabilme yeteneğimiz buzdolabının icadı ile başladı sanıyorum. Daha öncesinde soğuktan ziyade sıcaktan faydalandık. Kurutmaya olan çabamız o kadar güçlüydü ki pastırmaya ulaştık. Ama pastırma başka bir hikaye için şimdilik kalsın. Buzdolaplarının icadının yanı sıra teknolojik gelişmeler durmadı.

        En büyük icatlar listesi hakkında kitaplar yazılmışken, heyecan peşinde koşuyor değilim. Tam bu noktada bir kitap önerisi aklıma geldi. Belki de 10 yıl önce okumuş olduğum bu kitap tarihin ilginç ikililerinden biri olan "Vida ile Tornavida - Witold Rybczynski" hakkında.

        Saklamaya olan inancımız önce görsel olarak ortaya çıkmıştı, gelişim ressamlık sanatını geri plana atsa da video kayıt kısmına gelindiğinde fotoğrafın dahi önemi yitirilmeye başlandı. Gerçi bu sıralamada buzdolabının daha sonra olması ilginçtir. Sanat yemekten bile önce tutuldu diyebilir miyiz? Şu sıralar sanat görsel manada hareketli sanal resimlere kaymaya çalışsa da ilerleyen günlerde sanırım puslu yarınlar daha görünür olacaktır. Zira sanatın tanımlanması, ölen insanların eserleri üzerine ya da tarihin yani günün ölümü üzerine tepinip duruyor olması ile ilintili. Ölen insanların geçmişten seslerini duyduğumuz veya görüntülerini görebilme gerçeği ile yaşıyoruz. Fakat daha da önemlisi insanlar öldükten sonra bile onların yemeklerini yiyebiliyoruz. Buzdolabının icadı ile ileriye dönük dondurulmuş gıdalar yenilebilir halini koruyor. Bu da bizi evlerimizde garip ve tutarlı olmayan zaman makinesi bulunduğu gerçeği ile baş başa bırakıyor.

        Şu an kaybolan nesneler dinamiği adı altında işleyeceğimiz konu ölüm olmamalı. Kaybolan her değerin peşinden ona ait bir anı not alınır. Notlarında kaybolma ihtimalini göz önüne alarak değerlendirmeleri yenileyebilmek veya hatıraları canlandırabilmek için tüketilebilir kaynaklara ihtiyacımız var. Fiziksel olarak gezegenin başka bir noktasında denk gelememe ihtimaline karşın, yemek yediğim insanların hatıralarının en azından varlıklarının mekana kazınmış hallerini buraya not alıyorum.

        Başka bir öneri ise eğer yolunuz düşerde adana kebap yeme arzusu içerisinde olursanız, siparişinizi bol yağlı olarak isteyin lütfen.




Kullanılan görseller: 0,1,2,3