16 Nisan 2021 Cuma

Eğitimin Kutsal Toprakları


        İnsanlığın, atalarına oranla daha ileriyi hedeflerken izledikleri yol beni her daim şaşırtmıştır. Zira ilerlemek çoğu kez öncekinin üzerine konulmak sureti ile gerçekleştirilir. Soyut ve somut kavramların anlaşılması biliş seviyesi ile doğru orantılı. Aslına bakarsanız bilimin temellerinde ölçü araçlarımız yatıyor. Bilim ancak ölçülebilir değerler üzerine inşa edildi. Dolayısı ile insanlık ölçülemeyen tüm değerlendirmelerde ya akıl almaz ilerlemelere ya da gerilemelere ulaştı.

        Akademik dünya ölçülebilen ve tekrar edilebilen deneyler üzerine kurulu yazılı metinlerden ve bu metinlerin bir birine olan bağlantılarından ibaret. Aslına bakarsanız lisans eğitimi düzeyine kadar yazılı metinlerin grafik ve formüllerin anlamlandırılması arasında geziyoruz. Öğreten kaynağın aracılık seviyesine olan güven günümüzde sarsılmaya devam ediyor. Zira okuma kavramı yeterince anlamlı değil. En azından tek başına.

        Karşılaştırma psikolojisinde olması gereken, 2 parça için değerlendirme işlemi esnasında dışarıdaki başka bir referans noktası ile sağlıklı sonuç ulaşmaktır. Yemek yerken dahi bu işlemi gerçekleştiriyoruz. Aslına bakarsanız. Gerçekleştirdiğimiz her eylemde referans noktalarımıza ihtiyacımız var. Sonuçta referans noktamızın ne olduğu kararlarımızı etkileyen ana nokta. Zaman için bu noktaların ilerlemesi veya nadir de olsa gerilemesi mümkün de olsa, olayın özünde vakit ve enerji kaybından söz edilebilir. Temelde sınırlı sürede varlığımızın mevcudiyetini ispatladığımız yeryüzünün kaynaklarını verimli kullanmak zorundayız. Bu noktada en önemli kaynağın diğer insan yaşamlarının süresi olabilir.



        Referans noktası oluşumu birincil eğitim seviyesi olarak, sorun çözümüne önemli katkılar sağlayabilir. Eğitim dediğimiz sıralı değişim merkezleri kağıt üstü bilimine deneyler ekleyerek ispatı mümkün kavramlarla bezemekle kalmıyor mu? Bu noktada bilimsel kaynakların sadece fizik, kimya, biyoloji gibi fen bilimlerinin geniş yelpazesinin çok yüzeysel geçildiği kanaatindeyim. Bir konuda uzman diye nitelendirilen kişiye tam mana üzere saygınlığı ancak benzer bir yolun yolcusu bilebilir. Yemek yapmayı hiç deneyimlememiş biri kendisi için hazırlanmış yemekler için burun kıvırabilir. Bu işlem belki aynı uzmanlık için de kaybolmuş kişiler içinde gerçekleşse de temelde iki arasındaki fark anlatmak istediğim ana hedefim olacak. Yüksek kaliteli müziği dinlemek, baharatların tadına bakmak, başkaca esansları koklamak veya benzeri üretim işlemlerinde bizzat bulunmak referans noktası oluşumunda detaylı ağaç yapısına sahip olmak ile eşdeğer. İnsanlar gördükleri, duydukları ne varsa söz öbekleri ile değerlendirdiklerini düşünürler. Vâkıf olmak yolun yolcusu olmayanda gözüken hal değil.



        Eğitimin kutsal topraklarında saygınlığın düşmesi deneysel verilerin bireyselleştirilememesidir. Hikayede yeriniz yoksa sizin için anlamı da yoktur. Genç nesillerin birbirinin benzeri soruları çözmesi çeviklik katabilir fakat aidiyet katamaz. Soru çözümü eğitimi yerine sorun çözümü eğitimi daha iyi bir referans noktası oluşumunun mimarı olacaktır. İşlem esnasında hedefe giden yolun bir çok sorunları da barındırdığı düşünüldüğünde zihin sarayı oluşumu benzeri öğrenimin kapıları açılacağına inanıyorum. Üniversitelerde kulüp etkinlikleri yeni sorunlara gebe toplumların bilişsel yeteneklerini son derece olumlu yönde etkiliyor. Kalite arayışındaki bir çok şirket bunun farkında olarak, üniversite dışı aktivitelerinizi merak ediyor. Zira mezuniyet fikri önemini yitiriyor. Kalıcı olma arayışındaki insanlık değişimin içerisinde kendini ispatlama noktasını genelden birden fazla zorlamıyor. Eğitim neferlerinin bu işi yapabileceğine dair bir belgesi olması kesinlikle yeterli olmamalı. Eğitilen kişiye kendisinin de eğitim macerasını bırakmadığı hissettirilmeli. Bu bağlamda ancak akademik düzeyde öğretim görevlileri makaleleri ile ispat noktasını defaatle zorlayabiliyor. İsterim ki küçük yaştaki insan toplumunun eğitimden sorumlu olan kişiler dahi bu anlayış içerisinde olsun.

        Çalışmanın, sonuca varmaktan daha iyi olduğu bir eğitim sistemi arayışında olmalıyız.
        Star Trek NG s3b16 bir sahnede Data ve kendisi gibi bir android arasındaki şu tartışma;

"...
- Onları izledim ve yaptıkları şeyleri bende yapabilirim ama asla o duyguları hissedemem. Aşkı asla öğrenemeyeceğim.
D- Bu kabullenmeyi öğrenmemiz gereken bir sınırlama.
- Peki neden hala insanlara benzemeye çalışıyoruz. Bunun bize eksik olmamızı hatırlatmak dışında ne gibi bir amacı olabilir ki.
D- Daha fazla insan olmaya her çabaladığımda bunu bende kendime defalarca sordum. Tâ ki, çabalamanın daha önemli olduğunu anlayana kadar. Olduğumuzdan daha fazlası olmak için çabalamalıyız. Nihai hedefimize ulaşıp ulaşamadığımızın bir önemi yok. Çabalamanın da kendine özgü bir ödülü var.
- Çok bilgesin ...
D- Bilgi ve tecrübe arasındaki fark da budur.
..."

        Detayların kaybolduğu bilgi tufanında, kirli atmosferi soluyor ardından uzmanlığa olan inancımızı yitiriyoruz. Tatmadığımız yemekler hakkında fikir beyanında buluyoruz. Arabi bir söz var, her şey için geçerliliğini koruyan fakat en çok Aşk'a yakışan "Tatmayan bilmez". Sevgi Agatha Christie'nin bir kitabında şöyle tanımlanıyordu, "Dünya üzerindeki en güçlü kelime sevgidir. Çünkü insanları güçlü kılar."

        Eğitim her anında konuya dahil olmak ile mümkün. Daha sonra kullanılacağına inanılan formülleri yemliğe dökmek olmamalı. Tarihin her alanında girizgahlar yapılmamalı. Detay her şeyden elzem. İnsan ömrü her konuda bilgili olabilecek kadar gelişmiş olmadığını daha önce dile getirmiştim. Fakat zirveyi tatmayan bir yavru kartal, ne bilir zirvenin tadını. Yumurtadan çıkışı sarp kayalıktır onun. Yuvadan ayrılışı yukarıya değil aşağıya doğru bir eğriyi simgeler. Hedef yeni ufuklar olsa da, daha önce tatmış olduğu zirveye geri döner. Bir gün yeni bir yuva kurması gerektiğinde artık daha iyisini yapma vaktinin geldiği zamanı bilmektedir.

        Zirve tanımlaması ne kadar aşağı olursa hedef o kadar düşük olduğundan. Yavru insanların eğitim düzenlemesinde eğitim dönemleri boyunca her alanda zirve tatların deneyimlendirilmesi bu yüzden önemlidir. Bu kendine eğitim verenlerde gördüğü bitmeyen arayış ışığını da dikkate değer kılacak ve saygıyı arttıracaktır. Toplum düzeni ve gelişmişlik böyle yakalana bilir diye düşünüyorum. İnternet bir çok eğitimi içinde barındırmasına rağmen sıkılgan tavırla masanın üzerindeki her şeyin tadına bakma telaşı içerisindeyiz. Fakat masanın üzerindeki her ürün ihtiyaç değil, daha da önemlisi değerlendirme kriterimiz maalesef yeterli değil. Referans noktamız olmadan her şeyi öğrenebileceğimiz düşüncesi ile sadece karnımızı doyuruyoruz.



        Ömrün bir kısmını başkaca arayışlar peşinde olan şirketlerin adayları için başvuru aşamasında öz geçmiş istendiğini varsayıyorum. Bunun yeterli olmadığını daha sık görmeye başlasak da, asıl istenen kişiye ait portföydür. Zira kişinin nerede bulunduğundan ziyade ürettiğinin ne olduğu daha çok önem arz eder. Belki on elinde on marifet düşüncesi ile çeşitlerine de bakılabilir. Bu bağlamda çoğu akademisyenin fiziksel olarak elle tutulur ürünler barındıran bir portföyü bulunmaz. Çoğu bilimsel makale fiziksel testler veya temelinde fiziksel testlerin bulunduğu formüller ile soyut kavramlar etrafında at koştursa da günün sonunda bilmeyen gözlerde etkileyici parıltılar oluşturamaz.

        Daha sade anlatım; tadım aşaması ister istemez önemli ancak arzu edilen tadılan ürünler arasında sevilenin peşinde yok olma fırsatının verilip verilmeme durumudur.

        Toriko adlı manganın bir sahnesin de geçen şu cümlerler; (61 sayıda geçmektedir.) "Yüzyıl aralıksız süren ve tüm dünyayı kapsayan devasa bir savaş meydana gelir. Böylesine büyük bir savaş nasıl sonuca ulaşır? Bu sorunun cevabı gurme restorantından gelen birinin getirdiği 'YİYECEK' tir. Bu yaşlı adamın ismi Acacia'dır. Savaş halindeki ülke liderlerini tek tek ziyaret edip, kendilerine bir yiyecek sunar. Liderlerin gözlerini yaşa boğacak kadar lezzetli olan yiyecek, liderleri dünyada yaşayan diğer insanların da bu tadı öğrenmeleri gerektiği düşüncesine sokar. Savaşı kaybedip ölüm halinde bir daha bahsi geçen yiyeceğe ulaşamama düşüncesi ile korku ile dolarlar. Dünyayı dolduran delilik yok olur. İyi bir şey yiyince heycan ve mutluluk aynı anda gelir. Bu kavgayı bitiren bir şey değildi, ama insanların birbirleriyle  birşeyler paylaşmasının kapısını açtı. Dünyayı barışa sürükleyen ve savaşı durduran yiyeceğin adı 'TANRI' ydı. Bu isim bir efsane haline geldi ve 'YİYECEK' çağının başlattı."

        Tadını bilmediğimiz şeyleri arzuluyor, deneyimlemediğimiz maceralara özlem duyuyoruz. Bunun karşılığı olarak, hedef için yeterli gayreti göstermekten uzak bir hayat ile zamanımızı bitiriyoruz. Hali hazırda üzerinde çalıştığınız işin daha iyileri mevcut, daha iyisine olan merak duygusunun aşılandığı yarınlarda görüşmek üzere... Sevginin her daim çıkarılan ürünlerde görünmesi temennisi ile.

        Şems-i Tebrizi'nin sözlerini, yukarıda gerçekleştirdiğim israfı bir kenara bırakmanız adına ekliyorum;
        "Aradığın şey o kitaplarda değil, aradığın şeyi okuyarak bulamazsın. Sende eksik olan şeyi gözlerinle tamamlayamazsın. Aradığın şeyi dünyada arayacaksın, aradığın şeyi yüreğinle bulacaksın. Dünyadaki tüm kitaplar, tüm hesaplar, akıl oyunları, sayfalarca laflar, sevginin yerini tutmaz. Okuyarak öğreneceksin ama severek anlayacaksın.”




Kullanılan görseller: 0,1,2,3,4

0 yorum:

Yorum Gönderme