22 Ekim 2021 Cuma

Seçimler ve Seçenekler

        Beraber yaşadığımız yeryüzünde sürekli bir alışveriş ve görev paylaşımı içerisinde hayatlarımızı sürdürüyoruz. Bir kısmımız ağır yüke dayalı işlerde çalışırken diğer bir kısmımız ise hassas incelik isteyen işlerde yer buluyor. Kimi masa başında saatlerce oturuyor kimi tek saniye dinlenemiyor. Aynı oranda bedenen gelişen kasların yerleri de değişiklik gösteriyor. Çeşitli meslekler, insanlık genetik mirasına doğrudan veya dolaylı yoldan katkı sağlıyor. Tüketim ve üretim; alışkanlıklarımıza işleniyor.

        Yaptığımız, takip ettiğimiz ve hayranlık duyduğumuz işler öğrenme becerilerimizi denetliyor. Ulaşılabilirlik katsayımız her geçen gün değişiklik gösterirken, rüzgar hep beklenmedik yönden esiyor.

        Kolayın olası tercihler sıralamasında ön planda olması, akışta yer alan daha önceki tercihlerimizle orantılı. Üstelik bunu anın her kesitinde görmek mümkün geçtiğimiz günlerde Nature Computational Science bülteninde yayımlanan makalede yer alan en keskin güzergah tanımı da buna uyuyor. İşin özünde Kolay'ı, sadece Zor olmadığı için tercih etmiyoruz. Daha ziyade verimlilik ve artan tüm kaynağı daha da önemli bir başlığı yatırmak adına bu seçimleri yapıyoruz.

        Toplumların daha önemli başlık arayışları ne kadar uzarsa, görece kolay seçim miktarı o kadar artıyor. Makalede yer alan ve seçilmiş temel güzergah görece en kısası değil, ancak en kısasına göre daha az uğraş gerektiren bir yolu barındırıyor. Toplum dışarıdan verdiği sahne icabı ile geleceğini düşünmeyen bir resim çizse bile, enerjisini hep daha önemli bir şey için gizliyor.

        Zor yolları bekleyip, gördüklerine de dahil olmayanlar zamanla enerjisini yitiriyor. Bu bağlan da önerim çocuksu sevinçlere geri dönerek buji vazifesi görecek çok dillendirilmeyen bir taktik. Üstelik geleceğe yatırım ve bilgi toplumunun temsilcisi olma yolunda etken olabilecek kadar iyimser bir yol.


        Çocukken sizi mutlu eden en temel şey başarı basamaklarını ip atlayarak çıkmaktır diye tahmin ediyorum. Bu cümle olası bir cevap içermiyor... Şöyle tanımlayalım. Akrep ve yelkovanı bulunan bir saati doğru okuduğunuz ilk an, reklam panolarındaki yazıları dile getirdiğiniz yürüyüş anı, kendi kendinize okuyup bitirdiğiniz ilk kitap, ezberlediğiniz ilk şarkı veya şiir. Dijital destek olmadan çektiğiniz ilk fotoğraf. İlk kez ses kaydınızı veya görüntünüze denk geldiğiniz an. Bir müzik aletinde gerçek manada çalabildiğiniz ilk parçayı bitirdiğiniz an...

        İşleri karmaşıklaştırmak adına değil de kolaylaştırmak adına çeşitli araçlara sahibiz. Müzik aletleri için notalara, saatler için rakamlara ve pek tabi yazılar için alfabelere. Farklı alfabeye sahip yeni bir dili öğrenmek ile, temelde gördüğünüz tüm yazılı materyallerde okumayı yeni sökmüş bir çocuğun hevesi ve heyecanını tekrar yaşadığınızı hissedebilirsiniz.

        Yeni rakamlar ve harflerin görsel çözümleme yeteneğimizi olumlu yönde etkileyeceği kesin. Hali hazırda bulunduğumuz yaşımıza gelene kadar yaptığımız tüm çalışmalardan elde etmiş olduğumuz kas gücü, bu yeni rüzgar karşısında bir kez daha eğlenmeye başlayacak orası kesin.

        Ortak dil, uluslar arası uzay istasyonu, ileri matematik adına geçerli tüm semboller, beraber yaşadığımız yeryüzünde bir parçamızı ifade ediyor. Ama diğerlerine de ihtiyacımız var. Ölmüş olan dillerin konuşulduğu topraklardaki kayıp anlayışa ulaşamayacak olmak bizi bir daha düşünmeye sevk etmeli.


Kullanılan görseller: 0,1,


Kaynaklar:
nature

15 Ekim 2021 Cuma

Hayalin Gerçek Mesafesi


        Bütün planlar gerçekçi bir hayalin yansımasıdır. Ulaşılabilirlikleri ise mesafeleri ile orantılıdır. Sonuç odağından ayrılmayan bir çift göz, ancak tek düze bir tada ulaşabilir.

        Gerçeklik çizgisi ile hayalin uçurumu, tanım gereği dans eden bir teraziden farksızdır. Denge konumunu ne arzu etmeyen vardır, nede ulaşabilen. Öte yandan bu ikilinin en büyük benzetimi ışık oyunları ile anlaşılır. Işık kaynağı, kontrol yüzeyi ve gölgeyi oluşturan siz. Işık kaynağı hayallerinize denk gelirken, kontrol yüzeyi ise gerçekliği temsil eder. Siz hayallerinize ne kadar yakın durursanız gerçeklikte belli belirsiz bir gölgeye sahip olursunuz, gerçekliğe ne kadar yakın durursanız son derece keskin hatlarınız aşikar olur. Durumun yapısı gereği ışığa yaklaştıkça yüzeyde kapladığınız alan artarken keskinliğiniz azalır. İşte tamda bu noktada hayallerine fazla tutunan insanlar yüzeyde belkide fark edilemeyecek kadar silik ve içinde olduğunuzu anlamayacağınız kadar büyük bir varlığa sahip olmakla gerçekliğe etki edemezler. Diğer taraftan yüzeye fazla yakın olmak olası diğer tüm senaryolardan habersiz; tekil yüksek bir odak ve eritici uzmanlığın körlüğünde keskin hatları ile korunan kaleye namzettir.

        Hayale dokunacak ve kaplarcasına kadar yakın olmak; aynı hayali görenlerce gerçekliğin, sizin ışık geçirgenliğiniz nispetinde tekrar renk alması ile sonuçlanır. Verimlilik ilkelerinin gölgesinde, aynı zamanda ısı kaynağı olarakda değerlendirebileceğimiz bu ışık kaynaklarına uzun süre yakın bulunmak pek mümkün değildir. Belkide bu yüzdendir ki aynı hayalin etrafında pervaneler misali dönerler ve yanarlarda yinede ışık kaynağından bir şey eksiltmezler...

        Bu bağlamda iki sınırda da at koşturmanın heycanı ile gezilmez ise yolda; ne önemi ve sınırın ha bu ucunda, ha şu ucunda...



Kullanılan görseller: 0,1,

8 Ekim 2021 Cuma

Sesimi Duy En Derinden

        Beste ve güfte yan yana duran iki dikkate değer temel. Fakat aklı kurcalayan duydukları değil de duyurdukları olsaydı nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorum.

        Ses kayıt cihazlarının ulaşabilirliği yadsınamaz bir gerçek. Dolayısı ile ister video eşliğinde isterse sadece ses kaydınızla ilk karşılaşma anınızı hatırlamanız oldukça önemli. Zira bu karşılaşma yaşanılmaya değer bir kareyi beraberinde getiriyor. Yeryüzünde bir benzerinize rastlama ihtimaliniz oldukça düşük. Benzer derken fiziksel veya fikir yansımalarından bahsetmiyorum. Bu başka bir yazının konusu. Ses suretiniz ile ilk karşılaşmanız oldukça derinden olan bir bağın kopuşunun çığlığıyla eşdeğer. Ömrünüz boyunca sürekli ve en derinden duyduğunuz bu ses buketlerini dışarıda gördüğünüz an; kendimize yabancılaşmamızın başlangıcı olarak kabul görebilir.

        Nihayetinde dinlemiş olduğumuz eserlerin ezgisel bütünlüğünün bir kez daha deneyimlemeye açık olduğuna inanıyorum. Dudağın(Ses teli) sahibi söylerken güftesini, kendisinin duyduğu gibi dinlemek isterdim. Zira ses içeriden her daim daha iyi gelir. Sözler düşüncelerle her an sahibi ile uyum içerisindedir. Fakat dudaklar arasından uzaklaştığı her an etkisi azalır, keşfi uzaklaşır.


        Şimdi okuduğumuz şiirler, kitaplar veya eşlik ettiğimiz şarkılar en iyi içtenlikle anlaşılabilir. Değer verdiğimiz eserler; değil kendilerini duymayı, görmediğimiz halde kıymetliler seviyesindeyse bu ancak derinden duymamızla mümkün olmuştur. Fakat marifet konusunda hala kararsızım.

Duymak mı elzem en derinden, söylemek mi;
Yoksa yazmak mı habersiz diğer her birinden
Duymaksızın tüm uyarıları yola mı çıkmalı
Ya da duymayacak kadar yoldan mı uzaklaşmalı
Kaybolma telaşı ile derinlere mi dalmalı
Veya derinlerde kaybetmeli mi her şeyi

        Sonuç ne öyle ise. En nadir örtüler altında sakladığımız sırlarımızın dışarı çıkması korkusu da ancak bu şekilde açıklanabilir sanırım. Kendimizde dahi dillendirdiğimiz iç sesimizi duyabilecek bir kulak yokken; nasıl olurda sırlar aşikar olabilir.


Kullanılan görseller: 0,1,

1 Ekim 2021 Cuma

Kum Tanesinin İzinde


        Baharat arastası; sadeliğin peşine düştüğüm ve yıllar önce kaldığım şehirde denk gelmişti yol üstüme. Pek tabi yol değişikliği denemesi, bu sonuca eriştirmişti beni. Lakin bu karşılaşma talebinde ötesinde yer aldı. Zira iki arasta yan yanaydı. Diğeri sakatat diye tabir edilen yoğun ve saklama koşulları iyi olmadığı takdirde görece rahatsız edici bir kokuya sebebiyet veren kendine has alacısı olan bir arastaydı. Giriş öyle gözükünce insan yeni yollar deneme ihtiyacı duymuyordu çoğu zaman.

        Siyah ve beyaz yan yana geldiğinde ne kadar belli ederlerse aradaki çizgiyi öyleydi bu içinde olduğum manzarada yer alan esrarengiz keskinlik. Fakat gün öylece bitmedi. Sakatat arastasının bitiminde baharat bölümü başlayınca zıtlık aşikar oldu. Kokular dem aldı biri diğerini yüceltti kaldı.

        Bu olaydan yıllar sonra düşünceleri frenleyip de tek bir konu üzerinde ileri veya geri gitmeksizin yükselebilmek adına bu tekniği kullanır oldum. Çöldeki vaha, yolcuya nasıl keskin görünürse bende o keskinliği elde edebilmek için kumu kullanır oldum. Kumların gizemi bütünlüklerinden gelir. Son derece ufak taneler yılların verdiği yük altında aşınmış tüm birikimlerinden arınmışlığın simgesi niteliğindedir. Günlerin rüzgar vasıtası ile süre gelen yolculukları sonucunda oluşturdukları tepeler yükseklik bakımından haritalanamaz bir coğrafya meydana getirir. Öyle ki aynı dinginliğe sahip deniz bile benzer etkiyi sağlayamaz. Zira rüzgar anlık olarak suyun üzerinde dansını gözler önüne serer, çarşaf etkisindeyken de ışıkla beraber renk değişimleri derinliğinde düşüncelere sevk eder ve pek tabii ufuk çizgisinin uzaklığı derinliğin etkisini arttırır.

        Kumun diğer bir hatırası ise ikilemdir. Yılların yıpratışı ile tane olmaya ulaşılan yolculuğunu, yine yıllar önce insanların süre sınırlarını belirlerken yardımcı oluşu izledi. Haritalanamaz coğrafyasında başkaca tanelerden ilham alınmasını, sadeliğinin de katkısıyla sağlamış oldu. Saat kavramını tekrar tasarladı ve zıtlığın timsali hacimce iki büyük parçanın incecik bağlantı noktasıyla vakti ölçtü.

        Bağlantı noktalarının keşfi uçsuz bucaksız kumların hayali ile daha mümkün gibi gelmiştir. Üstelik bu kum okyanusuna yeterince yukarıdan veya uzaktan bakarsanız sizin varlığınızın da kaybolduğu rahatlıkla hissetmiş olacaksınız.



        İstediğiniz sonuç çölü mü geçmek, bir gece daha hayatta kalabilmeniz için kayıt noktası olan vahalara mı ulaşmak bilmiyorum... Fakat çölü ve iklimini her aklıma getirdiğimde Shokugeki no Soma[食戟のソーマ(Soma'nın Yemek Savaşı)] adlı animeden bir ekran görüntüsü gelir. Bu ekran görüntüsü ise beni sonuca ulaştırmayı amaçlayan başka bir etkendir. Sanırım bu sahne 4. sezon 11. bölümde yer alıyordu.

"İlerlemeye devam eden başkaları da var..."

        Ancak en başa dönersek yıllar önceki deneyimin son halkası başkaca bir boyuttu. Zira içinde yürüdüğüm yapının giriş ve çıkış bölümleri sakatat orta bölümleri ise baharat üzerine bir yerleşim düzeneği sergiliyordu. Çölün ortasında bir vaha fakat ilerlemek ve tekrar çöle girmeniz gerektiğini unutmamanız gereken bir yer. Dışarıdan bakıldığında asla gözükmeyen vahanın varlığına şahitlik etmem, sadece o çöle girme cesaretini göstermemle mümkün olmuştu. Yıllar önce, yıllardır kullandığım yolu değiştirmemle bu yazının sonuna gelmiş olduk...

Kullanılan görseller: 0,1,

24 Eylül 2021 Cuma

Sessiz Bahar


        Bahçede yer alan taşlar süpürgede yer alan her çalı tanesini iğne sanırlar da, kendilerini de plak olmadan önceki son hal bilirler. Süpürge zemine her dokunduğunda havadisleri anlatır kendince, kimlerin gelip geçtiğini, ölçeklerini... Kayıtlarını tutmuştur ayak altındaki bu taş parçası.

        Duymak, istemek ihtiyacında değildir. İletimin gerçekleştiğini ifadesidir o kadar. İletilen, anlaşılmışsa dinlendi demek mümkündür. İnsan dinlemek adına her daim müsait olamıyor, fakat duyuyor. Çok uzun zamandır insanlık üretim esaslarını oluşturup aktarılması için kayıtlar almakta. Peki dinlemek adına duymanın gerek olmadığı bu zamanda neden duymak fiilinde takılıp kalıyoruz.

        İlkokul yıllarımda denk gelmiş olduğum Rachel Carson'ın Sessiz Bahar adlı eserinden bir pasaj beni bambaşka diyarlar ulaştırmıştı, kuş cıvıltılarının artık duyulmadığı baharlardan söz ediliyordu. Doğa diye yanıp tutuşurken gecikmiş olan tüm işler bir kez daha ertelenmeye muhtaçtı. Zira temel ihtiyaçlardan birkaçı gün geçtikçe tehlikeye girerken eğlenmeye ve sadece duymaya meyilli toplumların yok olması sadece dinlememeye olan gayretlerine bağlıydı. Yaşadığı çağda değil kendini dinleyecek insanları; sesini duyuracak insansıları bile bulamayan bir çok insan kaleme ve kağıda başvurdu. Şimdi duymak üzerine eğilim göstermeyen binalar içinde dinlenmekteler, tabelalarında ise kütüphane yazıyor.

Dinliyorum alemi, içindekiler sessiz
Duyuyorum belli belirsiz tek bir akis
Sarıyor semayı tüm renkleriyle eşsiz
Beklenen, dinleyen ve dinleten varis

Kullanılan görseller: 0,

17 Eylül 2021 Cuma

Hikaye 3 İstenmeyen Kitap


        Beyhude çabalarının sonucunda, dinlenmek adına zorunlu olarak yaptığı bu tren yolculuğu; vagon koridorundaki tüm yolculardan bir anı saklarmışçasına kirlenmiş olan halıyı görmesi ile beklentisini karşılayamayacağını hissettirdi. Kötü başlayan karşılaşmaların iyi gitme oranlarını düşünmek, ortamı iyileştirmiyordu. Boş ve düşüncelerden uzak bir kabin arayışında ilerlerken, alıcısı olmadığı ürüne bakarcasına gözü diğer dolu kabinlere kayıyordu. Bir öncekinden daha uzun süre baka kaldığı sıradaki kabin, bir aileyi barındırmanın yanında küçük bir çocuğa kitap okunarak uyutulma sahnesini canlandırıyordu. Bu manzara pek tabi hoşa gidecek gibi dursa da; gördüğü kitap şelalelerin akmasını durdurdu, ağaçları ahenkli dansını kesti ve o manzara içerisinde yer alan tüm hayvanların hayat enerjisini çaldı. Daha önceki kabinlere ayırdığı süreden belki bir kaç saniye fazla harcamasının da etkisi ile kitabın varlığı birleşince 'vakit kaybı' kelimeleri ağzından sessizce döküldü verdi...

        Tek boş kabin karanlık manzaralı kabinin yanında yer alıyordu. 'Ne olabilirdi, böyle bir manzaraya denk gelme ihtimalim ne olabilirdi!' fısıltı ile nefretini dile getirmeden edemedi. Karanlığı da dengelemek adına kabinin ışığını söndürdü. Düşüncelerden uzak olma ihtimali artık yoktu. Saatler sonra çocuk uyandı, ve sanki tekrar dinlenmeye veya okumaya değermiş gibi bir kez daha kitabın okunmasını istedi. Seslerin bu kadar kolay duyulabilmesi oldukça dikkat çekiciydi. Üstelik ters tarafa oturmuş olduğunu yeni fark etti, geçmişten arta kalan sahnelerin camdaki yansımasına takılmış gözleri, öfkesinin parıltısını gördüğünde kapanıverdi. Kitap tekrar okunmaya başladı ve gözler eskisinden daha çok parlayarak açıldı.

        -İki karınca büyük topluluklarından ayrılmak üzere karar verdiler. Uzun yolculukları için gerekli olan yiyecek ve içecekleri yanlarına aldılar ve pek tabi yola koyuldular. Koloni içinde hepsinin kendine ait olan bir ismi vardı elbet fakat gelişmiş toplulukları bir birlerinin sayısal olarak isimlendirmenin işleri hızlandıracağını düşünmüştü. İki karıncadan yolculuk fikrini ilk ortaya koyanın temsili adı 7856'ydı, diğeri ise 7823. Yolculuğun ana fikri yeni ufuklar keşfetmekti. Bağlı oldukları topraklardan daha uzak bir yerlere varmak. Toplum kavramını yokluğuyla anlamak istediler. Karar yine toplumun verdiği bir seçenekti. Dileyen her karınca bir kez olsun yolculuğa çıkma özgürlüğüne sahip olmalıydı. Bu deneyim toplum bilincinin güçlenmesini sağlayacak, yeni kültürlerin keşfini ve pek tabii yararlı bilgilerin girişinin en büyük temellerini atacaktı.

        Bölündü hikaye ardından çocuk sordu annesine 'Bizde böyle bir yolculuğa çıktı, öyle değil mi?' diye. Anne tebessümle yetindi, gözleri ise başka bir şeyler anlatıyordu besbelli ve hikaye devam etti...



        -Yolculuğun başlayışından 7 adım sonrası gergedan böceği gözükmüştü ufukta, büyüklük farkı ilk izlenim için etkileyici düşüncelere ev sahipliği yapmıştı. Oysa son derece kibarda kendisi. En yakın su kaynağı hakkında bilgi verdi onlara, yakınlarında yer alan geyik böceği için dikkatli olmalarını öğütledi. Zira kendisi pek misafirperver değildi. Su ihtiyaçlarını karşılamak adına döndüler büyük gölün olduğu yöne yol boyunca sessizliğini koruyan 7856 ürperdi birden bire...

        Hikayeyi büyük bir gürültü kesmişti, gök gürültüsü olamayacak kadar küçük bir patırtı tüm yolcuları merak pınarından içmeye davet edecek kadar büyük bir şenlik çağrısı... Neden sonra vagon görevlisi yük bölümünde bir aksaklık olduğu, ancak her hangi bir sorunun olmadığını bildirerek tüm kabinleri dolaşmaya başlamıştı. Karanlık kabin uyku işareti olduğundan hiç uğramadı. İçeriden de tepki gelmedi. Oysa içeride bambaşka bir alem haftaların baskısını camdan dışarıya atmakla meşguldü. Tren, film makarasından farksız oynatıyordu eserini yolcularına; ufuk çizgisi perdenin kapanmak üzere olduğunu bildiriyordu adeta.

        Karanlık kabinde bavulunu açıp yanına aldıklarına bakmakla hüzünlendi yine. Karıncanın hikayesi pek iç açıcı değildi, zorla yazılmış bir eser havası vardı üzerinde. Çok satanlarda kitabın adının geçmesi çok daha ilgi uyandırıcıydı. Kapak tasarımı, baskı kalitesi ve seçilen renkler; hiç biri kitabı tercih etmek için bir gerekçe olamazdı. Çocuklar için yazılmış bir hikaye nasıl çok daha yararlı bilgiler barındıran sözlük, ansiklopedi gibi eserlerden ön planda olabilirdi. Hikaye eşliğinde saatlerdir bu girdapta debelenip durdu. Denizin en büyük hazinesi için çıktığı bu yolculuk, şimdi bu kitapla girdaba sürüklendiği hissi ile sonlanmıştı. Yayın evinin üzerinde oluşturduğu baskı olmasa kendince büyük eksikleri olan bu hikayeyi asla onlara teslim etmezdi... Kitaptan kaçarken tüm yolculuk boyunca zorunlu olarak dinlemesi ilginç bir tesadüf olmuştu. Kitabı yazmak için fikri veren Italo olmuştu. Ona teşekkür fırsatı bulamamıştı onun yerine hikayenin sonunda kendisinin adının geçtiği bir kaç cümleye yer vermekle yetindi. Bavulun içini kabinin en karanlık noktası olarak düşünmeye başladı. Orda tam 7 tane taslak bitirilmeyi bekliyordu ve bir sonraki baskı çok yakındı...


Kullanılan görseller: 0,1,

10 Eylül 2021 Cuma

Görselleştirmede İnsan Faktörü


        Bambaşka köşelerde, yitip gitmeye adanmış ömürlerin esintisinde kaybolmak üzere adanmış yaşamlar görüyorum ve pek tabii bu rüzgarda yelken açmak isteyen insanlara denk geliyorum...

        Şahitlik ettiğimiz her kare akarken zamanın izinde, kayda değer çok az resim saklanır zihinde. Çok daha azı anlatılmaya değerken, bir kısmı tekrar edilebilme mertebesine yükseldi. Sanat tanımının içinden veya dışından her karşılaştığım görselde etkileşim içinde olduğum yegane imge tecrübedir. Bu durum ressamın fırça darbelerinin esrarından ve ahenginden ziyade, anlatılmak istenen değere ulaşmak adına kullanılan eşya, duygu veya manzara bütünüdür. Aynı şekilde bir fotoğrafçının yakaladığı anın keskinliği, açısı veya gün ışığının saatlik temaşası değil bizzat kare içerisinde yer alan zamanın tecrübe adı altında nakşettiği çizgilerdir.

        Gözlemlemek istediğimiz her olay, deneyim peşinde olduğumuzun birer kanıtı niteliğinde. Hal böyleyken bireysel deneyimin etkileyiciliğini arttırmak arayışını üst başlıklarda yerini alıyor. Kendi hatıra defterimizi oluştururken keyfin doruğa çıktığı her anın, yalnız olmamamız ile ilintili oluşu veya çok daha büyük bir topluluğun eseri ile yalnız oluşumuz olması tesadüf olmaz. Muhabbeti hoş bir grupla tatil çatısı altında vakit geçirmek, tek başına bir müze gezerken karşınızda durduğunuz eserin sahibi ile anlaşmaya çalışmak, belki binlerce insanın yapımında çalıştığı devasa yapıların yanında dururkenki manidar etkileşim ve henüz hasat edilmemiş dönümlerce ekili arazinin içinde ya da görselinin karşısında durmak. İşlenmiş toprak parçası, tarlaların yoğun olarak muhteviyatına katkı sağlamış olduğu görsellere her baktığımda bunu hissederim. Düzeni, güneşi üzerine doğurmadan erken vakitli işe gidişin hikayesini görürüm o tarlalarda. Beton orman denen diyarda da aynı sahne yılın her günü işlenir oysa. Pek tabi şehir yenilenir, düzenin büyük kısmını bu sefer toprağın altı gizler. Zira şehir sakinlerinin refahı düzen içerisinde yer alan alt yapı oluşumundan geçer. Caddelere yeterince uzaktan bakarsanız, ışıl ışıl ejderhaları görebilirsiniz, biri kırmızı diğer alacalı sarı ve beyaz renkte... Şehrin bu esrarengiz güzelliği gece, doğanın güzelliği ise gündüz ortaya çıkmayı yeğler. Doğadan uzaklaşan insan güzelliği ancak gecede bulabilmişken koptuğu diyar, çalıştığı esnada bu güzelliği kendine vermeye tercih eder. Belki de sırf bu yüzden şehir insanı belirli bir süre sonra şehrin güzelliğini göremez olur.


        Dile getirilmemiş zaman dilimlerinde de güzellikler yok değildir. Şehir gündüz tüm ihtişamı ile ortadadır, Devasa ve işlevsel bir çok yapı gözler önüne serilir. Yaşamın kolaylığı içinde kaybolmanız için her şey düşünülmüştür. Fakat çalışan insanlar şehrin zemininde, yaşadıkları yerden çalışacakları yere olan yolculuklarında görece bu görkemi hissetmek adına haklı olarak zaman ayıramıyorlar. Diğer durumda ise toprak gece orkestrasını başlatır, kimi zaman ahenktar bir şarkı titrer kulaklarınızda kimi zaman rüzgarın sesi... Tüm duyularınızı hedef almış bir savaş alanıdır artık o toprak parçası. Zira ufuktan getirir en güzel kokuları burnunuza ve yine o ufuk çizgisinden yukarısı sunar en güzel gösteriyi zamanın her anında. Parmaklarınız arasında hissedersiniz başakların masajını.

        Nihayetinde iş eseri beğenmek, yorumlamak veya benzerini ve hatta daha iyisini yapmaktan ziyade; eserin sahibini merak etmekten öteye gitmiyor...


Kullanılan görseller: 0,1,