
Bundan çok uzun zaman önce, ilk okul yıllarımda anlamsal uzaklık çalışması deneyinde yer almış olma ihtimalimi gözden geçirmek istiyorum.
Kelimelerle ölçüm yapma fikri her defasında bir takım sorunları beraberinde getirse de yeni bir çalışma, birbirinden bağısız kelimelerin zihinden çağırma yeteneğimiz ile mümkün olabileceği yönünde sonuçlar elde edildi. Kelimeler arasındaki ortalama anlamsal mesafe ise sonucu etkileyen ana etkendi. Deneyde olabildiğince birbirinden farklı üç kelimenin düşünülmesi istenirken değerlendirilmesi çok daha nesnel olacak bir adımda atılmış olur. En nihayetinde ortak çağrışımlardan uzaklaşma fikri, hedefe akla gelen ilk yöntemler ile ulaşılamayacağı veya sıradanlaşan düzen ilişkilerinin gelişimi/değişiminin ancak bağımsız fikirlerden çıkabileceğinin küçük bir göstergesiydi. Sözel zekanın ölçümü için bilindik yöntemlerinin dışında bir adım daha...
İlk okul yıllarımda belki de orta okul yıllarına denk geliyor, dersin birinde öğretmen sınıftaki her öğrenciden bir kelime alır, her kelime tahtaya yazılır. Kelimeler birbirinden bağısız konuları işaret ederken öğrenciler ne üzerine temel inşa ettiğinden habersiz olarak eğlence başlangıcı gördükleri bu derse katılım eylemini devam ettirir. Son öğrenci de kelime üretim görevini yerine getirdiğinde öğretmende bir kelime ekler ve ana görev için gerekli materyaller hazırdır. Ana görev ise tahta üzerinde yer alan bütün kelimeleri içinde barındıran bir kompozisyon yazılmasıdır. Kelimeler cümleleri, cümlelerinse paragrafları oluşturduğu düzenin inşası için zorunlu gereçlerin kullanımı, aslına bakarsanız hayatınız boyunca karşılaşacağınız zorlukların habercisidir. Böylece hayat boyu zorunlu olarak yapmanız gereken işler arasına kendi işlerinizi nasıl sıkıştıracağınız ve daha da iyisi onları doğal bir yapıymışçasına nasıl bağlayacağınız ölçümü yapılmış olur. En azından olabilirdi. Dersin sonunda böyle bir açıklama yapıldığını hatırlamıyorum. Ama eğlendiğimi hatırlıyorum zira sevdiğim bir kelimenin tahtaya eklenmesini sağlamış ve pek tabii diğer sınıf arkadaşlarımın da zorunlu olarak kullanmasına sebep olmuştum. Keşke hangi cümlelerde geçtiğini de görmek o kadar kolay olsaydı.
Belki de bu deneyde kullanılmış takvim yaprakları yığınının, henüz yığın olmadığı dönemde; son harften kelime ürettiğimiz ve kelime dağarcığı ölçümü ile oyun bitirici kelimeye olan uzaklığımızın hesabının değerlendirildiği o buğulu zaman diliminden de söz edilmeliydi...
Kullanılan görseller: 0,
Kaynaklar:
https://www.pnas.org/
30 Temmuz 2021 Cuma
Kelime Ölçeği
23 Temmuz 2021 Cuma
Sandalyenizde Kaç Ayak Var
Bitirilmemiş bir düşüncenin aktarımını her hayal edişimde, kendimi aklıma ilk gelen metaforun oldukça etkili olduğu izlenimi içerisinde buluyorum. Kısa veya uzun olması fark etmeksizin üzerinde çabalanmış her proje; kelimelere dahi dökülmemiş her yazı; sözü bile edilmemiş her hayal... Bağından kurtulmuş, zıpkın ile yeryüzüne davet edilmeye çalışılan uçurtmaya benziyor.
Diğer tüm işlevsel yeteneklerimizin ve tutkularımızın ötesinde, küçükken dikkate değer büyüklükte eğlence anlayışımız olduğu su götürmez bir gerçek. Azınlıkların konuşulmaya değer tek yönlerinin azınlık oluşları ile alakalı olma durumlarından sıyrılmaları haline kadar cümleleri genellemeden, herkes için varsaymak sureti ile kurmaya devam edeceğim. Dolayısı ile her çocuk durağan durumlarda dahi elinde oyuncak olmamasına rağmen hayal gücü rüzgarları ile yonta bileceği her nesneyi oyun oynanabilecek bir yapı haline getirebilir. Buna durağanlığın simgesi olan oturma işleminin yardımcı elamanı, sandalyelerde dahil. Sıradan sandalyelerin dört ayağı bulunurken artık işlevsel yetenekleri ile sayıları da değişiyor.
Tüm zamanın belki de hayatın en iyi dersini kendi kendine vermeye çalışan küçük insan, dengesini iki ayağı üzerinde bulmaya çalışıyordu. Üstelik bu işlemi kendisi ile organik bağlantısı olmayan ama yapı taşı organik olan bir eşya aracılığıyla yapıyordu. Düşme tehlikesi hayatı boyunca alacağı risklerin karşısında, eğlence faktörünü belirlemede ilham kaynağı olurken; kendine göre yaşça büyük gözetmeni tarafından azarlanma durumu ise üzerinde sadece kendi zevkini oluşturmaya çalıştığı işlerde, diğer insanlara karşı tutumunu belirleyecekti. Öte yandan hayatı boyunca kullanacağı tüm enstrümanlarda onların bozulacağı ve kırılacağını da hesaba katmayı yine bu sandalyenin amacı dışında kullanılması ile öğrenebilirdi. Tam da bu doğrultuda baş rolünü oynadığı herhangi bir sahnede artık elinde olmayanlarla bile öğretebileceğini bilebilirdi.
Öncesine göre büyüdüğünüzü hissettiğiniz her an sandalyelerin geliştiğini ya da değiştiğini gözlemlemişsinizdir. Onların sizi daha çok kavradığını ve daha rahat hissettirdiğini bilmeniz de mümkün. Koltuktan devşirilmiş sandalyelerin bu evrede gün yüzüne çıktığını bilirsinizi diye düşünüyorum.
Kimi zaman sağlık için kullanılan ve kontrolü elimizde olmayan görece sabit sandalyelerin rahatsızlık sebebi belki de buydu. Her şeyden önce hakimiyeti bizde olmayan, aslında ayakları yerine peşinde olduğumuz şeye yani tek ayak üzerinde durabilen bir sandalyenin varlığı bizi irite etmeye yetiyordur. Belki de diş hekimlerinin sandalye değişimi bir çok hastanın tedirginliğini almaya yetebilir.
Yaş ilerledikçe hareket kabiliyeti yüksek veya rahatlığı ile ön plana çıkan bir çok sandalye çağa ve görece daha yaşlı insanlara ayak uydurdu. Yahut oyun çağını sürdürdüğünü iddia eden insanlar için üretilmiş devrilme riski az, süslü yapay derilerin kaplandığı ekran başına sabitleme cihazlarından da bahsedilebilir. Türleri ne olursa olsun ayak sayısı ile bağlantılı denge sorunları ile hayata hazırlayan bu eşyalar bütünü bizi bir sonraki adıma hazırladı.
Bu bağlamda düşüncelerimi bir yerlere not alırken bile onları incitmemeye, hala hayalini yaşarken elde edebileceğim tüm etkileşim verilerini kaçırmamaya ve pek tabi çoğu zaman yazarak dahi olsa bağımı koparmamaya çalışıyorum. Mürekkep ile hapsetmeye çalıştığım her fikir daha yükseklerden çekebileceğim, özgürlüğünü yitirmiş bir uçurtmaya benziyor. Fakat görmekte zorlandığım seviye farklarını ancak onları yeryüzünü davet ederek öğrenebiliyorum...
16 Temmuz 2021 Cuma
Başka Bir Tanımadığım Tavan
Bir gezginin hayat serüveni gök kubbe altındaki manzarasının değişmesi değil midir? Kısa cevap, belki. Fakat konunun özünde, ayak izleri takip etmek veya yeni ayak izlerinin sahibi olmak ile ilgili olduğunu düşünüyorum.
Yolların oluşumu aslına bakarsanız özünde aşınmanın ilk evresidir. Yani beklenti yola çıkıldığı an giderilmiş olur. Yollar birleşir, ayrılır ve barınma ihtiyacı noktalarında değişik şekillere bürünür. Zira yaşayan varlıklar çerçevesinde hayaller ortamı ısıtır. Her plan gidişatından şaşarken bir kez daha ışık titrer. Uzun süre durduğunuz noktadan, ilk uzaklaşmanızın simgesi olan tanımadığınız tavan fikri tamda bu noktada parıldar. Zira bu farklılık noktasında zihin küçük oyunlar oynar. Takip ettiğim eserlerde çoğu zaman etkilenebilmem için konunun ilerleyen safhalarında aynı yollardan geçen diğer insanları veya yolların çıktığı binaları göstermesi yeterliydi. Tekrara düşülmesi hoşuma gitmez. Ama izlenilen hikayenin bir yerinde başkaca hikayeleri anlatmamak ile beraber varlıklarının kanıtlanması oldukça hoşuma gider. Bunu çoğu "ünlü" eserde görmek ile beraber hayatımın hangi noktasında bu işlemin gerçekleşeceğini merak ediyorum. Bir kaç defa bu insan tanımına yakın insanlara denk geldiğimi düşünsem de işler hikayelerdeki gibi gitmedi ve sadece kesişim olarak kalan anılara gömüldü. Aslına bakarsanız bir ayrılık olduğunu dahi düşünmek yersiz geliyor. Zira tabloya uzaktan bakan herkesin görebileceği eğrileri yönleri bir düzen içinde hariket ediyor ve kağıdın izin verdiği ölçüde birleşiyor veya ayrılıyor.
Sizler başlık da yer alan cümleyle yakın zamanda izlemeye başladığım bir eserde karşılaşmam üzere, fikirlerin üst üste gelmesi damıtımının kısa süreli hızlandırılmış sürümünü okurken aklıma çok daha öncesinde duyduğum belki de okuduğum diğer bir söz geldi. "Tavanım gökyüzüdür, halım yeryüzü" ibaresi çınlarken zihnimde kısa süreli sonuçlar cümlenin kimin ağzından döküldüğünü bulamam ile sonuçlandı. Öyle bir noktada yazı yine başa döndü ve ayak izleri sandığım bu cümle beni sahibini aramaya itti. Şimdi bu yolculuğa başlarken nice başka halılara basıp ve yüksek tavanlara çarpacağımın korkusu ile ayak izlerini karıştırmama umudumu taşımak niyetindeyim. Öyle ki camın en büyük gezginlerden sayıldığı yeryüzünde yine önümdeki bir ekrandan, tabir teknoloji ile anlamını yitirse de bir cam parçasından yolculuğuma başlayacağım.
Tıpkı bir trenin gölleri, dağları, vadileri ve pek tabii mevsimleri gören pencereleri gibi veya bir gözlüğün tüm bir ömre şahitlik ettiği gibi... Veya bir deney tüpünün sırrı saklamaktaki marifeti gibi...

Kullanılan görseller: Neon Genesis Evangelion adlı eserden ekran görüntüleri
9 Temmuz 2021 Cuma
İş Tanımı
Güzele övgü renkten ibaret
Düzene özgü zevkten ibaret
Deli gönlüm cenkten ibaret
Sorarım bu işin aslı nedir

Sabah, güneşten önce geldi
Umutlar, hayallerimi deldi
Gönül fırtınasından, yeldi
Sorarım bu işin aslı nedir

Kuraldır durması, bilmeyene
Çözümdür durması, söyleyene
Keyiftir durması, görmeyene
Sorarım bu işin, aslı nedir

Yolun tadı, zihinden kaçtı
Olağan denge yerinden şaştı
Yorucu dün, beklentiyi aştı
Sorarım bu işin, aslı nedir
Kullanılan görseller: 0,1,2,3
2 Temmuz 2021 Cuma
Jujutsu Kaisen

Bugünlerde bitirmiş olduğum, ve geçer not aldığını mangasını da okuduktan sonra karar vermek istediğim Jujutsu Kaisen [呪術廻戦] (Büyücülük Savaşı) adlı anime üzerine bir takım düşünceler...
Daha ilk bölüm ve ilk sahnenin hikayenin çok da başından başlamadığımızın göstergesiymişçesine, son derece dar ve ürpertici bir odada uyandırılarak başlıyoruz. Üstelik bizi uyandıran kişin gözlerinin yine aynı oranda ürpertici şekilde kapalı olması, izleyicinin soru işareti ibresinin oynaklığına katkıda bulunuyor. Vakit geçmeden bir soru daha karşımızda beliriyor. "Peki şimdi hangisisin?" ve bir takım söylemlerden sonra açılış müziği gözler önüne geldiğinde ise gözlük takılma sahnesinin oldukça etkileyici olduğunu söylemeliyim.

Henüz sadece ilk sezonun MAPPA stüdyosu tarafından 24 bölümü yayımlandı. Son dönemde çıkan bir takım ün yapmış eserlerinde stüdyosu olma seviyesine ulaştığını gördüğümde ilgincime gitti. Yayımladığı eserlere göz gezdirildiğinde sanki ihale ile sunulan eserin iyilerinden birer sezon dahi olsa alalım portfolyomuz güçlensin, niyeti ile hareket eden bir şirket edası sezinlesem de sanırım konumuz bu değil.
Bu dünya kapsamından öyle denk gelmiş olacak ki genelde uzun soluklu eserlere başladım veya bitirdim. Bu yüzdendir ki yeni gelecek eserlere benzerlik nazarını atabilmem adına bir çok örneğin kendimde mevcut olması yeni eserlerden alınabilecek zevkinde azalmasına sebep oldu. Bu minvalde Jujutsu Kaisen eserini izlerken Naruto dan Sai'yi veya Tenten'i görür gibi hissetmek, sonlara doğru Jojo dan karakteristik duruşların gözükmesi iyi bir karışım niteliğinde. Yine shounen eserlerde gördüğümüz güçlenme, arkadaş edinme durumu mevcut olmasına rağmen merdivenin çok da altından başlamadığımızı bildirmek gerek. Benzer eserlere nazaran gördüğümüz her karakter oldukça güçlüymüş hissi gözüküyor. Eğitimler fazla uzatılmamak ile beraber. Bitiş müziğinden sonraki küçük sahneler başlangıçta iyi olmasına rağmen son bölümlere doğru bozmaya başlıyor. Ama tam bu noktada bir yerde Gintama tadı aldığımızı söylemeliyim.
Shounen eserlerin baş karakterlerinde görmeyi alışık olduğumuz amaç dizini, çoğu zaman çizginin dışına çıkmayı tercih etmiyor. Fakat bu seride Bleach tadının geldiği sahne ise tamamen bu noktada başlıyor. Itadori Yūji pek tabii kendini bir takım olayların içinde bulurken dedesinden aldığı son öğüdü (İnsanlara yardım et. Minnet beklemeden sadece yardım et. Böylelikle ölürken yalnız olmazsın.) yerine getirebilmek adına macerasına bir parantez daha açıyor.
Yeni insanlar, hikayeleri (ki bir arkadaşım çok sever, hikayesiz kabul etmez hiç bir karakteri) güçleri, istekleri... Ama gel gelelim dünyayı anlatmanın en iyi yolu bir grup insanı tanıtmak, daha sonra ise benzer grupların varlığını işaret eden yeni grupları ortaya çıkarmaktır evveli.
Bölüm 109 da yer alan yaşlılığın tanımı gibi güzel dokunuşlara denk gelmek son derece güzelken, diğer animelere nazaran benzerliklerden sıyrıldığı nokta bu animenin muhabbet yeteneği. Kafanızda soru işareti oluşturup bu işareti sözlü olarak dile getirme sürenizin de hesaba katılarak uygun zaman diliminde cevaplanabildiği nadir eserlerden. Bir çok sahnesinde soruyu sözlü olarak ifade ettiğim anın sonrasında gelen kareler silsilesi hep güzel gülümseten cevaplardı. Büyük soru işaretlerini anında yok edecek ve tat kaçıracak bir hadise yaşatmamak ile beraber, ilk bölümünden beri tempoyu yüksekte tutmayı başarsa da sezonun son bölümünün sınıfta kalması da bu sebebe dayanır. Ancak animenin dilinden dolayı ikinci sezonun ilk bölümü bir önceki bölümü gidecek kadar güzel bir cevap içerdiği yönünde bir ışık yakmakta.
Seride sıklıkla gözlere önem verilmesi de şahsi olarak hoşuma giden bir başka taraf oldu. Hem görsel olarak hem yazılı olarak bunu dile getirmiş olmaları beni fazlasıyla mutlu etti.
Seride yer alan iki karakterin bulunduğu bölümlerin son derece yüksek olduğunu söylemem gerek, biri(Nanami Kento) sözleri ile bir diğeri(Tōdō Aoi) ise, görsele varan zekasının simgelediği gücüyle eşsiz tatlar bırakmaktan geri durmuyor.
Her anime de olduğu gibi; yapacak daha iyi bir şeyiniz olmadığına inancınızın olduğu zaman dilimlerinde at koşturuyorsanız, izlemenizi önerebilirim.
Kullanılan görseller: Anime açılışından kareler
25 Haziran 2021 Cuma
Ara Verme Zamanı

Beş dakika... Çok da sevmediğim, ama düşünmeye değer olmayan çift iş vakitlerimde odağımı kısa süreli dağıtıp-topladığına inandığım; belki de hayat boyu tüketmiş olduğum çoğu eserde olduğu gibi aralara serpiştirilmiş not alınmaya değer bir kaç cümle duymak veya bu hisse ulaşmak için dinlediğim bir radyo programının uzun süredir yeni bölümlerinin gelmediğini görüp 4 gün önce aramam ile karşılaştığım olumsuz haber bildirisi ile toplanmış bulunmaktayız.
Ana sorun bir şeylerin son bulması ya da başlamasından ziyade bu program başlığı altındaki son ürünü henüz dinlememiş olmam ile ilintilidir. Belki son bölümde bu işin de sonuna geldiğini bildiren küçük bir pasaj olabilirdi fakat takip edilmesi kolay olması adına indirilmiş son bölüm silinmez veya dinlenilen şeyin saklamaya değer olmama durumunda silinmesi gerektiği göz önüne alınarak dinlenmeyeceğinden dolayı bahsedilen son bölümü tüketmemiştim. Bu bölümün saklanmaya değer olduğuna inanmamakla birlikte yazının gelişimine istemeyerek de olsa destek/köstek olduğundan artık düşünmeye değer olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Üreticinin başkaca mecralarda, başkaca ürünler çıkaracağından çok da şüphem yok. Bir hafta önce yayımlanan yazıya bakarak bitirmek istemediğimi söylemek, bu yazı için iştah açıcı bir sahnenin perdesini aralamayacaktır. Zira bunca yıl aradan sonra yine perdeler önünde bir oyun oynama niyetinde değilim. Bazı üreticilerin bireysel paylaşımlarını noktaladıkları dönemlere güncel olarak denk gelme durumu beni hep garip düşüncelere sevk etmiştir. Genelde haftalık olarak yayımlanan manga'ların (Japonların çizgi romanları için kullandıkları kelime) bir kaçına güncel olarak yetişmiş olduğumu göz önüne alarak iki belki üç yıl boyunca her hafta gelmesini düşündüğünüz dizi bölümleri gibi düşüne bileceğiniz ortalama 20 sayfadan oluşan eserlerden bahsediyorum. Aralarında dünyacı ünlü mangaka'ların ise her hafta yazma zahmetine girmediklerini de belirtmek isterim. Aslına bakarsanız çileli bir yol diyebiliriz bu takip işine. 20 sayfanın sonunda haftaya çıkacak olan sayfalarda merakınızı bastıracak şeylerin bulunma ihtimalinden ziyade, o 20 sayfaya ulaşamama ihtimalinizi de gözden geçirmeniz gerekiyor.
Merak ediyorum, acaba yapay zeka tarafından uzun soluklu bir eserin tüketilmesi durumunda benzerinin ötesinde hikayeyi(sanatsal, tutarlı ve çizim kalitesi ile yani her yönüyle...) de uzatabilme kabiliyetine ne zaman ulaşacaklar. Tek kare, fotoğraf veya çizimlerin fırsatlar dahilinde işlenebildiğini(Artbreeder, Nvidia, vb...) gördükten sonra çok uzak olmayan gelecekte son tüketiciye yansıyan ara yüzlerde göreceğimiz bitmiş hikayelere devam etmek ister misiniz sorusu için sabırsızlanıyorum.
Eser sahiplerine haksızlık etmek istemem. Varsayılan eserin mevcut konumu, sonlandırılma tarzı ile kazanılmış yetkinlik seviyesi rozetini gösteriyor olabilir. Ancak bazı eserlerin eser sahiplerinin sağlıkları sebebi ile sonlanma durumunu göz ardı etmemek gerek. Eser sahibi gazı kesmek istemişse incelenmesi gereken başka bir başlık açmış olabilir. Diğer yandan, ölüm döşeğinde bir sanatkarın varlığı kadar rahatsız eder mi ömrü boyunca tüketmekten başka bir şey yapmamış olan insanın varlığı?
Henüz bu hikayenin tamamlandığına inanmıyorum. O yüzden bu güncel parçayı saklamak niyetindeyim. Böylece kitap ayracı misali bir ses dizimine sahip olacağım. Sanatçının vermiş olduğu aranın yeni esere olan katkısını ölçmek adına referans noktası oluşturmama yardımcı olacağına inandığım bu yöntem başkaca konularda da tekrar gün yüzüne çıkacak. Şimdi ayraç kütüphaneme girip yeryüzü koridorunun sonuna ulaşmam gerek. Sanırım bekleyen eserler arasından birini de içeriye davet etmeliyim.
18 Haziran 2021 Cuma
Tamamlamama Mutluluğu

Bezenmiş bir masa... Lezzetli bir yemeği soğutmak istemezsiniz. Ya da soğuk sunulan bir başka yemeğin de ısınmasına müsaade etmek iştahınız için pek de iyi olmayabilir. Lezzetin tanımını belirten bir çok şey var...
Kimileri için masanın üzerinde yer alan, yenilmeye değer her ürünün yapıtaşlarının mevcut olan hikayesi değerli. Hazırlanışı esnasında ortamın, tarihin ve buna benzer çeşitli sınıflandırmalar eşliğinde değerlendirilen gıda tüketim zincirimiz oldukça eşsiz. Seri üretim yöntemleri kalitenin sabitlenmeye çalışıldığı, tüketim besleme zincir destekçisi düzenin en büyük temsilcisidir.
Kitaplara/kitaplardan not alma fikri geri dönmeye yönelik gemileri yakamama durumu gibi hissettirse de, araştırmalar ışığında; öğrendiğinizi sandığınız bilgilerin beyniniz içerisinde saklanabilme yüzdelerini arttırmanın en iyi yolu tekrar etmek. Ancak anlık olarak vaktin darlığı, fiziksel olarak göz gezdirmem ve sonuca ulaşamamam ile beraber hangi kitapta değinildiğini hatırlayamadığım fakat Malcolm Gladwell'in kitaplarından birinde(Outliers veya Blink) değinilen yiyeceklerin değerlendirilme aşamasında gurme olarak anılan insanların diğer insanlardan farklı olarak hissettiklerini anlatabilme yeteneklerinden bahsedilmektedir. Bu kısımda ayrıca mısır veya patates cipslerinin değerlendirmelerinin düşük olduğu zira seri üretim esnasında tutarsızlık katsayılarının yüksek olduğundan bahsedilir. En azından öyle diye hatırlıyor/umuyorum.
Hayat boyu tüketilen ev yapımı veya hazır gıdaların tatları birbiri ile tutarsızlık yaşar. Sırf bu yüzden aynı isme sahip bu farklı yiyecekleri yiyebildiğimiz gerçeğini göz ardı etiğimizde, aynı yemeklerin tüketimi üzerine zaman aralıkları verildiğine veya başka yiyecekler ile kombinasyonlarına şahitlik ediyoruz. Bu bağlamda değerli bir içeceği veya hazırlanışı meşakkatli olan bir yiyeceğin tüketimini geciktiriyor; kutlanılması gerektiğini düşündüğümüz özel günlere saklıyoruz. Zira tüketim çılgınlığı duygusal olarak yükseltilebilen lezzet arayışlarını içinde barındırır. Suyun rengi tam da bu noktada değişiyor.
Muhabbet ettiğim insanlarca başladığım bir çok eseri bitirmemem noktasında eleştirilir, gerekli açıklamaları yaptığımda ise haklılık payımın yüzdesinin değiştiğini hissederim. Karşılaştığım her hangi bir eserin dimağımda oluşturduğu kıvılcımlı ışık şölenlerini tanımlayabileceğim kelime arşivimin sınırlı oluşunu, gurme olmamam ile ilgili olduğunu varsayarsak; başlamış olduğum bazı eserleri bitirmememin ve dahi bekletmemin sebebini de, yukarıda uzun uzun anlatmış olduğum maddeler çerçevesinde değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Nasıl yiyeceklere etkisi olan tüm bu kavramları saydıysak aynı düğümleri başkaca tüketim araçları için de kullanabileceğimizin farkındalığını oluşturmak istedim. Zira bu eserlerin yemekler nezdinde yakın türleri bulunmamakta. Kitap için örneklersek bile aynı yazarın seri halinde yazdığı eserlerinde dahi tat olabildiğince değişmektedir. Tam da bu noktada yemek gibi olmayan yani tadına baktığınızda veya zaman içinde bozulma ihtimali olmayan bir çok eser var. Belki araları da güncelliğini yitirebileceklerin varlığını kabul etmek gerekebilir. Fakat güncelliği yitirme durumu zaten eserin istenilen kalitede olmadığının başkaca bir göstergesi değil midir?
Tüm eserleri gözden geçirmek ve yıllar sonra tüketeceğim besinlerin sadece tadına bakabilme ikilemi sancılı bir süreci tanımlar gibi. Son teslim tarihini bilmediğimiz bir yolculukta erteleme usulü ilerlenen beslenme süreci çok da sağlıklı durmuyor. Öte yandan size özel tanımlanan kaliteli eser miktarını bilememek veya gelecek 10 yıl içerisinde sunulacak tüm eserler arasında tahminin bir sayı belirleyememek de ayrı bir üzücü.
Yine bu alanda yapay zeka çalışmaları imdadımıza yetişiyor. Henüz yolun başında ve kısıtlı bir alanda tahminlerini dile getirse de. Çok da uzak olmayan bir gelecekte hoşumuza gidecek eserler havuzunun ne kadar büyük olduğunu öğrenmek çok da güç olmayacak. Belki gönül rahatlığı ve büyük bir iştah ile bende tüketim çılgınları arasına katılabilir veya tahmin ettiğim küçük havuzun gerçekliğini bir kez daha hissedip hüznümü yayabilirim.
Şimdilik bu derin olmayan havuzda oynamaya devam etmek niyetindeyim.
Kullanılan görseller: 0,1
Kaynaklar:
https://www.nature.com/








