9 Nisan 2021 Cuma

Uzayda Balık Tutmak



        Gerekli koşulların sağlanması durumunda; çalışan oltanızın, taze(yakalamak istediğiniz şeye göre değişiklik gösterir. Su altındaki her canlı taze besin arayışında değil.) yeminizin ve tabii tutulacak balığınızın o konumdaki var oluşu ile alakalı eğlenceli bir arayış hikayesidir. Sonar ve benzeri bir kaç teknolojik aracın bu hikayeyi kısa tutması durumu haricinde, astrolojik bazı etkenler dahi bu eylemin gerçekleşme durumuna olumlu veya olumsuz şekilde etkileyebilir.

        Oltayı göz yanılgısının temsili olan düz atlasa yönlendirirsiniz. Konumunuzu bildiren halkalar avlamak istediğiniz her şey için davetkar sinyalini yaymış olur. Her ne kadar görsel izleniminizi su seviyesinde engelleyecek pek bir şey olmasa da. Arayış hikayesinin özünün arananın konumunun tam olarak bilinmemesinden dolayı sıvının altındaki görüş seviyesinin düşüklüğü bu işlemi daha eğlenceli kılar.



        Tüm bu varsayımlar nezdinde ihtimallerin arttırmak adına, kullanılan cihazların daha gelişmişine sahip olmak veya insanlarca nadir ziyaret edilen bölgelerde avlanmak hissiyatı içinde bulunabilir. Öte yandan tecrübe ve bilimsel açıklamalar ile dile getirebilecek yem derinliği ayarı pek önem taşır. Zira her türün derinlik algısı(çoğunlukla hayatlarını sürdürdükleri derinlik bölgesi.) farklı olacağından takıldıkları bölgede yemin bulunması ihtimallerin sizin tarafınızda yükselişe geçtiğinin simgesidir.

        Sıklık balık tutmaya giden, bu gerçekleştirmelerin çoğunu internet ortamında belgeleyen insanın tabii olarak kendine sunulan reklamlarda(yem), turistik uzay seyahati bileti görmesi pek muhtemel değil. İnsanlarında kendi içlerinde bir derinlik algısı pek tabi olabilir. Bu durum rahat ettikleri odaları, bilgisayar tabanlı kimlikleri, takip ettikleri ve tüm önerileri not alıp kenara bıraktıkları hayatlar(ın)dan bahsediyorum. Hani şu yüzeye yakın olanlardan...



        Dünya üzerinde ürünlerin geneli yok olmak yerine el değiştiriyor, buna kısaca ticaret diyoruz. Aslına bakarsanız, okyanusları aşma fikri, sömürge sistemi ve son olarak ticaret eğiliminin çıkışının üzerinden çok zaman geçmedi.

İnsanlık uzun süredir yukarıya bakıyor.
Gecenin yaldızlı perdelerini sayıyor.
Kimi kendinden bir parça arıyor.
Kimi tükendiği hayallere tapıyor.

        Perdeler ardındaki nice hazine davetkar ışıklarını her gece gözler önüne seriyor. Bu hazinelerin varlığı şehirlerin taklit ışıklar altında silinirken varlıkları yok olmuyor. Suyun altındaki balıklar nasıl orada duruyorsa hazinelerde bizi beklemekte. İletişim kurmayı, üretmeyi ve dahi tüketmeyi seviyoruz. Anlatılmayı ve anlatmayı seven başka bir iki ayaklı tanımıyorum...

        Derinlere inebilme yetilerinin, çoğu diğer türe göre takdire şayan olan balinalar bir yüzeye de ihtiyaç duyar. Yüzeye yakın olan her canlının mantıksız tüketim ve onaylama esiri olduğunu farz etmek doğru değil. İnsan oluşumuz toplum içerisinde her daim ticareti gerekli kılıyor.

        Orada siyah perdelerin ardında ticaret yapacak değişik türler arasında olacağımız günlerin gerisinde yaşıyoruz. Öte yandan sıkıcı olan kısma gelmedik bile. Oltamızın kıpırdanmasının geçtim, bu siyah kumaşın üzerinde tek bir mantarımız yok. Mantarın hareketinin beklendiği zaman dilimi en sıkıcı kısım olarak adlandırılmasına rağmen bence bu bölüm doğru bir seçim değil. Aranızda MMORPG oyunlarının tadına bakmayan varsa anlatması zor bir durum. Şöyle açıklayalım. Belirli miktar yük alabilen bir çantanız var(doğal olarak), kesildiğinde içlerinden ticari değeri olan eşyaların düştüğü yaratıkları kesmeye gidiyorsunuz. Bu yaratıklar genelde satış noktalarına uzaklarda duruyorlar. Dolayısı ile git-gel durumu sizin oyun sürenizden yiyor. Bu yüzden çantanız dolsa bile daha değerli olduğunu düşündüğün eşyayı alma adına elinizdeki ürünün bırakılması durumu. En sıkıcı durum budur.

        Eğlenmek için yok etmeyi seçeceğimiz karanlık çağın seslerini duymamak elde değil. Araçlarımızın mihmandarlığında her gördüğümüz kaya parçasını parçalayacağımızı düşünmüyorum. Fakat değerli madenlerin ticareti mekan veya zaman değişiminden olumsuz yönde etkilenmeyecek bir meslek türü. Malzeme bilimi yükselişe devam etmeyi planlıyor... Roger'ın gemisinin ana malzemesi olan ağaç yine aynı hayalin peşine düşmüşlerin gemisinde bulunur. Fakat bu demek değil ki her gemiyi alan bir şey bulacak. Her olta sahibi kovasını balıkla mı doldurdu veya her kovasını dolduran geri mi döndü?

        Siyah perdenin kalkması ile sahnenin yeni maceracılarla dolacağı kuşkusuz. Merkezi ışıldayan sıcak
büyük kayadan sonraki üçüncü kayadan ne kadar uzaklaşacağız. Akla gelen bir diğer soru ise ne zaman
geri döneceğiz. Taş ve topraktan başka bir şey bulamadığımızı anlamak ne kadar sürecek yada ticari ilişkiler kurabileceğimizi yeni insansılar ile tanıştığımız gün ne kadar uzakta?

        O, 20-30 yıl önce dünyayı gezenler, şuan tekrar gezdiklerinde aldıkları tat ne denli değişti. İletişimin hızlanması özgün kültürleri ayağımıza getirdi, ve değiştirdi. Yıllar öncesinin ilkleri yürüdüğümüz sokak köşelerinde dükkan açtı. Gelme biz getiririz dendi. Sen dur senini için biz uçak yaparız. Senin için en rahat sürüş keyfi için araçlar üretiriz, Yemek yapmak için zaman harcama, senden çok daha kısa sürede ve çok daha lezzetli ve daha önce denediysen tadının hep aynı seviyede olduğu hatasız yiyecekler yaparız söylemleri tabelalarda göründü. Bu cümleler simgeler ile eşleşti. Duyularımızın doygunluğu her daim başkalarının eserleri ile sağlandı.

        Bir balığın, yem olmadıkça ne işi olur sizin oltanızla. Kendinden küçük, yaldızlı taklit balıkla bile ilgilenirken; mat bir kanca ile uğraşacağını sanmıyorum. Daha büyük yemlere ihtiyacımız var. Belki de daha çok açılmalıyız kıyıdan uzaklaşmadıkça büyük balıklara denk gelme ihtimalimiz o kadar az ki... İhtimalleri arttırma vakti geldi. Yıllar önce ırmaklarda küçük altın tanelerine rastlayanlar, insanı az toprakları kazmaya başladı. Altına hücum böyle başladı. Ama bu avcılar çok daha öncesinden altının değerli olduğunu biliyordu. Uzayda bilinmeyen bir çok maden ile karşılaşılacak, bunların radyasyon benzeri insana zararlı ve fark edilebilme ihtimali noktasında yetersiz ekipmanlar ile gidilecek. Riskin büyüklüğü ancak kazancın kendisi ile ölçülebilir.

        Çevremizde dolaşan gök taşlarının bir kısmı yeryüzünü ziyaret etme cesareti gösterirken, kara nehrin altın taneleri parıldıyor. Pek tabii bir kısım asteroit ve kuyruklu yıldızlar tozlarını bırakmaktan geri durmuyor. Popsci de okuduğum şu yazıdaki geçen veri ise aradaki "az, çoktur" teorisini karşılıyor. Zira Gezegenimize gelen tozların 5200 tona karşılık gelmesinin yanında gök taşları gibi büyük cisimler ise on tondan daha az miktarda.

        Balıklar için en iyi yem tarih boyunca öğrendikleri doğal yemlerdir. Özellikle büyük şenlikler. Evet, yağmurlu havalardaki böcek festivallerinden bahsediyorum. Yüzeyi ziyaretleri doğal akıştır. Yaşamın simgesi su yine yüzeye döner. Yine yaşamın simgesi olan suyu ötegezegenler de yağmur yağıyor mu sorusu ile eşleştirmekte mümkün. Nitekim diğer nadir olaylar nadir balıkları yüzeye getirir. Japonya için depremler, derin deniz balıklarını sahil sermektedir.



        Macera ruhla bütündür. Ya adım atmaktan zevk alırsınız yada nefret edersiniz. Hazine peşinde olduğu sanılan Luffy(One Piece adlı çizgi romanda geçen bir karakter) dahi maceranın kendisini önemsediğini defaatle gösterdi. Kendi için koyduğu hedef en tepeydi. Ancak macerayı yaşamadan bu hedefe ulaşmak istememiştir. Gon(Hunter × Hunter adlı çizgi romanda geçen bir karakter) bile nefret etmesi gereken duruma, terk edilmesinin sebebini görmek adına maceraya atılarak göstermişti duygusunu.



Karanlık bir sos, yıllarını verip tadını arttırıyor.
Soya denilen bu şeyin tadı, dilimin üzerinde oynuyor.
Ya karşılaşma doğru değil yada yıllar kayboluyor.
Galaksimiz içindeki parıldayan taneleri ile kaynıyor.

        Açıkça söylemek gerekirse taşa toprağa hasret deyilim. Ötegezegenler de bulunan ırklarla kültür muhabbeti hoş olurdu. Fakat muhabbet esnasında yiyeceğimiz yemek daha bir merak konusu. Zira yeni ve bahsedilmeye değer soslar istiyorum.

        "Uzay, son sınır. Bunlar yıldız gemisi Atılganın maceraları. Görevi farklı yeni dünyaları keşfetmek. Yeni hayat ve medeniyetler bulmak ve daha önce kimsenin gitmeye cesaret edemediği yerlere gitmek."
-Star Trek Next Generation açılış sahnesi.

        Sizin için balık tutacak, yemek yapacak, radyasyon veya türevlerini emecek insanlar bulabileceksiniz. Hatta maceralarını kayıt altına bile alacaklar. Peki siz ne yapacaksınız?





Kullanılan görseller: 0,1,2,3,4,5



2 Nisan 2021 Cuma

AlphaGo



        Bir insanı değerlendirirken kriterleriniz nelerdir?

        Genelde elektronik cihazlar için sayısal değerlendirmeler tercih ediliyor. Ancak bu değerler üreticiler tarafından belirtiliyor ve belki kağıt üstünde bağımsız kurumlarca değerlendiriliyor. Sayısal veriler çoğumuz için bir şeyler ifade etmekten oldukça uzak bunun yerine aynı ürün sınıfında rakipleri ile karşılaştırarak sonuca varmaya çalışıyoruz. Aslında sadece bununla kalmıyoruz. O ürün grubunda daha önce bir deneyimimiz olmuşsa onunla da karşılaştırıyoruz. En temelde ürün veya muadili ile deneyimimiz olup olmadığı önemli bir nokta. İkincil değerlendirme çözümü değerlendirmelerine saygı duyduğumuz başka insanların değerlendirmelerini dikkate almak oluyor.

        Kararımızı etkilemesi gereken kriterler bütününün nüvesi "amaç" olmalıdır. Alınacak ürün sayısal olarak üstünlüğü ya da kullanıcı yorumları ile kullanılmaya değer gözükse de kullanım amacınız için yeterli değilse veya amaç dışı nitelikleri ile fazlaca masrafa girmenize sebep oluyorsa tercih listenizde gerilere düşmeli. Tüm bunların yanı sıra amacınız doğrultusunda bir çok değişken cihaz verimini etkileyecektir. Cihazın çalışacağı ortamın iklim bilgisi, kullanım sıklığı ve ne kadar yük altında kalacağı vb...



        İnsanları değerlendirirken öncelikli gözlem yeteneklerimiz bir takım bilgiler sunuyor. Fakat onları yük altına sokup ölçüm yapmak her zaman mümkün olmuyor. Üstelik insanlar da iklim tarafından etkileniyor, bir takım uyku düzenleri veya yedikleri içtikleri, hepsini olmasa da bir kısmını etkileyebiliyor.

        Çoğu zaman insanlar beyinlerini kullanmak sureti ile işlerini gerçekleştirirken, çok daha azı fiziksel özelliklerinin hayat oyununda önemli bir etken olduğunu düşünüyor. Çok uzun zaman önce bir arkadaşımdan halı saha maçı oynamaya davet edilmiştim. Bu teklifi hiç kabul etmemiş olsam da daha sonra çok miktarda tenis oynamıştık. Bu maç karşılaşmaları isteğinin altında yatan temel sebebi analiz kaynağı elde etmek olduğunu belirtmişti. Tabir doğru ise insan analizi için rekabet odaklı yük altı çalışma durumu, ana hedefti.

        İnsanlar; iletişim anında tüm sıradan senaryolarda kontrol altında  bir iletişim yürütürler. Araya değişkenler eklenerek duygu analizi gerçekleştirilebilir. Hassas konulara verilen tepkilerin her biri önemli bilgilerdir. Fakat tüm bu dürtme işlemi bireysel ilişkileri olumsuz etkileme yönünde adımlardır. Bunun yerine daha dışarıdan ve kesin olmayan bilgiler ile veri dönüşümü yapılmaya çalışılır. Kişinin okuduğu kitaplar, dinlediği müzikler, izlediği filmler, çalıştığı yer veya eğlence anlayışı... Kısacası parayı nerden kazanıyor ve nereye harcıyor soruları fark ettirilmeden öğrenilmeye çalışılır. Belirli miktarda uyum yakalanıyorsa birliktelik devam eder.



        Tüm bu zorlu işlemler uzun soluklu bir serüvenin habercisidir. Aslına bakarsanız bir takım internet bağlantılar size çok daha hızlı çözümler bulabilir. Fakat bundan yıllar önce... Sanırım 4000 yıl önceden bahsediyoruz. Bir oyun yeryüzüne gülümsedi. Rivayetler çeşitli olsa da birini buraya not almakta fayda görüyorum; Çin hükümdarı oğlunun bir imparatorun sahip olması gereken yeteneklere ulaşabilmesi adına hizmetindekilere bir oyun bulmalarını emreder.

        Ortaya çıkan oyunun adı "GO" 'ydu. Çin'de "WEİQİ", Kore'de "BADUK" ve Japonya'da ise "İGO" adıyla anıldı. Oyun, masa oyunu denilebilecek bir tahta ve taşlar ile oynanıyordu. Tahta, üzerinde 19 dikey, 19 yatay çizgilerin kesişmesi ile oluşuyordu. Taşlar ise 181 siyah 180 beyaz ile toplam 361 taneydi. Zaman içerisinde kurallar eklense de oyun basitliği ve az miktarda kuralı ile davetkar bir yapı sunuyordu. Taşların kural kapsamında birbirinden tek farkı renkleriydi.(Oyunu zorlaştırmak adına bazı oyuncular tek renk ile de bu oyunu oynayabilirler.) Kendi aralarında bir hiyerarşiye sahip değillerdi. Oyun sonunda beraberliği engelleyebilmek adına beyaz +6,5 veya +5,5 Komi (puan) ile başlar. Uluslar kendi içlerinde bu ek puanın sayısal değerlerini değiştirse de +0,5 'lik fark beraberliği etkileyen asıl nokta iken, komi'nin beyaza verilmesinin sebebi ise oyuna her zaman siyahın önce başlamasıdır.

        Oyunda ki temel amaç, rakibin taşlarını öldürmek değildir. Zira tahta üzerinde kral veya rütbeli herhangi bir taş bulunmaz. Hepsi aynı özelliklere sahip bu orduyu yöneten kişi sizsinizdir. Verdiğiniz kararlar geri alınamaz yani tahta üzerindeki kesişim noktalarına koyduğunuz taşları oynatamazsınız. Amaç öldürmek değil savaş arazisi üzerindeki en geniş alana hükmetmektir. Sonuçta dünya üzerindeki savaşlar genelde toprak hakimiyeti ile ödüllendirilir. Arazi üzerindeki üstünlük sonucu belirler. Ve oyun biter. Öldürmek için değil yaşamak için oynanan bir oyun. Oyun içerisinde geriye kalan bir kaç kural için veya alışılmış hamleler için bir çok felsefi söz bulunmakta... Fakat konumuz oyunu tamamı ile tanıtmak değil.



        Bu konu ile daha fazla ilgilenmek istiyorsanız, fakat yazılı materyaller bu eğlenceli seyahat adına sizi heyecanlandırmıyorsa önerebileceğim görsel materyaller; (Kitaplarda bu listede olsun, azınlıkta kalıp sorun çıkarmasınlar.)
Anime
-Hikaru no Go
Film
-The Divine Move
-The Divine Move 2: The Wrathful
Kitap
-Go Ustası  Kavabata Yasunari
-Go Kitabı  Richard Bozulich
Belgesel
-AlphaGo



        8 yaşından beri zirveye oynadığı hayatında, bir bilgisayar programı daha fazlasını yapabileceğini ispat etmişti. Evet strateji tabanlı bir savaşta. Tarih sahnesinde teknoloji gelişimi ile kas gücü çok kısa sürede alaşağı olmuştu. Günümüzde sanat tanımına uyabilecek çok daha fazla eseri yapay zeka üretebilmişti. Ruhu olmadan eserler yapabilen bir program ne ise Alphago taklit yeteneği çok gelişmiş bir abaküstü. İleriye dönük tüm hamleleri görebilmek. Yenilmezliğe oynamak noktasında kas gücüne değil zihnine güvenmiş bir adamı tahtanın ve kameraların önünde hırpalıyordu... Lee Sedol 9 Dan Pro bir oyuncu olarak 5-0 kazanacağını iddia ettiği maçı kaybediyordu. Daha önce hiç bir go maçını canlı olarak izlemedim. Fakat Lee Sedol rakibi karşısında şekilden şekilde girerken Alphago bunun farkında bile değildi. Maçın gerçekleştiği binanın teras katına hava almak için oyun esnasında ayrılan Sedol geri döndüğünde şaşkınlık uyandıran başka bir hamle ile karşılaşacaktı... 2016 yılında ki bu maç tüm go dünyasını sarsacaktı. Lee Sedol kimileri için yıkılmaz kale olarak 3 mağlubiyetin ardından yapabileceği en iyi hamleyi 78. hamleyi oynadı.



        Ruhun sadece tek taraflı hissedildiği bir oyun olarak düşünülmesi bana yanlış gibi geliyor. Alphago analiz ettiği tüm oyunların bir parçasını barındırıyordu. Ve gonun doğası gereği rakibi ile uyum içinde oynuyordu. Bir aynadan daha fazlasıydı kuşkusuz... Tüm birikimini kullanırken tahta üzerinde, bir insanın yapmaması gereken hataları da yapmaktan geri durmuyordu. Hala öğrenmeye devam ediyor...


        Rekabet gerektiren bir oyunda analiz edilecek kişi; Açgözlü davranıyor mu? Hırslı mı? Gerektiğinde hedefi için bir şeylerden vazgeçebiliyor mu? Strateji temelli ileri görüş yeteneği ne kadar gelişmiş. Zaman tüketimi nasıl? Gelişmeye açık mı yoksa eski usul mü hareket etmeyi seviyor? Aynı hatalara tekrar düşüyor mu yada hatalardan ders çıkarıyor mu? Yanıt verilmemesi gereken sorular soruyor mu? Gerektiğinde yenilgiyi kabul edebiliyor mu?



        Bunun gibi bir çok soruya cevaplar bulabileceğiniz nadir oyun...



Kullanılan görseller: 1,2,-3,4,5,6,7