25 Mart 2022 Cuma

One Piece 1044

        Barajların sınırları ve tavizleri belirlediği gezegenimizde nehirlerin insana benzeyişi üzerine; doğuşu, yolculuğu ve varışı esnasında taşıdığı aromaların izinde...

        Kalbin tek yönlü varlığı çevresinde kopan çok yönlü fırtınalara dikkatini vermesiyle dağılır. Yolculuğu işte böyle başlamış olur. Kimi kulaklarıyla şahitlik ettiği bir makamla yoldan çıkar, bir diğeri dilinde ettiği esrarengiz tatlılarla, berikisi umulmadık manzaralar içinde kendini kaybeder ve en nihayetinde kalp arzusu peşinde başka arzular altında parçalanır gider.


        Elbette bu durum hikayenin sonu değildir. İnsan doğuşuyla simgelediği yolculuğuna devam edecek akıntılarıyla diğer insanları, eşyaları ve zamanı etkileyecektir. Nice kalbe dokunabileceği anları kaçırabilecek veya farkına varabilecektir. Doğduğu topraklardan uzaklaşırken kendinde, özüne ait mineralleri barındıracak belki seyrelecek ama kaybolmayacaktır. Yerin çekimi ile mekana, zamanın etkisi ile ana hükmünü gösterecek, her dönemeçte kendine yeni paylar çıkarabilecektir.

        Elde ettiği tecrübelerle gösterişli ateşi belki sönecek ancak çok daha faydalı kor haline gelebilecektir. Nitekim dönemsel olarak dingin bir vaziyette bekleyişini sürdürecek belki de bir barajın eteğinde gününü gün edecektir. Barajı geçtiğinde yine mert haline geri dönecek bir çok hazineyi kazanırken kendinden bir şeyleri daha yitirecektir.

        One Piece adlı manganın(Japonya da  çizgi romana verilen ad.) 1044. sayısında mangaka(Japon manga çizer ve yazarlarına verilen isim.) yine yaptı yapacağını, ancak eserden ve mangakasından hiç haberdar olmayanlar için ufak bir tanımlamak gerekirse, teorilere oldukça gebe son derece sürükleyici, korsan temalı macera ve gizem dolu bir eser. Genelde okuyucuları mangakanın ketumluğundan zevk alırlar, zira genelinin iddiası mangakanın kendilerine hiç bilgi vermediği yönündedir. Oysa ki her fırsatta Eiichiro Oda(Eyiçiro Oda - Mangakanın adı) yeni bilgiler ve soru işaretlerinin aynı değirmende öğütmekten geri durmamaktadır elde etiği un ile en taze sayfalarını sunmaktadır.

        1044. sayıyı okuduğumuzda elde ettiğimiz veriler ışığında yeni teorilerin bayrağına bizde ulaşmak istedik. Ancak ne seyir zevkini ne de okuma aşkına zarar vermek niyetinde değildik yine de eserde güncel olmayanlar bir sonraki paragrafa geçmelidir.[!!!] Eserde geçen şeytan meyvelerinin varlığından, oluşumundan pek bihaberiz. Şimdi çok güçlü bir meyvenin tanımlanması ve tanınması ile sonuçlanan 1044 bize başkaca kapıları aralarken güzel bir gülümsemeyi de beraberinde gösterdi. Oda, bir kez daha seriyi isterse ne kadar eğlenceli bir şekilde uzatabileceğini gösterdi. Anladığımız kadarıyla bu seviyede tek bir meyve yok. Yani gezgende veya gezegen dışında başkaca aynı seviyede meyve kullanıcıları mevcut. GolD Roger, çok erken geldiği iddiasındaydı. One piece için teorimiz gezegenler arası bir kapı şeklindedir. Hali hazırda başkaca gezegenlerden yolculuk edilebildiğini biliyoruz. Uzay kıyafetleri benzeri kasklar, duvarlardaki yolculuk esasına dayalı resimli hikayeler görüyoruz. Dragon Ball adlı eser ilhamını esirgemezken, neden gezegenler arası bir gemi yolculuğu yapılmasın. Baş kahramanımız Luffy, one piece yani hazine için hiç ilgi duymuyor. Onun için tek önemli olan şey macera ve et. Hazineyi tanımlarken "one piece" denmesi başkaca gezegenlerinde birer parça olarak düşünülmesi olabilir. Bu minvalde meyvelerin gelişi ve dağılışıyla evren büyür. Luffy tayfasından gezegenin ezilen halkı balık adamların lideri olarak jimbei'yi gezegende yönetici olarak bırakabilir. Yeni maceralara yelken açmaktan geri durmaz. Bu bağlamda Oda 1044 ile eserini uçsuz bucaksız bir evrene aralamış bulunmaktadır. Bize de bu yolculuğa eşlik etmek düşüyor.


        Yolculuk son deminde ferahlığa ererken yine kendinden olana kavuşmak, doğuşu görmek ve hissetmek; kalbin uğraşısını, geride duruşunu ve asıl dikkatine ulaşma hassasiyetini sonuçlandırmak, bizim için nihayet midir? Yoksa gerçek bir kapının varlığı, asıl şimdi mi vuku bulmuştur?

Kullanılan görseller: 0,1,2,3

18 Mart 2022 Cuma

Borg ve Kumaşlar


    
    Borg'ların kör talihi... Borg, Star Trek kurgusal evreninde "Kolektif" olarak adlandırılan bir kovan zihnine bağlı sibernetik organizmalardır. Kendilerini her zaman bir top kumaş olarak görmüşümdür. Gayet kullanışlı olan tek bilinç toplumu, bireysel dönüşümün çözülmesi veya kumaşın bir bölümünden sökülmeye başlaması gibi topluluklarını kaybedebiliyor.

        İnsanlık iklimiyle göreceli, inancıyla yek pare giyinme kültürüne sahip olarak güneşi gezdirmeye devam ederken; kumaş seçimleri gün geçtikçe ilgi çekici oluyor. Göçebe topluluklarda dahil olmak üzere dokumaya yönelik ilgi ve alaka hiç bitmemişçesine yelpazesini genişletiyor. Farklı örgü biçimleri, dokuma tezgahlarının gerçekçi hız kazançları ve neredeyse hatasız sonuçlar geriye ne kadar basamağın kaldığı sorusunu akla getiriyor. Kumaşın sadece son hali değil, ona renk verilen seremoninin de ilgi çekici olduğu bir gerçektir. Doğal ve yapay yollarla elde edilen boyaların zamanla ne kadar solacağı değişkenlik gösterirken; teknolojinin boyut değiştirmesi ile daha az kir tutan kumaşlar hatta suyu itebilen özelliklerde eklenmeye devam ediyor. Belki hayal edilesi basamakları da çok hızla geçtiğimizi sanıyorum. Kesici ve delici etkenlere karşı koruyucu etki gösterenler, yanmaya karşı oldukça dayanıklı olanları da geride bıraktık.

        İpliğin elde edilişi, boyanması ve dokunması ile devam eden süreç kumaşın kullanılacağı ürün için kesilmesi; ardından tekrar dikilmesi ile sonuca ulaşılıyor. Kesilme sürecinde israfın en aza indirilmesi adına mimarisinin de önemi büyük olsa gerek. Kumaşın hammadde yönünden yumuşak dokusu ve hissiyatı çeşitliliğini ön plana alırken tüm bu seçenekler sadece kıyafetler temelinde düşünülmemeli. Yel değirmenleri, yelkenler ve cadde üzerinde yer alan mağazaların süslü ön cepheleri. Pek tabi perdeler de dahil edilmeli. Doğrudan halatlar ve üzerindeki bilgi birikimimizi metalden yapılma türlerine de aktarabildiğimiz çeşitleri...

        Teknoloji hem işlediği üzerine hem de işlerkenki araçlar üzerine gölgesini düşürdü; tezgahlar, dikiş makineleri gösterişli dönemine başlamıştı artık. Dokumaya olan tutkumuz öyle büyüdü ki insanların çeşitlerine göre değerlendirilip nasıl bir kumaş çıkacağını hesaplamaya başlar olduk. Onlar için okullar yaptık böylece iplikler ziyan olmayacaktı. Bu bağlamda Borg kraliçesi ilmeklerin şeklini, sıklığının ve benzersizliğini ortaya koyarken, belki yıpranma payını da hesap etmişti. Ancak işler istenen gibi olmadı. Kumaş yırtıldı, düğümler çözüldü ve esrarengiz düzen bozuldu. Borg'lar karşılaştığı yabancı türlerden bilgi ve teknolojiler asimile ederek aldı. Nihai hedefleri -mükemmelliğe ulaşmak- iken bir anda işler hiç istenmeyen hale doğru gitti.



        Son basamak sanırım sadelik içerisinde kaybolmak olsa gerek. Belki de kumaştan ziyade içerisindekilerin daha değerli olduğunu bu noktada öğreneceğiz. Demiyorum ki şuan bu durumun farkında değiliz. -Aksine farkında ve içerisindekilerin değeri nispetinde onu sarıp sarmalıyoruz.- Belki de sanırım kumaş yırtılmadan anlamak çok zor...


Kullanılan görseller: 0,1,

11 Mart 2022 Cuma

Ajandama Bakayım



    
    Baderna, bana birazcık da bağlantılı olduğunuz insanların tanımlaması gibi gelmiştir. Güvenlik çemberinizin bir parçası olan insanlar, eksiğiniz olduğunda yardımcı olabilecekken çok daha ötesinde önlemlerinde içinde barındıran paketler olarak sunulurlar. Bu görünmez bağlantıyı fazlasıyla cisimleştirdiğimin farkındayım. Oysaki cismani temellere uzanan yolculukların sınırlar nispetinde sorunlar yaşadığı aşikardır. Bense bugün, sorun olarak gözükebilecek başka bir cümlenin peşindeyim. "Ajandama Bakayım." Bu cümle genel olarak belirli coğrafyalarda çok daha sık denk gelebileceğiniz kalıplardandır. Mutluluk verici olan kısım elbette ki size ayrılacak sürenin kesinlik kazanacağı takvimsel bir sıralamaya işleneceğiniz fikri değildir. Tam tersi takvimsel bir sıralamaya sahip, süreç takibinden anlayan ve boş vakit geçirmemeye özen gösteren bir arkadaşınızın varlığına işaret olarak düşünülebilir.



    
    İtalyanca da denizcilik terimi olarak yer bulan baderna kelimesi, halatın sürtünmeden kaynaklı aşınabilecek yerlerine sarılan bez parçası ifade etmektedir. Nitekim bez parçası her ne kadar niteliksiz gibi gözükse de, bezin kalitesi nispetinde koruma mümkün olmaktadır. Bu bir arkadaş, fikir veya fiziksel hükmü olan herhangi bir araç da olabilir. Baderna bir kaçışın hikayesinden ziyade ordaydım demenin imzasıdır. Genelde kurtarıcı fikirler dizisinin bayrağını simgeleyen kumaşın(Fikirlerin değeri kumaşın kalitesi ölçüsündedir. Ancak bazen fikirlerin yaldızlı dokusu aldatıcıda olabilir. Üstelik kumaşlarda kullanım biçimine göre değer kazanır.) ismidir demek, hikaye için daha makbul gözüküyor. Baderna insanlara ihtiyacımız var. Bu insanlar pek tabii kalitelerinin farklılıkları ölçüsünde sizi bulunduğunuz duruma getirebilir veya o duruma girmemenizi sağlayabilir.



    
    Denizcilik konusu elbette çok fazla benzetime ilham olmuş, aslına uygun bir limandan farksızdır. Gitmek, varmak ve geri dönmek üzerine olan döngünün görülmesi en tabii manzaralarını içinden barındırır. Her nerede olursanız olun; serüvenin başlangıç ve bitişinde demirlemeye, sabit kalmaya ihtiyacımız olduğunun da, dalgasını hatırlatmayı ihmal etmez. Bu yüzden sizi karaya bağlayacak halatlara, temellere yani kararlara ihtiyacınız olduğu gerçeğiyle baş başa bırakan eşsiz güzelliğin, ufkun sahibi olan büyük su kütlelerinin değeri çok daha fazla anlam bulmuş olur.

        Okuduğunuz kitaplarda, yazılarda veya şiirlerde limandan ayrılırken başkaca bir limanın varlığı için yola çıktığınızın farkındasınızdır. Yolculuğun sonunda geminizin yolculuğa dayanıp dayanmamasından kuşku duymanız çok olası değildir. Dalgalar arasındaki varlığınızın kıymetini bilmezseniz, suyun altındaki türdeşleriniz size başkaca manzaralar sunmaktan geri kalmayacaktır. Ancak bu sularda gezinmek istemiyorum. Ben en başta sizin halatlarla bağlı kaldığınız o başlangıç çizgisine dikkat çekme derdi içerisindeyim. Ajandanıza bakın, yolculuğa ne zaman çıkmanız gerektiğinin farkına varın; tüm planlar çerçevesinde planı olan arkadaşlarınızın var olmasına özen gösterin ve pek tabii badernalarınıza değer verin.


Kullanılan görseller: 0,1,2

4 Mart 2022 Cuma

Parçalanarak Büyümek


Bâdısaba hissetmek için çıkıldı yola,
Tüm alem gezildi, elde kalan fırtına

        Öğrenim tekniklerinin dile getirildiği dönemlerin geride kalacağı bir hayalken, yeni sınırların keşfini de merakla bekliyorum. Fakat bu tekniklerin özünde soyut bir kavramın, somut yapı benzetimine ihtiyaç duyduğunu unutmamak gerek. Atasözleri ve deyimlerimizin arasında yer alan ve çalışmaya ithaf edilen sözlerin temeli de bu yatıyor olsa gerek.

        Öğrenmek eyleminin bir ömre bedel süreye sığdırılmaya çalışıldığının farkındayım. Tezatlık o ki öğretme girişimi çok uzun süredir ömürlerle ifade edilebilir bir aşamada bulunmaktadır. Belki bu durum öğrenme açlığımızın neticesinde gerçekleşiyordur; öyle ki duvarlardaki çivi yazılarından, heykeltıraşın yonttuğu taştan, sayfalarca karalamalardan ve artık videolardan anlatılmak istenenin ötesinde arka planından bir şeyler çıkarma isteği öğretenin hecesinin çok ötesine taşınmış vaziyettedir. Şimdi diye ifade edebileceğiz dijital mirasın, kayda değer bilgi havuzunun önemli bir parçasını oluşturmasıyla, öğretmek istemeyenlere bile bu rütbeyi iade etmesiyle sonuçlanmıştır.


        Öğrenim biçimlerine bir not da biz düşelim öyle ise... Parçalanarak büyümek, kas dokularının genel itibari ile yırtılması ve tekrar onarılmasına bir göndermedir. Ancak şu da bir gerçek dengeden uzaklaşmış ve tek bölgenin kas gelişimine odaklanmış bir bünye, işlevsellikten oldukça uzaklaşmış olur. Üstelik kas gelişiminde onarım için bir dinlenme periyotu da olması gerekmektedir. Sürecin benzerliğine farklı örneklerde atanabilir... Kullandığımız ekranları da milyonlarca ve hatta milyarlarca piksel bulunmakta. Daha büyük bir görüntünün elde edilmesi için daha küçük parçalara ayırmak fikriyle tekrar karşılaşmış olduk. Klavyelerimizin tuş sayılarının evet hayır ve yön tuşları düğmelerinin ötesine geçtiği şu dönemde iyi bir örnek olabilir.  Bu tip sistemler genelde adlandırılırken yukarıdan aşağıya bakılıyor fakat aşağıdan yukarıya bakmanın bireysel açıdan anlaşılma temeline daha yardımcı olduğu kanaatindeyim.


        En nihayetinde beden gelişiminden varlığın kağıt boyutuna inmişken, daha büyük olmanın arayışında; mimari deneyimlere de değinmeden geçmemek gerekiyor. Tüm o huzur dolu ya da kasvetli yapıların beden ölçeğinden kat be kat büyük oluşları özünde yer alan küçük ayrıntılarda gizlidir. İhtişam onu var eden küçük parçalarla ayakta durur. Medeniyeti ifade eden semboller ve dokuları oldukça sıradan düz duvarların üzerinde görmenin anlamı işte budur. Nasıl ki nadide bir eser üzerindeki imza ile değer görüyorsa, heybetli yapılarda büyüklüğü nispetinde küçük detayları ile değer görmektedir.

        Bu bağlamda çıktığınız yolculuk ne sonunda ne başında değer elde eder. İşin bir bölümü tüm yolculuğu abad eder. Nice maceralar küçük bir an ile biter, nicesi o anda dallanır budaklanıverir. Hikaye bu ya; ne kitaplar, ne sayfalar dolusu yazı, cümleler, kelimeler... Anlaşılır bir metin elde etmek için boşluklara, kesme veya duygu ifade eden simgelere ihtiyaç duyuyoruz. Harfler her ne kadar yan yana durmak isteseler de onları ayırıyor, grupluyoruz. Nice daha ileri gidip elde edilecek büyüklüğü ulaşmak adına onu sadeleştiriyoruz...


Kullanılan görseller: 0,1,2


25 Şubat 2022 Cuma

Saklı Kalmak Üzerine

        Beş yüzeyli vitrinlere hapsediyoruz, belki de en sevdiklerimizi... Karşılaştığımız eserlerden bazılarını tüketmekten kendimizi alamıyoruz. Bir çoğunu yetkin damaklar ile paylaşıyor ve çok daha azını dokunmaya kıyılmayacak etiketleriyle, raflara yerleştiriyoruz.

        İşte öyle günlerden bir güne daha denk geldi takvim yaprakları. Çizimi kuvvetli eser sahibi 500 sayfa içerisinden, son derece hızlı göz taramasına takılmayı başarmıştı. Söz sanatlarını hayal gücüyle renklendirmeye başaran ve imzasını, benim için hızlı sayılabilecek bir an içinde sergileyebilen mangaka beraberinde sorularını da sormuş oldu. Paylaşmalı, tüketmeli veya saklamalıydım.


        Bu üç soru sadece yazılı eserlerde karşıma gelmiyor artık. Teknolojinin o engin dalgaları kıyıma her vurduğunda değerli notlarını ve haritalarını bırakmaktan geri durmuyor kumlar arasına. Pek tabii yeni ufuklar keşfetmek isteyenlerde ekleniyor bu iştah açıcı menüye. Sahip olduğumuz kültürel değerlerin derinliklerinde kaybolurken, masanın üzerindeki takdire şayan yemek dokunulamayacak bir tablonun ötesinde kalıveriyor. Hayal edilebilir tüm sahneler içerisinde bu kareye en uygun olan müzik aletleri olabilirdi herhalde. Onu kullanmadığınız müddetçe ne elde edebileceğinizin sınırları, son derece belirsiz sisler içinde gizli bir bahçedir. Hangi duygunun karşılığını bulabileceğiniz; kalp atışlarına eşlik yahut davet edeceğiniz sanatçıya kalmıştır artık.


        Belki boş bir tuval de hakim gelebilir bu kareye... Yahut öğrenmeye aşkıyla yanıp tutuşan, yani talep edenlerin katılımıyla dolmuş bir derslikteki boş tahta, tanımlaya bilirdi bu anı. Sanırım dışarıdan bakıldığında yılların verdiği tecrübe ile kullanılmaya hazır boş kağıtların değeri daha iyi anlaşılırken, defterdeki yapraklar bir bir tükeniyor.

        İşin özünde karşımda yer alan eser ister canlı olsun ister eşya; onu saklayabilmenin vereceği koleksiyonerlik ruhu, paylaşmanın eşsiz mutluluğu ve pek tabii tüketmenin ayrıcalığında boğulmaktan kendimi alamıyorum. Kulakta yanlış yankılanmaması adına canlı olduğunda onun varlığının mevcut bilgisini kast etmiş olduğumu dile getirmem gerekiyor. Düşüncelerine değer verdiğiniz bir insanı, kendisini anlamayacak kitlelere karşı yormanız pek iç açıcı bir senaryo değil. Onunla günlerce muhabbet edip, yolculuğa çıkmak ise onu tüketmektir sanırım ve çok daha tehlikelisi ulaşılamaz ya da dokunulmaz olarak düşünüp bağlantılarını kesmek; sadece ismen hatırlamak, saklamak olurdu herhalde.


        Zaman için elde edilen vaktin kıymeti, bu üç soruya doğru anlarda cevap vermekle mümkün elbet. Yoksa vitrin ardında nice kitap okuyucusunu bekliyor. Kimi tavsiye edilmeyi bekliyor, kimi arzu edilmeyi. Döngü her tamamlanışında vitrinden kalkanlarda oluyor, yeni eklenenlerde. Ama en nihayetinde bu işi en iyi başaran kitaplar oluyor. Tüketmeyi yer yüzünün hem bilişsel(yazar) hem de maddi(sarf malzemesi) kısmıyla başarıyorlar. Kendisini okumaya cesaret gösteren kişiyle paylaştığı düşünselini ikinci aşama sayabiliriz. Hikayenin sonunda en çok söz edilecek yere en az harf kalmışken daha iyi nasıl özetlerim diye düşünüyorum. Ancak iki kapağın(tomar, parşömen, tablet gibi şeylerden bağımsız hayal edelim lütfen) arasına yerleştirilmiş olan bilginin en iyi şekilde saklandığını görmek kuşkusuz zor olmasa gerek. İnsan için dudakların aralanıp sırların dökülmesi ne ise, kitap içinde kapaklar o demektir, vesselam.


Kullanılan görseller: 0,1,2,3

18 Şubat 2022 Cuma

Sürekli Ufak Adımların Büyük Sonuçları



    
    Bilgeliğin kayda değer kısmı bakır ya da camsı borulardan akarken; pınarın başında olan bizlerin keskinliği, tecrübeler nispetinde köreliyor. Tadılmaya değer her yiyecek, tercih edilmeyenler veya yarıda bırakılanlar diyarında bir sonraki taliplisini bekliyor.

        Tüm bu akışın içerisinde okunmaya, uygulanmaya ve deneyimlemeye değer kayıtların tadılması yahut bitirilmesi bazen fazlaca külfet içerebiliyor. Besinlerin tüketim süreci ve lokmaların büyüklüğü ile ilgili her kayboluş, başkaca benzerliklerin sahiline vurmak ile sonuçlanıyor. Herhangi bir işe yoğunlaşırken küçük parçalara bölmek ya da tüm hayat süresince kaç bölüm işlemine sahip olduğunuzun farkında olmak.



    
    Elektrikli testerelerin doğası gereği büyük bir balta veya kılıçla karşılaştırıldığında üstünlükleri takdire değer niteliklere ulaşıyor. Ancak daha da ilgi çekici olan kısım, çalışma prensipleri olsa gerek. Tek bir balta ağzı yerine daha küçük bıçaklardan oluşan bir güzergahın dönüşümlü olarak ufak parçalar koparma düşüncesi. İşin temelinde baltanın kullanımının zorluğunu bir derece olsu kolaylaştırmak adına çıkılan bir yolculuğun çok da girift olmayan yöntemlerle elektrikle güç takviyesi hikayesini dinlemekteyiz.

        Testerenin kimliği gereği; ağaç gövdeleri veya dallarını bölmek gibi görece silindirik parçalar üzerinde bir hakimiyetten söz edilmesi gayet olasıdır. Bunlara çok daha ileri düzeyde ağır sanayi şarlarında profillerin kesimi de katılabilecekken, başlangıca odaklanmanın daha önemli olduğu kanısındayım. Silindirik parçanın eksenine paralel olmayan dik bir kesişin anlatımında; işin zamanla daha fazla yüzeye etki ettiği, yarısı olarak belirtilebilecek kısmın en yüksek yüzeye temas edildiği noktanın algılanması, grafiğin görece simetrik olmasıyla sonuçlanacaktır.

        Bu grafik kuşaklar boyu ilerleyişin, merakın ve vazgeçişin temellerini oluşturmakta, simgesel bir çizgiden öte değil. Yeni başladığınız bir işin merakınızı cezbedecek ve sizi davet edecek noktası testerenin ilk teması ve talaş kaldırmasıyla mümkün olabilir. Belki doğrudan deneyimlemekle değil sadece gözlemleyerek bile bu grafikte yer edinebilirsiniz. İlerleyişin temelleri başladığınız işin benzersiz gövde şekline göre değişiklik gösterebileceğinden simetri bozulabilir veya birden fazla kez tekrarlayabilir. Değinmek istediğim ana nokta işin ilerleyen dönemlerinde görece benzer gövdelerde denk gelinen yüzey büyüme eğrisi ile karşılaşılma durumu alınan keyfi arttırdığı gibi, öğrenimin düşüşe geçtiği eğri ile keyif de düşebilir.

        Daha da ziyade aynı gövdenin farklı düzlemlerce defaatla başlanıldığı işleyişlerde elde edilen zevk yine azalmaktadır. Bu durum yarım bıraktığınız projenize tekrar ve tekrar yeniden başlamak yoluyla ilerletmek hevesinizin karşılığındandır. Bu durum testere metaforundan da yola çıkarak zamanla gelişim vaat etmeyen bir körelme ile sonuçlanacaktır. Bazı durumlarda tamamlayıcı yeterlilik diyebileceğimiz ağacın ki bu durumda bilginin belli bir miktarına erişim sağladığınızda devam etmeden de ağacı yıkabileceğinizi unutmamalısınız.



    
    İlerlemek tutkusu sürdürülebilir değilse, adımlarınızı daha küçük ve sürekli atmayı deneyin. Aynı bir elektrikli testere gibi. Daha az yorulmanız pek mümkün değil ancak ilerleyişin kesinliği dikkat çekici olacaktır. Döner kepçeli ekskavatörleri bilir misiniz? Çok büyük cüsseli cihazlar. Yüzey madenciliği için uygunlar. Üstelik kendilerine ait bir testeresi olduğu da iddia edilebilir. Daha da mühimi hareket noktasında da paletli sistemleri ile görece küçük adımlarla ilerlerler. Yapılan hamlelerin tekrar etmesi durumu döngü olarak tanımlanabilir. Genelde sıkıcıdırlar ancak onları zevkli ve ilgi çekici kılan sonuçlarıdır.

        Karakterlerimiz; kesici aletlere benziyor. Asıl sorun kısıtlı ömrün tercih edilesi projeler eşiğinde tüketilmesi durumu olsa gerek ve eğer elde edemediğin bilgeliğin döngüsüne takıldıysanız, bunun farkında olmalısınız.

        Yakın zamanda izlemiş olduğum "Zamanda Tutsak"(Old - 2021) filmi, körelmenin akıntının yavaşlığından dolayı anlaşılmasının ne kadar güç olduğunu bir kez daha tekrarlamış oldu. Film çok daha fazlasını içermek için çabalarken, elde etmek istediğimi çoktan elde etmiş ve yazıma iliştirmiştim.



    
    Ancak bu hikaye veya benzetim oldukça tanıdık. Arzu, testere dişi konumuna ulaşılacak bir projede çalışmak olmalı gibi geliyor. Tam o an daha önce bahsettiğim ömür çizgisinden başka bir sahne geliyor aklıma ve kullandığımız araçların düşünsel yapılarımıza, bize ne kadar benzediği bir kez daha şaşırtıyor beni. Bu bağlamda belki de dönen gezegenimiz üzerindeki ufak noktaların temsili olan bizler, daha ufak lokmaların peşinde bir hayat sürmeliydik.


Kullanılan görseller: 0,1,2,3

11 Şubat 2022 Cuma

Mekanik Kontrol


        Bisiklet kullanmanın, motor becerilerimiz üzerindeki gölgesinde ferahlamak adına; kısa bir yolculuğa hazır olduğunuzu düşünerek, başlıyorum.

        İnsan gelişimi mekanik dalı yönünde oldukça hassas işlemlerin sürekli olarak değişim gösterdiği süreçlere ev sahipliği yapıyor. Emeklemek, yürümek, koşmak ve belki tekrar emeklemek... Düşünsel sürecin fiziksel sürece yansıması, tüm bu işlemlerin eş zamanlı olarak ortaya çıkması olağan ve pek tabii istenen sonuç.

        İşlemlerin karmaşıklaşması, beden denilen aracın başkaca mekanik araçlar üzerindeki etkisinde gözlemlenebilir. Ancak biz daha çok alışkanlık seviyesine varmadan tadılan his üzerinde durmak istiyoruz. Bu his başarmayla karışık hükmetme ayrıcalığıyla birleştiğinden daha tatminkar bir hal alıyor. Sürecin devamı tek düze bir hayatın rüzgarlarını hissetmek misali alışkanlığı simgelemektedir.

        Başarının yeterince lezzetli olmasından ziyade, uzvunuz dışındaki bir parçayı yönetebilme aşamasının gelecekte daha sık duyacağımız yeni başlıkların temelini oluşturacağı kanısındayım. Bisikleti harekete geçiren her ne kadar doğrudan kas gücümüz olsa da; hali hazırda iki tekerli bir nesnenin denge konusundaki zaafını kapatabiliyor oluşumuz bu durumu değerli kılıyor. Denge durumunun gerçekleştiği ilk an ve takip edecek olan durma anına kadar olan süreç; algıların tetikte bekleyişiyle beraber oluşturulmuş gerçeklikten ibaret.

        Araba sürmek adına direksiyonu kavradığınız ilk an, tekerlerin sizin emriniz ile harekete geçtiği o karmaşık yapı. İşin birazda mühendislik kısmından hareketle, eğer içten yanmalı motora sahip bir araç yönetmeye çalışıyorsanız; yanma odasını içerisindeki patlamaları, on milyonlarca yıl önce yaşamış canlıların sıvılaşmış hallerinin bu odalarda emrinizle basınç altında tutuşmaları ve pek tabi tekere istenilen gücün aktarılıncaya kadar olan süreçteki tüm gerekli aktarım organlarının uyum içerisindeki çalışma süreci.

        Elektrikli araçların, içten yanmalı motorların büyüsüne sahip olmadıkları doğru, ancak alışılmadık ivmelenme hızları ile bu açığı kapatmaya yakın olduklarını söylemekte fayda var. Mühendislik açısından içten yanmalı motorların kaybolmaları üzücü olabilecekken, gezegenler ya da galaksiler arası seyahat için kullanılabilecek motorlarında takdire şayan yönleri bu büyüyü tekrar oluşturacağı yönünde olan inancımı destekliyor.


        Mekanik bir çok cihaz var, bunların en görkemlileri genelde ulaşım için kullanılıyor. Üstelik ortamlarının değişikliği hissiyatı da doğrudan etkiliyor. Sürat teknesi ile kürekle ilerleyen kayığın;  Planör ya da yamaç paraşütünün, ses duvarının delen uçaklarla ilk aşamada verdiği zevk tartışmasız bu mekanik yönetme mutluğuna güzel örnekler. Üstelik Helikopter, hovercraft, sıcak hava balonu, yüzey madenciliğinde kullanılan iş makineleri ortama olan bakış açınızı da fazlasıyla değiştirebilir. Güzergah değişiminin döngü içerisine hapsedildiği teleferik veya rayla sistemlerinde kendine göre bir cazibesi var. Daha da uzatmak gerekirse yüzen arabalar, deniz uçakları ve suyun altında uzun süre kalabilen denizaltılar; ihtiyacın ötesinde belki de tatmin arayışının ürünleridirler.


        Nihayetinde kullanımı ehliyete bağlı olan son derece gerçekçi daha ufak modellerini, büyüklere oyuncaklar sınıfında da görmek mümkün. böylece kumanda üzerindeki butonlar ve pedallar yardımı ile aynı his peşinde koşulmuş olabilir. Motor sporlarının seyir zevkinin rekabet duygusundan sıyırıp, birazcıkta olsa buna bağlı olduğunu söylemek yanlış olmazdı. Bu kısımda bilgisayar oyunlarının, gelişen donanımların, programcıların ve grafikerlerin ışığında; gerçekçi benzetimlerinin -benzer etkiyi oturduğunuz yerden yaşamaya var mısınız?- tadındaki sorunsalın bir sonucu olduğunu da biliyoruz.

        Henüz alışkanlık olmayan diyarların zevki, başlangıç kısmında yer alan öğrenme açlığı ile ifade edilebilir. Öyle ki bazı durumlarda bu öğrenme zevki, sonuç üzerindeki tatmin duygusunun önüne geçebiliyor. Bu bağlamda bisiklet sürmekle başlanılan eğilim yıllar geçtikçe çok daha fazlasına duyulmuş heyecanın hem üretimde hem tüketimde yankılarını hissetmemize sebep oluyor.


Kullanılan görseller: 0,1,2,