24 Eylül 2021 Cuma

Sessiz Bahar


        Bahçede yer alan taşlar süpürgede yer alan her çalı tanesini iğne sanırlar da, kendilerini de plak olmadan önceki son hal bilirler. Süpürge zemine her dokunduğunda havadisleri anlatır kendince, kimlerin gelip geçtiğini, ölçeklerini... Kayıtlarını tutmuştur ayak altındaki bu taş parçası.

        Duymak, istemek ihtiyacında değildir. İletimin gerçekleştiğini ifadesidir o kadar. İletilen, anlaşılmışsa dinlendi demek mümkündür. İnsan dinlemek adına her daim müsait olamıyor, fakat duyuyor. Çok uzun zamandır insanlık üretim esaslarını oluşturup aktarılması için kayıtlar almakta. Peki dinlemek adına duymanın gerek olmadığı bu zamanda neden duymak fiilinde takılıp kalıyoruz.

        İlkokul yıllarımda denk gelmiş olduğum Rachel Carson'ın Sessiz Bahar adlı eserinden bir pasaj beni bambaşka diyarlar ulaştırmıştı, kuş cıvıltılarının artık duyulmadığı baharlardan söz ediliyordu. Doğa diye yanıp tutuşurken gecikmiş olan tüm işler bir kez daha ertelenmeye muhtaçtı. Zira temel ihtiyaçlardan birkaçı gün geçtikçe tehlikeye girerken eğlenmeye ve sadece duymaya meyilli toplumların yok olması sadece dinlememeye olan gayretlerine bağlıydı. Yaşadığı çağda değil kendini dinleyecek insanları; sesini duyuracak insansıları bile bulamayan bir çok insan kaleme ve kağıda başvurdu. Şimdi duymak üzerine eğilim göstermeyen binalar içinde dinlenmekteler, tabelalarında ise kütüphane yazıyor.

Dinliyorum alemi, içindekiler sessiz
Duyuyorum belli belirsiz tek bir akis
Sarıyor semayı tüm renkleriyle eşsiz
Beklenen, dinleyen ve dinleten varis

Kullanılan görseller: 0,

17 Eylül 2021 Cuma

Hikaye 3 İstenmeyen Kitap


        Beyhude çabalarının sonucunda, dinlenmek adına zorunlu olarak yaptığı bu tren yolculuğu; vagon koridorundaki tüm yolculardan bir anı saklarmışçasına kirlenmiş olan halıyı görmesi ile beklentisini karşılayamayacağını hissettirdi. Kötü başlayan karşılaşmaların iyi gitme oranlarını düşünmek, ortamı iyileştirmiyordu. Boş ve düşüncelerden uzak bir kabin arayışında ilerlerken, alıcısı olmadığı ürüne bakarcasına gözü diğer dolu kabinlere kayıyordu. Bir öncekinden daha uzun süre baka kaldığı sıradaki kabin, bir aileyi barındırmanın yanında küçük bir çocuğa kitap okunarak uyutulma sahnesini canlandırıyordu. Bu manzara pek tabi hoşa gidecek gibi dursa da; gördüğü kitap şelalelerin akmasını durdurdu, ağaçları ahenkli dansını kesti ve o manzara içerisinde yer alan tüm hayvanların hayat enerjisini çaldı. Daha önceki kabinlere ayırdığı süreden belki bir kaç saniye fazla harcamasının da etkisi ile kitabın varlığı birleşince 'vakit kaybı' kelimeleri ağzından sessizce döküldü verdi...

        Tek boş kabin karanlık manzaralı kabinin yanında yer alıyordu. 'Ne olabilirdi, böyle bir manzaraya denk gelme ihtimalim ne olabilirdi!' fısıltı ile nefretini dile getirmeden edemedi. Karanlığı da dengelemek adına kabinin ışığını söndürdü. Düşüncelerden uzak olma ihtimali artık yoktu. Saatler sonra çocuk uyandı, ve sanki tekrar dinlenmeye veya okumaya değermiş gibi bir kez daha kitabın okunmasını istedi. Seslerin bu kadar kolay duyulabilmesi oldukça dikkat çekiciydi. Üstelik ters tarafa oturmuş olduğunu yeni fark etti, geçmişten arta kalan sahnelerin camdaki yansımasına takılmış gözleri, öfkesinin parıltısını gördüğünde kapanıverdi. Kitap tekrar okunmaya başladı ve gözler eskisinden daha çok parlayarak açıldı.

        -İki karınca büyük topluluklarından ayrılmak üzere karar verdiler. Uzun yolculukları için gerekli olan yiyecek ve içecekleri yanlarına aldılar ve pek tabi yola koyuldular. Koloni içinde hepsinin kendine ait olan bir ismi vardı elbet fakat gelişmiş toplulukları bir birlerinin sayısal olarak isimlendirmenin işleri hızlandıracağını düşünmüştü. İki karıncadan yolculuk fikrini ilk ortaya koyanın temsili adı 7856'ydı, diğeri ise 7823. Yolculuğun ana fikri yeni ufuklar keşfetmekti. Bağlı oldukları topraklardan daha uzak bir yerlere varmak. Toplum kavramını yokluğuyla anlamak istediler. Karar yine toplumun verdiği bir seçenekti. Dileyen her karınca bir kez olsun yolculuğa çıkma özgürlüğüne sahip olmalıydı. Bu deneyim toplum bilincinin güçlenmesini sağlayacak, yeni kültürlerin keşfini ve pek tabii yararlı bilgilerin girişinin en büyük temellerini atacaktı.

        Bölündü hikaye ardından çocuk sordu annesine 'Bizde böyle bir yolculuğa çıktı, öyle değil mi?' diye. Anne tebessümle yetindi, gözleri ise başka bir şeyler anlatıyordu besbelli ve hikaye devam etti...



        -Yolculuğun başlayışından 7 adım sonrası gergedan böceği gözükmüştü ufukta, büyüklük farkı ilk izlenim için etkileyici düşüncelere ev sahipliği yapmıştı. Oysa son derece kibarda kendisi. En yakın su kaynağı hakkında bilgi verdi onlara, yakınlarında yer alan geyik böceği için dikkatli olmalarını öğütledi. Zira kendisi pek misafirperver değildi. Su ihtiyaçlarını karşılamak adına döndüler büyük gölün olduğu yöne yol boyunca sessizliğini koruyan 7856 ürperdi birden bire...

        Hikayeyi büyük bir gürültü kesmişti, gök gürültüsü olamayacak kadar küçük bir patırtı tüm yolcuları merak pınarından içmeye davet edecek kadar büyük bir şenlik çağrısı... Neden sonra vagon görevlisi yük bölümünde bir aksaklık olduğu, ancak her hangi bir sorunun olmadığını bildirerek tüm kabinleri dolaşmaya başlamıştı. Karanlık kabin uyku işareti olduğundan hiç uğramadı. İçeriden de tepki gelmedi. Oysa içeride bambaşka bir alem haftaların baskısını camdan dışarıya atmakla meşguldü. Tren, film makarasından farksız oynatıyordu eserini yolcularına; ufuk çizgisi perdenin kapanmak üzere olduğunu bildiriyordu adeta.

        Karanlık kabinde bavulunu açıp yanına aldıklarına bakmakla hüzünlendi yine. Karıncanın hikayesi pek iç açıcı değildi, zorla yazılmış bir eser havası vardı üzerinde. Çok satanlarda kitabın adının geçmesi çok daha ilgi uyandırıcıydı. Kapak tasarımı, baskı kalitesi ve seçilen renkler; hiç biri kitabı tercih etmek için bir gerekçe olamazdı. Çocuklar için yazılmış bir hikaye nasıl çok daha yararlı bilgiler barındıran sözlük, ansiklopedi gibi eserlerden ön planda olabilirdi. Hikaye eşliğinde saatlerdir bu girdapta debelenip durdu. Denizin en büyük hazinesi için çıktığı bu yolculuk, şimdi bu kitapla girdaba sürüklendiği hissi ile sonlanmıştı. Yayın evinin üzerinde oluşturduğu baskı olmasa kendince büyük eksikleri olan bu hikayeyi asla onlara teslim etmezdi... Kitaptan kaçarken tüm yolculuk boyunca zorunlu olarak dinlemesi ilginç bir tesadüf olmuştu. Kitabı yazmak için fikri veren Italo olmuştu. Ona teşekkür fırsatı bulamamıştı onun yerine hikayenin sonunda kendisinin adının geçtiği bir kaç cümleye yer vermekle yetindi. Bavulun içini kabinin en karanlık noktası olarak düşünmeye başladı. Orda tam 7 tane taslak bitirilmeyi bekliyordu ve bir sonraki baskı çok yakındı...


Kullanılan görseller: 0,1,

10 Eylül 2021 Cuma

Görselleştirmede İnsan Faktörü


        Bambaşka köşelerde, yitip gitmeye adanmış ömürlerin esintisinde kaybolmak üzere adanmış yaşamlar görüyorum ve pek tabii bu rüzgarda yelken açmak isteyen insanlara denk geliyorum...

        Şahitlik ettiğimiz her kare akarken zamanın izinde, kayda değer çok az resim saklanır zihinde. Çok daha azı anlatılmaya değerken, bir kısmı tekrar edilebilme mertebesine yükseldi. Sanat tanımının içinden veya dışından her karşılaştığım görselde etkileşim içinde olduğum yegane imge tecrübedir. Bu durum ressamın fırça darbelerinin esrarından ve ahenginden ziyade, anlatılmak istenen değere ulaşmak adına kullanılan eşya, duygu veya manzara bütünüdür. Aynı şekilde bir fotoğrafçının yakaladığı anın keskinliği, açısı veya gün ışığının saatlik temaşası değil bizzat kare içerisinde yer alan zamanın tecrübe adı altında nakşettiği çizgilerdir.

        Gözlemlemek istediğimiz her olay, deneyim peşinde olduğumuzun birer kanıtı niteliğinde. Hal böyleyken bireysel deneyimin etkileyiciliğini arttırmak arayışını üst başlıklarda yerini alıyor. Kendi hatıra defterimizi oluştururken keyfin doruğa çıktığı her anın, yalnız olmamamız ile ilintili oluşu veya çok daha büyük bir topluluğun eseri ile yalnız oluşumuz olması tesadüf olmaz. Muhabbeti hoş bir grupla tatil çatısı altında vakit geçirmek, tek başına bir müze gezerken karşınızda durduğunuz eserin sahibi ile anlaşmaya çalışmak, belki binlerce insanın yapımında çalıştığı devasa yapıların yanında dururkenki manidar etkileşim ve henüz hasat edilmemiş dönümlerce ekili arazinin içinde ya da görselinin karşısında durmak. İşlenmiş toprak parçası, tarlaların yoğun olarak muhteviyatına katkı sağlamış olduğu görsellere her baktığımda bunu hissederim. Düzeni, güneşi üzerine doğurmadan erken vakitli işe gidişin hikayesini görürüm o tarlalarda. Beton orman denen diyarda da aynı sahne yılın her günü işlenir oysa. Pek tabi şehir yenilenir, düzenin büyük kısmını bu sefer toprağın altı gizler. Zira şehir sakinlerinin refahı düzen içerisinde yer alan alt yapı oluşumundan geçer. Caddelere yeterince uzaktan bakarsanız, ışıl ışıl ejderhaları görebilirsiniz, biri kırmızı diğer alacalı sarı ve beyaz renkte... Şehrin bu esrarengiz güzelliği gece, doğanın güzelliği ise gündüz ortaya çıkmayı yeğler. Doğadan uzaklaşan insan güzelliği ancak gecede bulabilmişken koptuğu diyar, çalıştığı esnada bu güzelliği kendine vermeye tercih eder. Belki de sırf bu yüzden şehir insanı belirli bir süre sonra şehrin güzelliğini göremez olur.


        Dile getirilmemiş zaman dilimlerinde de güzellikler yok değildir. Şehir gündüz tüm ihtişamı ile ortadadır, Devasa ve işlevsel bir çok yapı gözler önüne serilir. Yaşamın kolaylığı içinde kaybolmanız için her şey düşünülmüştür. Fakat çalışan insanlar şehrin zemininde, yaşadıkları yerden çalışacakları yere olan yolculuklarında görece bu görkemi hissetmek adına haklı olarak zaman ayıramıyorlar. Diğer durumda ise toprak gece orkestrasını başlatır, kimi zaman ahenktar bir şarkı titrer kulaklarınızda kimi zaman rüzgarın sesi... Tüm duyularınızı hedef almış bir savaş alanıdır artık o toprak parçası. Zira ufuktan getirir en güzel kokuları burnunuza ve yine o ufuk çizgisinden yukarısı sunar en güzel gösteriyi zamanın her anında. Parmaklarınız arasında hissedersiniz başakların masajını.

        Nihayetinde iş eseri beğenmek, yorumlamak veya benzerini ve hatta daha iyisini yapmaktan ziyade; eserin sahibini merak etmekten öteye gitmiyor...


Kullanılan görseller: 0,1,

3 Eylül 2021 Cuma

MEWTWO


        Böyle buyurmuştu Mewtwo; "Hangi şartlarda doğduğunun bir önemi olmadığını anladım. Kim olduğunu, hayatta yaptığın işler belirler. - Mewtwo"

        Doktor Fuji, kızı Amber'i kaybetmiş acılı bir babadır. Kızını bir kez daha görmek istemektedir. Bunun üzerinde çalışmaları bulunmaktadır. Roket takımının lideri ise Mew adlı pokemonun klonlanmasına yardım etmesi halinde kendisine maddi yardımda bulunulacağı vaadeder. Guayana adlı ormandaki aramalar sonucunda Mew'e ulaşılamaz fakat kendisine ait fosilleşmiş kirpiklerine ulaşılır. Sürecin istenilen şekilde gerçekleşmesi ile Mewtwo elde edilir. Mewtwo'nun oluşumundan sonra kendisinin yine kendi varlığını sorguladığı sahneler ise, görece çocuklara yönelik bir eserde oldukça ilgi uyandırıcı sahnelerdendir. -Ben neyim? kimim? Neden buradayım? Dünyadaki yerim ne?- Sadece bir klon olduğunu öğrenmesi ile öfkesini laboratuardan çıkarıyor. Roket takımı lideri Giovanni ile kısa süreli bir iş ortaklığı yürütse de hayata karşı sorgulamaları bu yoldan ayrılması ile sonuçlanıyor. Daha sonra en güçlü pokemon eğitmenlerine davetiye göndererek daha büyük bir plana başlamış oluyor... Hikayenin bir kısmına buradan ulaşabilirsiniz.



        Neden buradayım tarzı sorgulayıcı soruların, ben neyim başlığından hareketle süre gelen soru işaretleri; diğer pokemonların ve pek tabii Mew'in de nasıl bu gezegende var olduğunun ifadesi şeklindedir. Serinin ilerleyen sezon ve bölümlerinde Arceus(şu anlık zaman, uzay, yeryüzü ve denizleri kontrol eden pokemonları doğurduğu iddia edilen pokemon; bu hikayenin devamında yeryüzüne mew gönderilir, geriye kalan tüm pokemonlar ondan türerler.) ve bir takım farklı pokemonlara öncelik verilerek o onun ortaya çıkmasına yardımcı oldu şeklinde süregelen bir ağaç sistemi olsa da, aslına bakarsanız kim asıl ata pokemon henüz kesin değil. Zira ticari kazanç süresi devam eden bir karmaşayı sonlandıracak tarzda uç noktaların kesinleştirilmesi kaliteyi arttırdığı gibi macerayı sonlandıracaktır.

        Bu bağlamda çok geç(gerçekten trajikomik derecesinde) fark etmiş olduğum belki de üzerine düşünmediğim dönem aralığının uzunluğundan benim için böyle bir etki oluştu. Evet. İsimlendirmede yer alan "2" takısını (Mew-Two) fark etmem ile beynimin içinde yıldırımlar ufak bir görsel şölen düzenledi. Ülkelere göre isimlendirme farklılıklarını göze aldığımızda dahi (Japonca isim ミュウツー [myuutsū]) bu sonuca bu kadar geç ulaşmanın hüznü ve varılan sonucun bilimsel ifadesi birbirini nötrlemeye yaklaştı. Yeni üretilen bir ürüne isim vermenin en kolay ve takip edilesi yolu; temel alınacak ismin sonuna sıralamayı apaçık belli edebilecek numaralar yerleştirmekti. Kaldı ki seri içerisinde Pokedex adlı kütüphane cihazında keşfedilmiş tüm pokemonlar adının karşılığında numaralar verilmişti.



        Tüm bu isimlendirmeler Pokemon içerisinde sürekli gözler önüne dökülüyor. Son derece açık bir amaç güdülmüş olmalı. Oyunu oynayacak tüm kullanıcılar içerisinde çocukların ezber yeteneğini alaya alır derecesinde isimlendirme tercih edilmiş. Kelebek tipli olana, kelebek kelimesini andıran sözcükler bulalım. Psişik yetenekleri olanlara sırasıyla Abra, Kadabra ve Alakazam diyelim... Örnekleri arttırmak yerine buraya listeyi bırakıyorum. Böylece ülke dışı(Japonya) isimlendirmelerin gerçek dünya benzerliklerini görebilirsiniz. Şeklinde süre gelen isimlendirme sayesinde belki de bu kadar gelişmiş seviyede büyük bir müşteri kitlesine sahip oldu. Bense yıllar sonra bu sadeliği fark edebildim...

Kullanılan görseller: 0,1,2,


Kaynaklar:
https://bulbagarden.net/

27 Ağustos 2021 Cuma

Oyunlarda Zeka Arayışı



        Bilgisayara ihtiyaç duyan oyunların(video oyunları) büyük çoğunluğunun gereksinimlerinde yer alan donanımsal yeterlilik listesi içerisinde zeka faktörü bulunmaz. Bu demek değildir ki oyun muhteviyatı zeka pırıltısı içermesin... Ancak yaşadığımız dönemde yeniye olan açlık her alanda kendini gösterdiği gibi, uzun yıllardır oyun sektöründe de kendini göstermeye devam ediyor. Yeni bir oyun çıktığında, genelde sahip olduğunuz donanım, oyunu en yüksek görsel kalitede oynamanıza müsaade etmiyor ve pek çoğu daha fazla zekaya sahip olmanızı beklemiyor.

        Gezegen üzerinde bilgisayar oyunlarına erişim, geçmişte fiziksel kopya olarak yaygınlığını korurdu. Teknoloji gelişirken ucuzladı, oyunlarında depolama alanlarına olan açlığı arttı. Bu yüzden fiziksel kopyalar en azından bilgisayar tarafında(sadece oyun için geliştirilmiş özel donanımlar, fiziksel kopya ticaretinin en büyük destekçisi) etkinliğini yitirdi. Hatta son dönemlerinde yeni aldığınız bir oyun, o günün akşamında gelen güncellemeye ile fiziksel kopyanın esprisini yitirmesine sebep oldu. En son çıkmış olan konsollar dahi artık fiziksel kopyaları okuyabileceği eski teknoloji yuvalarının bir kısmına veda etti.

        Bu bağlamda dijital kopya sağlayıcıları kendi aralarında kartlarını dağıttı...  Bunlar arasında uzun süredir liderliğini koruyan "steam" müşterilerinin bir kısmını "epic games" adlı başka bir platformla paylaşmaya devam ediyor. Epic games her ne kadar launcher(başlatıcı)kısmında çuvallasa da, taşıma suyu(çuvalla para saçma) ile değirmen döndürmekten öte bir hedefe doğru emin adımlarla ilerliyor. Son dönemde oyun üretici camiasının haberlerinde sıklıkla yer alan işbirliği ve satın alma başlıkları her geçen gün artıyor. Bir oyunu yapmak için ihtiyaç duyacağınız programları(Unreal Engine, Quixel ailesi...) yavaş yavaş satın alıyor. Mevcut üreticilerin gezindiği portfolio platformlarını(Artstation, sketchfab) da satın almaya devam ediyor. Paranın ilgisini çekmediğini söyleyen, ve Blender vakfının başkanı olan Ton Roosendaal nun elindeki programı alamadığından(belki böyle bir teklif sunulmamışta olabilir) sadece en büyük bağışçılarından biri olabildi. Bildiğim kadarı ile hala ses tarafında bir satın alma gerçekleştirmedi. Ama piyasada bağışla ilerlemeye çalışan küçük üreticilere bile para saçıyor.

        Yazılanlar ekseninde düşünüldüğü zaman tüm bu firmaların gelir kapısı oyunlardan ziyade, oyun içinde satışa sundukları kozmetik(sadece görünüş farklılıkları sunan) ürünlerden ibaret. Bu oyunlar genelde rekabetçi sınıfına ait oyunlar olduklarından zeka izleri taktiksel hareket ve şans faktörleri ile eşlenik olarak ilerliyor. Aslına bakarsanız yoğun olarak çalışılması veya bol örnek çözülmesi olarak adlandırılan dizini takip ettiğinizde başarı yüzdeniz artıyor. Yani ne kadar çok oynarsanız harita üzerindeki noktalara, oyuncuların karakteristik özelliklerine veya oyun içi araçlara olan hakimiyetiz artıyor. Ancak şans faktörü bu oyunlarda azımsanmayacak kadar fazla ve sadece rekabet ateşi ile yanan gözlere batmayacak kadar gizli. Şans faktörü temel olarak olasılık teorileri ile mantık çerçevesinde yönlendirilebilir genel bir başlık. Faktör detayında açık bilgili olup olmaması ile alakalı bir takım gizemler barındırıyor. Kart oyunları genelinde rakibinizin elindeki kartları o göstermeden göremezsiniz. Bu durumu kapalı bilgi içeren bir oyunda olduğunuzun göstergesidir. Fakat satranç tipi tahta oyunları oynarken genelinde açık bilgili oyunların başındasınız demektir. Bu durum şans faktörünün oldukça az olduğu olarak nitelendirilebilir.

        Paraya olan açlık firmaların çoğunu kör ederken, kozmetik ürünleri peşinde koşan bir grup koyunu gütme tutkunu olmalarını sağladı. Kimi firmalar beklenmeyen bir şekilde rekabetçi oyunlarda dinamikleri değiştirdi ve gerçekçiliği yakalayabilmek adına, oyuncuların hareketsiz varlıklarla etkileşimini arttırmaya odaklandı. Böylece saha için taktiksel üstünlük yani düşüne bilme yeteneği biraz daha önem kazandı.



        Steam, belirli aralıklarla kullanıcılarından isteğe bağlı olarak bir anket doldurmalarını istiyor. Bu sonuçları incelediğimizde ise kullanıcıların donanımlarının yüzdelik değer olarak karşılıklarını ve bir önceki aya göre değişimleri görmek mümkün. Fakat unutulmaması gereken şey anketin isteğe bağlı olduğu dolayısı ile çıkarımda bulunmak biraz daha bilgi paylaşımına açık olan insanlar gözünden olacaktır. Aslına bakarsanız oyun oynamak için dahi bu platforma girebilecek yeterliliğe sahip olan insanların çoğu en üst görsel kaliteyi alabilecek donanıma sahip değil. Pek tabii bu grubun azımsanmayacak kısmı belki bu arayışta bile değil. Zira bu büyük topluluğun zevkleri de oldukça çeşitli, kimi strateji tabanlı oyunları seviyor, gibi nostaljik görünen eski imzalara sahip oyunları. Ancak steam üzerinde görece anlık olarak takip edebileceğiniz en çok oynananlar ilk 100 listesi mevcut. Açıkça görünen o ki ilk on; rekabetçi oyunların hükümranlığında karanlığa gömülmüş vaziyette.



        Zeka, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneğimize verdiğimiz tanımsal kavramın karşılığı. Düşünme ve akıl yürütme olmaksızın oynanan oyunlar yok değil fakat oldukça az. Ezber isteyen oyunlarda bu gruba yakın olsalar da ek yeteneklere ihtiyaç duymaları onları gereksizler grubundan çıkarıyor. Tüm bunların yanında zekanın peşinde arayış oldukça sade... Gereken tek şey düşünmek. İstenilen sonuca ulaştıracak bir veya birden fazla yolu bulmak gerekirse de motor yeteneklerimizle o noktaya varmaktır. İleri görüş yeteneği genelde rengin diğer bir renge atladığı şölen oyunlarından ziyade daha sade oyunlarda kendini gösteriyor. Strateji oyunu diye adlandırılan çoğu bilgisayar oyunu, göz yormayan renklerle size bir dünya haritası üzerinde ordularınızın yönetilmesi için zaman tanıyor. Bundan da ötesi diplomasi yeteneğinizin kullanıldığı artık ordu yönetmediğiniz bizzat kağıt işleri ile uğraştığınız oyunlarda mevcut.

        Sonuç sadelik arayışı bizi yine o ahşap yüzeye götürüyor. Medieval Total War I adlı oyunda dünya haritasının bir bölümü kağıt bir parşömen üzerinde ahşap masada sergilenir ve kararlarınızı bu ekran üzerinde alırdınız. Dilerseniz ordularınızı da yönetebilirdiniz. Zekanın ihtiyaç gösterdiği çoğu oyun değişim göstermemek de diretiyor. Haklı olmaları ayrı fakat üstün donanımlara ihtiyaç duymamaları hep ilgimi çekmiştir. İnsanlığı bir adım daha ileri götüren zeka faktörü, bilgisayar oyunlarında bir görünüp bir kaybolurken; sade görünümlü masa oyunları ki burada asıl bahsettiğim igo(go/baduk/weiqi)'dur, tüm ihtişamıyla asırlardır aramızda yer alıyor. Bu tip oyunları bilgisayar veya telefon üzerinden diğer insanlar ile oynamak için ileri seviye donanımlara ihtiyacımız yok. Fakat oyunu bilgisayara karşı oynamak isterseniz, rakibinizin hamlelerini hesaplayacak bilgisayar eğer cihazınıza sunucu yoluyla bağlanmıyorsa aynı keyfi almanız mümkün; ancak zıttı konumda cihaz gücünüz diğer tüm görsel manada üstün oyunları en iyi kalitede oynatmayı başarabilse de sizin için iyi bir rakip olmayı başaramayabilir. Alphago adlı yazımızda da belirttiğimiz gibi 2016 yılına kadar zinde olan bu oyun artık hakimiyetini eskisi kadar geniş topraklarda sürdüremiyor. Kurallar son derece basit, renkler harici oyun taşlarını benzersiz kılan herhangi bir ayrıcalık yok. Tahtası da sadece çizgilerden oluşan bir sahne. Diğer tüm görsel oyunlara zeka yönüyle kafa tutuyor.

        Total War: Shogun 2 adlı strateji oyununda yer alan yükleme ekranlarında tarih sahnesinde yer alan kişilerden ve ya kitaplardan cümlelere yer verilir. Bunlardan biri şöyleydi; "Stratejideki en önemli şey, düşmanın kendisine fayda sağlayacak hareketlerini önlemek ve faydasız hareketlerine izin vermektir. [Miyamoto Musaşi nin (1584-1645) beş yüzük kitabı adlı eserinden alıntı.]"

        Bu söz bana her daim oyunun temel mantığını hatırlatır. Ezici üstünlük sürekli alınası bir zevk tipi değildir. Mücadele olmayan oyunlar, tanım gereği "oyun" sınıfına dahil edilmezler. Ancak zekanın yeterince uğrak vermediği bir mücadele, boşa zaman israfı değil midir? Bizi tahta üzerinde ezici üstünlükle yenecek bilgisayarlardan ziyade hatalar yapacak, oyun süresi boyunca mücadele ruhuna uygun şekilde sonuç için tahmin değerlerini yarı yarıya bandında tutabilecek daha zeki programlara ihtiyacımız var... İnsan olmak da bunu gerektirmez mi?


Kullanılan görseller: 0,1,2,

20 Ağustos 2021 Cuma

Uzaylı Kusmuğu Kıvamı


        Betimleme gayretinde bulunduğumuz her manzara, kelimelere ne kadar ihtiyacımız olduğunu hatırlatmaktan öteye gitmiyor. Hikayemiz serüvenin sadece küçük bir kısmına ışık tutarken, önümüzde şekil yönünden benzersiz bir tabak sergileniyor.

        Yemek tüketim sürecine verilen değer kadar diğer tüm tüketim ürünlerine aynı hassasiyeti göstermeye çalışırken, kullandığın en nadir tanımlama "Uzaylı Kusmuğu" dur. Renk, doku, koku, kıvam vb. bir çok yapıya uyum sağlayan kelime grubu çoğu zaman kullanmadığım bir yapı olsa da durumu açıklamak için başka kelime bulamadığım anlarda imdadıma yetişir. Uzaylı varlığı ve tanımının saçmalığı arasında yer alan oynak ibrenin komedisi dışında, çoğu insan için ilgi uyandırıcı olmayan; katı sıvı karışımını simgeleyen kusmuk kavramının birleşmesi ile daha çok kötü bir yorumu simgelediğine inanılabilir. Sıklıkla renk için kullanılması ise renkler topluluğunun isimlendirilmesindeki ahenksel kalabalıktır.

        Kusma işleminin gerçekleşmesinde olasılığın bir kısmı, zararlı etkenler ve zehirlenmelerden uzaklaşma amacı güdüldüğü yaklaşımının olumlamaya daha yakınmışız gibi hissettirse de; parıltılar saçan gökkuşağından daha detaylı bahsetmek istemiyorum. Ancak uzaylı tanımı mevcut bambaşka yiyeceklerin varlığına da bir anahtar olduğundan bu gökkuşağının muhteviyatındaki varlık da başka şeylerin kanıtıymış gibi hissettiriyor.

        Yaşam çizgisinin ölü noktaları diye adlandırabileceğimiz; üretmediğimiz ve pek tabii sadece tükettimiz günleri de bu şekilde adlandırıyorum. Tüketilen her şeyin içeride muhafaza edilemediği günler. Uzaylı kusmuğu kıvamındaki bu günlerin yararını görebilmek de rengine ad verebilmek kadar zor.

        Bu değerlendirmeleri yaparken renk konusu hep kuşku verici olmuştur. Zira insan yetisi gereği görece kısıtlı bir yelpaze mirasına sahibiz. Yapay aracılarımız olmadan daha fazlasını göremiyoruz. Ancak bu platonun daha fazlasını kaldırabileceği şüphe götürmez bir gerçek. Morun ve kızılı ötesine yolculuk yapabilen gözlerin varlığını bilimin ışığı ile küçültüyoruz. İş böyle olunca benim kıvam tanımlamam başka gözlerde değer kazanabilirken başkalarınınkinde daha ziyade düşüyor.

        Betimlemenin varlığına aykırı olan göz takası işlemi, sanatsallığı öldürmekten öteye gitmezken, işlemin biraz daha yere basan fikirler evresine girmesini sağlıyor. Oysa tamamlanmamış her eserin kıvamı az çok gökkuşağını andırırken kendi yazılarımı da bu kıvamdan ötede göremiyorum.

        Uzaylı kusmuğu kıvamının birazda görsel-işitsel olarak değerlendirilmesi adına; Lara Fabian adlı sanatçının, Je t'aime adlı şarkısının konser kaydı ile sizi baş başa bırakıyorum. Bu kayıt, tarih sahnesine düşülmüş iki durumun resmidir. Zira orada bulunmak ve olay esnasında şahitlik etme zevkine ulaşma isteğinin, şarkının izleyiciler ile berbat edilmesi durumun arasındaki kıvamın bulunması bakımından ender bir olaydır. Öte yandan İzlediğim video platformunun altında yer alan yorumlarda geçen uzaylı kusmuğu kıvamı tanımı, adeta vücut buluyor. Zira doğruluğunu araştırmak için zaman bile harcamak istemediğim mizansen düşüncesi baharatı eksik etmiyor. Sadece buda değil, bağlayıcı etkisini dillendirenler, duygu şelalesinden atlamak isteyenler... Her ne kadar lisans yönü ile soru işaretlerim kaybolmamış olsa da; bu paylaşım yorumlara ulaşabilmeniz, betimleme tanımımı kavraya bilmeniz adına önemli. Bu etkiden ulaşabilmek adına belirli süre için sayfaların alt kısmında yer alan yorum bölümün kapatıyorum.

Yıllar önce dinlediğim bağlantı;



Yorumlar bölümü ile betimlememe ilham olan bu gün denk gelmiş olduğum bağlantı;




Kullanılan görseller: 0,

13 Ağustos 2021 Cuma

İşte Bu, Senin Hayatın


        Bu hafta, yine nar ekşisi damlalarını temizlerken buldum kendimi masamda. Hayatımın eğlenceli yıllarını tanımlayan ucuz ve yekun teşkil etmesi ile pahalı bir sosun masa yüzeyinden çıkmasıyla ilgili bir takım hayaller de peşinden silindi o anda.

        Nedense tekrara düştüğüm noktalarda yıllar önce izlediğim bir televizyon reklamı gözümün önüne gelir. Her ne kadar mantıklı olmayan temellere yaslanmaya çalışılan bir reklam olsa da gözümün önüne düşmüş olan çizgiler oldukça manidardır. Sanırım reklam; hatırlayamadığım(disk de küçük bir arama ile sonuca ulaştım) banka firmasının seçtiği şu sözler "İşte bu, senin hayatın... Biraz uzaktan bakınca, geride bıraktığın iz bu kadar aslında." üzerine devam ediyordu. Küçük yaşta izleyince etkileyici sözlere sahip olduğunu düşünmemek elde değil.

        Öte yandan yeterince uzaktan bakıldığında zaten tüm çizgiler istenilen sadeliğe ulaştırılamaz mı? Bu çizgilere şahitliğim, çok yeni olmayan öğrenim dönemlerime girdiğimde vuku bulması ile oluşmuştur. Defaatle başlanıp bir birinden çok da uzakta olmayan noktalarda aynı işi bırakmış olmak; o işten sizi fazlası ile uzaklaştırdığı gibi kağıt üzerinde oldukça derin ve dikkat çekici çizgilere de sahiptir.

        Kişiyi oluşturan çizgiler bütünü, sadeliği veya gotik yapısıyla dikkat çekici hal alabilecek durumdayken; yine aynı çizgilerin mevcudiyetinin bir sonraki nesle aktarımı, desenlerde anlamsız bozulmalara sebep oluyor. Güzelliğin tanımı her gün damıtılırken, ışığın odak noktasını simgeleyen daire baştan beri özel bir merkezi dışarı taşırmadan dönüp durmuştur. Bu bağlamda reklamla beraber her tekrarım beni oluşturan temellerin sağlamlaşması yönünde beni sebeplere ihtiyaç duymayan bir korkuya iter. İnsan özelinde genellemeyi rahatlıkla yapabileceğimiz ve temel ihtiyaç sınıfına giren bir çok maddeyi saymak mümkün olduğundan; başlıkların altında yatan çeşitlilikler ile kendimizi avutuyoruz. Kimisi yeni keşfedilmiş adrenalin yoğunluğu yüksek heyecanlar peşinde olsa da, ekseriyeti daha durgun sularda seyretmeyi daha elzem olarak tanımlar.

        Desenlerin tekrarı ve benzerliği hakkında yapılan bir çalışmada takip etmenin daha kolay olduğu bir evreye girilmesiyle; insanlarda doğrudan etkileme ihtimali olan kuşaklar arası değerlendirmeyi göz ardı edip, daha büyük(aslında uzaktan) verilere bakma imkanı sağlayabilecek başka bir çalışmanın birleştiğini görme isteği içimde oluşmuş oldu. Böylece kişi torunun torunu bağlantısı ile çizdiği desen benzerliklerini değerlendirebilecek. Pek tabii bu değerlendirme doğrudan işe yarayacak mı? Bunu henüz dillendirmek pek doğru değil. Öte yandan kilometre taşı misali hem konum hem fikir bazlı ilerlemelerin öznel yorumlardan uzak değerlendirilmesi mümkün olacak gibi... Tabi sürecin yeterli verilerin depolanması için gerekli olan yıllara ihtiyacı göz korkutmuyor değil.

        Keşfin yapılması ve ilerlenmesi konusunda elde edilen sonucun havada kalması durumu tarih sahnesin oldukça sık yaşansa da fikirler genelde alıcısını buluyor. Hareketlerinin yorumlanmasında hayvanların uzuv yapısı detaylı incelenerek kullandığımız taşıma araçlarına ilham oluyor. Şimdi ya ilham aramalı, ya ilhamdan çıkışlı temellere bakmalı ya da ilham olacak şeyler yapmalıdır.

        Masamın üzerinde yer alan ve pek kolay silinebilen bu çizgiler gibi her gün gezegen üstündeki çizgiler siliniyor ve yenileri ekleniyor. Çizgiyi oluşturmaya başlayan ilk noktada kurulan hayaller, başka bir çizginin son noktasında yaşanıyor...



Kullanılan görseller: 0,1,


Kaynaklar:
https://www.nature.com/
https://www.nature.com/
https://robotics.sciencemag.org/