21 Ocak 2022 Cuma

Oyuncak Yakalama Makinesi


        Bülbülü altın kafesinde duyanlar, ayrılıktan dem vurduğunu sanırlar. Davetkar edasıyla başlamıştır bülbül ve anar geçmişi, geleceğinde bugünün.

        Aşırıya kaçan toplumlar meskeni Japonya'da, oyuncak yakalama makinelerinin varlığı kendinden söz ettirmeye değecek gizemler barındırıyor ve pek tabii bazıları sırlarını apaçık ortaya seriyor. Bu tip bir oyunu daha önce oynadığımı hatırlıyorum. Ama konu yaşadıklarımdan ziyade başkaca insanların kıskaçlar arasındaki yaşamları olsa gerek. Mekanizma oldukça basit olmakla beraber, bağlı olduğu şirkete kar sağlamak amacıyla bir takım matematiksel kısa yollara başvuruyor... Ama bizim gördüğümüz sahne çok daha farklı, cam bir hapishane tanımı doğru olabilir. Olay ufkunda tutsak düşmüş oyuncakları kurtardığımız varsayılabilirken; bir diğer göz, ütopyasından ayrı düşürülmesi hedeflenmiş bir oyuncağı betimlemeye ihtiyaç duyacaktır.

        İşte bu noktada aşırıya kaçınma kısmı çeşitlilik ve sunumla mümkün olsa gerek. Görece değersiz bir peluş oyuncak yerine, sadece bu tip bir cihazdan elde edebileceğiniz sınırlı sayıda bir koleksiyon parçası da konulduğu görülebilir. Ya da günümüz şartlarında oynamak için ödediğiniz miktara alınabilecek bir abur cuburun on misli ödül olarak konulabilir. Camdan hapishane aydınlatması o kadar fazladır ki, gözlem sonucu elde edilecek ilk cümle -bir şey gizlenmeye çalışılmıyor- verisidir. Daha da önemlisi ödül havuzunun dikkat çekiciliği de ayan beyan ortadadır artık. Ödülleri her yönden değiştirdikten sonra sınıra geldiğimize olan inancımız bir an olsun oluşmamalı. Zira bu topraklar, sınırın betimlenmesine dahi karşıdır artık... Haydi hiç görüşmemiş mekanizmalar yapalım. Öyle ki mühendislere ilham olsun. Yeter ki kişi değersiz gördüğü o maden parçasını bu hapishaneye(artık camlı vitrini ile oyun salonu kastedilmektedir.) giriş bileti olarak o anahtar deliğine yerleştirsin.


        Tekrar etme durumu oldukça fazla insanı rahatsız etmiş olacak ki; hayatları boyunca sürdürdükleri iş-ev ritüelinden, kendilerini her an değişen bu minik hapishaneden kurtar oyunlarıyla uzaklaşmakta bulmuşlar. En azından parıltılı ışıklar saçan camın(ekranın) arkasında gördüğüm duruma yorumum, bu olsa gerek.

        Camın en büyüleyici yönü şeffaf olması, çok uzun süredir kullanıyoruz bu malzemeyi. Geliştirmekten bir an olsun geri durmadık. Ama çağlar boyu kendisini en çok, hapsettiğimiz şeylerle aramızda bir miktar mesafe bırakıp izlemek için kullandık. Belki de hayatı boyunca karşılaşmış olduğu iki yüzlülüğe olan tutumun yan etkisi olarak kırılgan bir hal aldı.

        Arzuların hedef noktasında çağlayan olduğu anlarda; avuç içinizde yer alan kontrolcü, fırsatlar sunulduğunda nasılda başarılı olabileceğinizi gördüğünüz küçük bir dünya sunuyor camlı ufak odalarda. Bu bağlamda camın arkasında yer alan ışık yeterince parlak ve dikkat çekici olabilirse; zaman ve mekan algısını başarılı bir şekilde bükebiliyor. Sonuçta camın yeri değişmese de o an kıskacın arasında yer alan her ne ise değişiyor.


Kullanılan görseller: 0,1,

14 Ocak 2022 Cuma

Ortak Dil ve Köprüler

        Birlikteliğin en büyük sembollerinden biri iletişim olarak düşünülebilir. Sömürgeci devletlere olan tutkulu inancın bir sonucu olarak ortak dilin belirlenmesini ve pek tabii tartışmaları da beraberinde getirdiğini dönemler içinde görmüş bulunmaktayız. Bilim adı altında yer alan çevrelerin yine çok daha eski, artık pek de konuşulmayan bir dili seçip kelime hazinesini yağmalama durumuna gelmesi belki de rekabet özlemindendir.


        Aslında tutkununda ötesinde hepimizin bildiği daha büyük bir sebebin varlığı diğer tüm sebeplere gölge düşürmekten kendini alamıyor. Geriye dönük yazılı eser mirasına ve bilgi birikimine ulaşımın çok daha mühim oluşu durumu; mevcut köprünün yıkılmaması için geçerli sebebi sunuyor. Köprü kavramı oldukça ilginçtir. Temel ihtiyaçlar listesi barınma kapsamında yer alabilir mi emin değilim. Fakat köprüler her zaman bir hedefin varlığını simgeler. Ulaşım yalnızca bir hedef doğrultusunda yapılır ve yolu kısaltma istemi ancak daha büyük bir hedefe öncülük edecekse uygulanır.

        Köprüler görevi çerçevesinde inşa edilir veya geliştirilirler, kullanım miktarı, ihtiyaç durumu çerçevesinde de bakım görürler. Yakalayamayan ya da inanmak istemeyenlerin bir sonraki adaya geçerken zorluk yaşadığı her dalga köprüler ile aşılır. Diller hep köprü görevi yapar. Ne yazık ki artık bazı köprüleri kullanamıyoruz ve yine ne yazık ki her yeni kurulan köprüyü deneyimleyemiyoruz. Unutulan veya henüz keşfedilmeyen dillerin; nadide çiçeklerin kurutulup unutulduğu sayfalar arasında sıkışıp kaldığı gibi, meraklılarını yahut mirasçılarını beklediğine inanmak, her ne kadar umut vaat edici olsa da, köprülerin gözükmeyişi başka bir toprak parçası varlığının da olmadığının diğer bir göstergesidir.

        Gezegen çapında sıklıkla dillendirilen başlıklara inanılırsa, iletişimde büyük yapıtaşlarından birinin para olduğu varsayılabilir. Belki de dönemsel olarak gezegenin farklı coğrafyaları, bu kağıt ve maden parçasını araç olmaktan daha farklı rütbelere çıkartma heyecanına yenik düşüyordur. Nitekim tarih pastasında en büyük dilim bu başlık ile doğrudan ilintilidir.

        Ortak dil olarak değerlendirilen her köprü haritada yer alırken, kullanımı için bir takım fedakarlıklar silsilesi arzu ediyor. Bu durum kimi zaman anlatım zorluklarından, çoğu zaman ise bilişsel yetenek sınırlarının fazlaca aşağıda yer almasından dolayı gerçekleşiyor.


        Farklı diller arasındaki etkileşimde birebir olarak çeviriler ve pek tabi yorumlamalar yer alırken, kayıplar için yas tutulmuyor. İnsanlık her dönem bir adım daha atmanın heyecanını, yeni toprak parçalarında veya değerli olduğunu iddia ettiği olası nadir madenlerde arıyor ve nitekim buluyor. Para olarak değerlendirdiğimiz ticarettin temel iletişim dili genelde bir tercümana ihtiyaç duymuyor. Yan yana gelmiş rakamların önüne veya sonuna eklenmiş bir sembol ya da birimi belirten isim; anlayış için yeterli veriyi sunuyor. Çok daha temel cihazlar olan hesap makineleri ile çevirileri kayıpsız şekilde yapılabiliyor.

        Ortak dil konusunda bence uzun zamandır çok gelişmiş bir çeviri sistemi kullanıyoruz. Üstelik çağın getirdikleri üzerine şekillenebiliyor. Ancak yeterli değil. Bu bağlamda 2000'rin başında yeni bir köprü oluşturuldu. Son dönemde ortak dilin daha net oturabilmesi adına sanal para olarak tanımladığımız veriler ortaya çıkıp kayboluyor. İnşa edilmiş olan ve yitip giden köprüler. Yeni toprak parçalarının varlığını simgelemekten geri durmuyor.

        Ortak dilimiz olan para birimlerinin çevirilerinde hata yapmıyoruz. Yeni ülkelerin veya toplulukların oluşmasından daha hızlı olarak para birimleri oluşturuyoruz ve yok ediyoruz. Kültürel mirasımızda bahsetmeye değer bir başka köprüde görüşmek üzere.


Kullanılan görseller: 0,1,2

7 Ocak 2022 Cuma

Dağ Halkının Binaları

        Bedbaht biten planlar toplumundan uzaklaşmanın en iyi yolu inşa sürecini gözden geçirmek olmalı. Yaşadığı yerden çok uzaklaşamayan insanların gördüğü doğal güzelliklerin yorumu, nihai dilimde oldukça özel bir bakış açısının kilidini aralayabilir.

        Deniz, okyanus ve adı gelmeyen uçsuz bucaksız su kütlelerini daha önce hiç deneyimlememiş kişilerin ilk bakışmalarındaki iletişim kesiti, çölün içinde kaybolma hissi veya gösterişli bir dağın etekleri de yankıyı bekleme mutluluğu. Belki de mağara, bozkır, obruk ve benzeri deneyimlerden de bahsetmeliydik. Ancak biz, kameramızı dağ kısmından ayırmayalım. Aralarında görece en gösterişli olan dağ manzaraları; bütünleyici kapsamı, imparatorluğunu ilan eden sivrilikleri ve hükümdarlığının sonucu olan bir çok canlıya ev sahipliği yapma durumu.

        Doğal süreçler ömürler boyu tekrarlanırken; gezegenin katmanları yerlerinde rahat edememiş olacaklar ki, kendilerinden emin ve bir o kadar yavaş yolculuklarına başladı. İşte bu doğal görünüm, en kaba ve bilimden uzak anlayışla böyle ifade edilebilirdi. Öte yandan önümüzde tanımlanması gereken katmanlar bütünü varsa, onu insanların değerli olduğuna inandığı madenlerden de uzak sayamayız. Arzu edilenin ötesinde parıltılı taşların damarlarında öylece keşfedilmeyi beklediği örtülü bir güzellik.


        Şehir yapısal gereksinimleri gereği bazen bu doğal manzarayı yapayı ile değiştirme ihtiyacı duyuyor. Gökdelen denile yapay dağların arasındaki küçük yolculuğunuz, dağ halkını görme fırsatınızı arttırıyor. Üstelik gecenin karanlığında damarlar parıldıyor. Gözüktüğü gibi değişen pek bir şey yok, zirve yine hükümdarlığı simgelerken dağın derinliklerinde nefes alabilmek için özel havalandırma sistemlerine ihtiyaç duyuyorlar.

        Sıra dağların dizilimi gibi mahalleleri, küçük tepecikler takip ediyor ve sınırlar başka doğal dağlar ile kesişiyor. Tüm bunların içinde en değerli madeni, tabi ki insanın varlığı betimliyor. Kimileri için değer verilmeyecek kadar küçük ifadeler için ömrünü harcayanların izleri, şehrin ahenktar kokusuna ve pek tabii dokusuna işlemiş durumda. İnsan bedeninden kat be kat büyük yapıların yanından geçerken, alelade bir beton ve demir yığının görmüyorum; aksine nice cevherleri barındıran damarlarıyla, ihtişamlı dağ halkı binaları görüyorum.


        Hevesleri ve yoksunluklarını haykıran renkli tabelalar arasında yürüyüşüm belki çimenlere basarak devam etmiyor. Yinede zemin her köşe başında değişiyor ve taşlar vitrinlerine uyum sağlıyor. Sokaklar, yüzeye yakın petrol kuyuları gibi akışkan bir halde işlenmeyi bekleyen kalabalıkları barındırıyor. Sanki taşıdığı enerjiden habersiz karanlıkların sokağa çöktüğünü hissetmemek elde değil.

        Kuşkusuz gerçekleşmeyen her olası plan, farklı bir değerli maden için yeni fırsatlar ile geliyor. Şehrin aydınlık sokakları gölgelerde barındırmıyor değil. İnşa süreci tamamlanmamış veya tamamlanamamış binalar yaşayan bir topluluğun bir başka ifadesi. Devam edilebileceğine dair her adım, durağanlığın ve pek tabii bedbaht biten planlar toplumundan uzaklaşmanın yepyeni bir tanımını oluşturuyor. İnşa yeteneklerimiz sınır tanımıyor. Dilersek deniz seviyesinin kilometrelerce altına veya üstüne seyahat edebiliyoruz... Sanırım dağ halkının insanları en çok hayatta kalma yeteneklerini küçümsüyor.


Kullanılan görseller: 0,1,2,

31 Aralık 2021 Cuma

Pizza ve Lahmacunda Görselleştirme

        Beğeniye sunulduğunda sıralamaların değişkenlik gösterdiği benzer fikre sahip lezzetlerin; tutkulu gözlerin nazarında anlaşılmak adına daha başka gizemler barındırdığı düşüncesi ile rahatsızlık verme isteğindeyim.

        Lezzet üzerine aldığımız haz değerlerinin etkilenme durumu, öncelikli olarak ürünün görseli veya kokusu ile başlamaktadır. Gözlem yeteneğine güvenen maceracılar için yemek yapılmaya başlamadan önce bile verilere ulaşmak zor değildir. Yemeğin iyi ya da kötü olarak yorumlanmasından çok daha uzak bazı detayların daha önemli olduğuna inanıyorum.

        Bu değerlendirme başlığına en uygun seçeneğin hamur üzerine çeşitli malzemelerin konulup fırınlandığı yemekler geliyor. Fırın kültürel mutfak mirasının bekli en eski ve en gözde oyucucularından biri. Fırın özellikleri bakımından metal ve toprak işleme yönünden de oldukça önemli bir savaşçı. Bu kısımda hamurun üretimi ve fırınlanması, daha sonra ise yalınlığın kırılması ile hamur içine veya üzerine bir şeyler koyma düşüncesi  gezegenin farklı köşelerinde ses getirdi.

        Oldukça geçmişten gelen; daha önce yayımlamış olduğum bir yazıda da değindiğim, ateş ve onun etkisi üzerine güncel temsilci sanırım fırınlar olabilir. Ekmeğin gerçek manada değeri, görece ateşe diğer tüm yemeklerden daha yakın ve saf haliyle yaklaşması olabilirdi. Günümüzde kalıplaşmış şekiller olan daire ve kayık görünümü üzerine yağdırılmış harç ve malzeme birlikteliğinin savaşa hazır ordu görünümü lahmacun ve pizzanın gözlemlenebilir lezzet anlayışının iki alt başlığı olduğuna inanıyorum.

        Pizza üzerindeki malzemelerin lahmacuna göre daha bütünsel ve anlaşılır olması yemek sevdalıların hayat boyu maceralarında yer alan arayışlarının bir parçasının temsil ettiği kanısındayım. Daha büyük hazlar, kararlar ve hedeflerin peşinde koşmak ile pizzanın özdeşmiş oluşu eşleniyor olsa gerek.

        Doğrusu tüm bu malzemelerin garip katmanlar oluşturması, öte yandan tüm katmanların birbirlerine beyaz lav tabakaları ile bağlanması durumu; arzusu ile yanıp tutuşulan bütün hedeflere ulaşma isteğinin bir simgesidir. Açıkçası ne kadar fazla malzeme varsa o hayatın... Üzgünüm o pizzanın başarı yüzdesini önemli oranda düşürmektedir. Bazı tatların aradan sıyrılıp kaçması, diğerlerini ezip bastırmaları; büyük hedeflerin sıralı değil de görece karmaşık yayılımı, anlaşılır yol haritalarına nazaran takibi güç beklentiler denizini kulaç atarak geçmeye benziyor. Yorgun olan nicesi, ardında kayboluyor. Genelde pizzanızı bir adet sipariş verirsiniz. Malzemelerin boyutları değişmezken pizza hamuru ölçeğinize göre, sayıları değişir. Lahmacunda ise harç olarak tanımlanabilecek karışım pizzaya nazaran fazlasıyla homojen bir görünüme ev sahipliği yapar, her lokma bir öncekine oldukça benzerken, hamur boyutları genelde bir adet sipariş edilmeye uygun değildir. Hedeflerin daha ulaşılabilir parçalara bölündüğü ve hayatın her alanına yayılarak hedef kavramını; fikir niyetinden bilinç nazarına yükselttiği varsayımına vardığımız bu hamur süslemesinde, hayatın olması gereken tam suretini görmekten kendimi alamıyorum.

        Keskin almaçlara sahip olmayan her dil daha büyük deney parçalarına ihtiyaç duyar. Bu bağlamda lahmacunun arasına adana kebap koymak nedir?


Kullanılan görseller: 0,1,

24 Aralık 2021 Cuma

Saatlik veya Aylık Dillendirme


        Buğday, pirinç veya mısır yaşadığınız bölgede toprağın ve iklimin uygunluğu çerçevesinde yetişmesi kolay tahıllardan bir kaç tanesi. Kolay kelimesi, sürece bakış açınız doğrultusunda göreceli bir tanımın habercisi olsa da, istenilen rakamsal üstünlüğü karşıladığı için kullanmayı uygun buluyorum. Rakamsal üstünlük ise pirincin neredeyse suyun içerisinde yetişirken, budayın gölün içerisinde çürüme durumuna geçmesi; dolayısı ile iklimin yetişme durumuna doğrudan etkisi göz önünde tutulmasına göndermedir.

        Günün doğuşunu ve sonlanışını simgeleyen saat aralığı; ışığın pek de yaygın olmadığı devirlerde pek tabii çalışma saatlerini belirliyordu. Gezegenin şekli ve bulunduğu yörüngeye ek açısal duruşu bölgesel olarak tüm bu serüveni oluşturan ana maddelerdi. Üretim sürecinin insan doğasına etkisi de ayrı bir güzellik barındırıyor. Yeni ve bir önceki nesil olarak tanımlanan iki grubun zevk konusunu farklı detaylar ile eleştirmesi de bu yüzden olsa gerek.

        Doğrudan topraktan elde edilen ürünler üzerinden gelir hanesi artırımı durumuna bağlı olarak tüketimde de o ağırlığı hissetmek daha kolay sanıyorum. Emeğin zamana bağlı işlevi üzerine eğilim gösteren varlıklar, yüksek oranda daha fazla zaman harcanmış yiyecekleri talep ediyor veya arzu duyuyor. Kıyafetler, araçlar ve pek tabii arkadaşlıklar içinde bu durum geçerli.

        Uzun soluklu birlikteliklerini hem özel hem de şirket mahiyetinde gözler önüne sürüyor. Özellikle doğunun okyanusla meşk olduğu coğrafyada yer alan şirketlerin uzun işbirlikleri kapsamında geçmişe dönük bağlantıların kuvvetini defaatle hissedebiliyorsunuz. Söz gelimi yeni yetme bir şirketseniz bu durum fazlasıyla can sıkıcı olabiliyor. Diğer tüm yeni ve önceki sürümlerin çarpık ilişkisinde olduğu gibi yediklerimizin üretimi esasına dayanan bir alt yapımız olduğunu gözlemlemekten kendimi alamıyorum. Hızlı üretiyorsak aynı hızı tüketimde de arıyoruz. Hızlı olmak her alanda eşdeğeri bulmak anlamına geliyor. Süreç farklı anlayışların sürtünme esasına dayanmaktan öteye gitmiyor. Sanıyorum olay teknolojinin büyük dalgalarında sörf yapma cesareti göstermekten bağımsız değil. Denge adıyla dile getirilen grafik değerlerinde tutarlılık etkeninin naçizane çok da gerekli olmayışından bahsediyorum.

        Sıklıkla örnek verdiğim Go(Doğunun uzak diyarlarından, binlerce yıl geçmişten gelme cesaretini taşıyan, sıra tabanlı ve açık bilgili strateji oyunu; diğer isimleri Weiqi, Baduk, İgo) tahtasında rakibinizin istediğini gördüğünüzde görmezden gelmezsiniz. Fakat değer yargılarımızın rakamsal denkliğinin üstünlüğünde, daha önemli gördüğünüz bölgelerde hamle yapabilirsiniz.


        Bu bağlamda yeryüzünde varlığımızın en büyük göstergesi olan üretim grafiğimiz ve karşılığında altığımız sayısal değerin dile getirilme yöntemleri hakkında düşüncem şu şekildedir. Kazancınızı öncelikli olarak saatlik olarak dile getiriyor iseniz; vaktin değerini çok diye iyi biliyor olabilirsiniz. Zira dinlenme veya keyif için ücret almıyorsunuz dolayısıyla eğlenmek için ayırdığınız süreçte başka hiç bir şeye ödün vermeyeceksiniz demektir. Her hangi bir ürüne sahip olmak istediğinizde ona ne kadar vaktinizin gittiğinin daha net farkında olursunuz. Aylık olarak değerlendirmek ise tüm bu izlenimler için ek çaba gerektirir. Genelde insanlar sayısal hesaplardan olabildiğince kaçınır, zevk alan azınlık ise hesaplara takılmayacak kadar çok sayısal kıymete sahiptir. Öte yandan aylık tanımı içinde tüm doğal ihtiyaçları da kapsadığından sahte konfor alanı oluşturuyor. Keyif aldınız anda dahi sanki bir karşılık alıyorsunuz gibi sahte yanılsamalar ve dengesiz bölünmelere kapı aralıyor. Yapılması gereken işin hiç bir şekilde tam olmadığı sonucun anlaşılabilir manzaralardan çok uzak olduğu seyir zevklerinden öteye gitmiyor. Üstelik yeni kapıların keşfini engelleyen bir anlayış olduğunu da düşünüyorum. Belki 2 saatinizi alacak ara bir iş teklifini kaçırmış olabilirsiniz. Yinede aylık olarak dile getirilen coğrafyalarda dahi bu işin sistem üzerinde çalışanın işte bulunduğu saatlere bakılarak hesap dökümü çıkarıldığının farkındayım. Ama bu bölgelerde halk diye genelleyebileceğimiz grubun aralarındaki muhabbette saatlik kavramının kullanılmadığı üzerine bir varsayım sunmaktayım.

        Saatlik kavramı, kullandığımız her anın değerini arttırıyor. Arkadaşlarınız ile buluşmak için dahi onlara randevu vermeye başladığınızda vaktin gerçek manada en ufak parçasına bile değer biçmeye başlayacaksınız ve neden sonra kur farkının sandığınız gibi olmadığını anlayacaksınız. Zira Go tahtası üzerine yerleştirilen taşlar hareket etmezler, harcanan vakti geri getiremeyeceğiniz gibi.


Kullanılan görseller: 0,1,

17 Aralık 2021 Cuma

Cosmos

        Buğulanmış bir cam, genelde çok fazla şey anlatır. İzlemeye fırsatı olan herkesi davet eder bilinmez alemine. Gördüklerimiz algılama ve yorumlama kabiliyetimizin, dilimizin yani kullandığımız kelimelerin altında şekilleniyor oluşu; her defasında beni dikkate değer bir manzaraya baktığıma ikna ediyor.

        Eş değer muhabbetin karşılığı sadece matematik olarak gözükebilecekken, farklı medeniyetlerin yazım mantığında rakamları ifade ederken başkaca çizgi ve eğrileri kullanmaları bu noktada bile yolu ve yolculuğu benzersiz kılıyor.

        İfadelerin net anlaşılmasında kelimelerin anlamları önemliyken, bunlardan oluşan cümleleri ayırmak adına kullanılan özel karakterlerin varlığı ve konumları da baktığınız manzaradaki renk paletini etkiliyor.

        Doğa olaylarına yaklaşımın kelimelerle ifadesi de oldukça ilgi çekici, geçenlerde dinlediğim bir programda altı çizilen yaşadığım topraklarda "gün batımı" olarak adlandırılan hadisesinin farklı dillerde karşılığının daha az karamsar olan çeşidinin sıralanışı yaşam boyu dilin insan üzerindeki etkisini hatırlattı.

        Hatrı sayılır miktarda yılını sadece tek bir dili ve pek tabii alfabeyi kullanarak sürdürmenin (varsayımımızda harici lisanlardan olabildiğince yabancı kelimelerin yağmuruna uğramamış veya -Japonya örneğinde olduğu gibi japanglish başlığı ile ana dilin içinde araçların, araç olduğunu gösteren neon ışıkları kadar parlak vasıtalarla kullanılan[yabancı kelimeleri o dile de ait olmayan başka başka bir alfabe ile betimleme durumu] görece saf bir dilden bahsediyoruz.) dilin(organ) yabancı lisanlarda yer alan bazı harfler için kabiliyetsiz kalmasına sebep olmakta. Konuşma esnasında eş zamanlı olarak -ben yabancıyım!- şeklinde bir bağırışın kimileri için tatlı olarak nitelendirildiğinin farkında olsam da tartışılması gereken asıl konunun eğitimin özel olarak ayrılmış binalar içinde başlangıcından önce, dilin kabiliyet kazanımında jeolisan etkisinin aza indirilmesi adına alfabe paylaşımının mümkün olup olmadığıdır.


        Bu bağlamda fiber teknolojisi sayesinde iletişimimizde öncelikli olarak ışık yükseltmesine geçmiş durumdayız(Arzu edilenden çok uzak olmanın yanı sıra o çok bilindik sözde yer aldığı gibi -en uzun yolculuklar dahi bir adımla başlar-). Anlamlandırma noktasında alfabelere ve renk yelpazelerine insanlığın tüm dönemlerinden daha fazla yer veriyoruz. Bizim için çalışması adına programlar özerlinde yeni diller ve düzenler getiriyoruz. Dillerin birbiri ile iletişimini sağlıyoruz. Bundan sadece 20 yıl önce karikatürlere konu olan projelerdeki kaba kuvvet biliminin kabalığında geleceği hayal etmeyi denediğimizde; varsayımım odur ki buğulu camın arkasında sadece ışık demetleri ile anlaşacak, yolculuk edecek ve pek tabii ö... Öğreneceğiz.


Kullanılan görseller: 0,1,3


---
        İstatistiki veri daha sonra kullanılmak üzere not alınmıştır, henüz bir çalışma ile alakalı değildir. Yazı da bahsi geçen durumun artık tamamı ile bir şarkıya ilham kaynağı olma durumu ve anlık verisi;
黃明志東京奧運洗腦歌【東京盆踊りTokyo Bon 2020】Ft. 二宮芽生 & Cool Japan TV @亞洲通吃 2018 All Eat Asia
Namewee 3,23 Mn abone
104.403.169 görüntüleme 19 Kas 2017

---

10 Aralık 2021 Cuma

Duvar Ustaları

        Batılılaşmanın kıyısında doğunun zarafeti gölgeler diyarından kendini gösterirken, aklıda hiç soru bırakmayacak tek bir cevap beliriyor.

        Yaşadığım mahallede sanırım bir ay kadar önceki yürüşümde ve neredeyse oradan her geçişimde gördüğüm heykele(kalıplanmış beton demek daha doğru olur) başka bir anlamla baktığımı hissettiğimde, şaşkınlığımı gizleyemedim. O heykelin varlığını bulunduğu noktaya geldiği ilk günden beri biliyorum. Sık kullandığım bir güzergah olmamasına rağmen belki son 15 yıl içinde 100 den fazla kez gördüm. Tek bir anlam dahi ifade edemezken, ne değişmişti.

        Tıraşlama ve/veya yontma işlemi ile oluşturulmuş heykeller, kağıt üzerinde hissedebileceğiniz duygulardan çok daha fazlasını barındırıyor. Pek tabi kullanılan malzemeninde önemi oldukça büyük. Seri olarak üretilebilen ve boyutu için kod kullanılan kağıtlardan, yüzlerce yıl yüksek basınç altında kalmış metal ve taş öbeklerine kadar büyük bir yelpazeyi sallarken; tarihi bir eser niteliği taşımasıda çok daha büyük bir niteliktir.

        Batının müzelerine sığmayan doğunun duvarlarını gözlemlerken, tarihin yontularak not alındığı dev yazıtta yer alma tutkusu veya yer alan bir esere yakın olma dürtüsü tınlayan cevabın ta kendisi olsa gerek. Bu bağlamda anlamlandıramadığım eserlerin yeniden yorumu gösterişli sayfalardan kafamı kaldırmamla mümkün gözüksede, nicesini karşılaştırmak için yine o sayfalara ihtiyaç duyuyorum. Okumak ve gezmek ikileminin, birlikteliğe dönüşünüde buradan anlıyorum.

Kullanılan görseller: 0,