31 Aralık 2020 Perşembe

Dünyanın Orta Yerinde Aşk İçin Ağlıyorum

   


        B. Genel itibari ile planlı erteleme üzerine hayatımı sürdürüyorum. Kimi zaman bu sistem insanı çok yoruyor. Fakat bu sistemin kullanışlı taraflarıda var. Eksiler ve artılar, öte yandan ram aşırı doluyor. Neyse bu hikaye başka bir zamana ait...

        Yolculuk esasında bir yere varmak içindi.
        Nice öğretilerse yolun, varılmak istenen yerden daha önemli olduğu yönünde.
        Kimisi içinse bu yolculuğun en kıdemlisi Aşktır.

        Gezegenimiz için Aşk'ın tarihi sanırım oldukça önemli. Diğer gezegenlerden en büyük farkımız bu mu acaba? Bu Aşk'ın tanımı kimileri için üzerinde sayılar ve insan resimleri olan kağıt parçalarında, kimileri için başka bir insanda yada değerli taşlarda...

        Aşk'ın tanımlanması kesin suretle Leyla ile olurdu diye ümit ediyorum. Leyla peşinde bir ömür... Leyla kimi zaman bir makamda gözüktü, kimi zaman bir bardak suda, başka bir vakit insan bedenine hapsolurken gördük onu, unutmadan kimi zaman sadece bir şehir bile Leyla diye anılabilirdi.

        Peki ölen biri de Leyla olabilir miydi? Nice insan için halleri ulaşılmaz kalesinde konaklıyor. Hayatları boyunca ulaşamayacakları hayallerinden bahsediyorum. Bir nevi arzuladıkları Leyla'dan. Ama Ulaşılamamış bir hayal ölü sayılmalı mı? Eğer hayatınızın bir noktasında bir çok şeyi ertelerseniz, listeninin tamamını yapmaya vaktiniz yetmeyecek gibi hissediyorsunuz.

        İşte tam bu noktada iki kurtarıcı kelime gün yüzüne bir kez daha çıkıyor. Miras ve Varis.
Yaşadığınız gezegende başarılı olun veya olmayın geride bıraktıklarınız sizin mirasınızdır. Mirasınıza sahip çıkanlar ise varisleriniz. Mirasınız değerli taşlar, kağıt parçaları, şehirler, içi yazılarla dolu kitaplar veya pek tabii bir düşünce olabilir.

        Sanırım bahanesi olan insanların, yani hepimizin en büyük mirası düşünceleri. Belki sadece bir ses kaydıyla kimileri için Leyla olabilirsiniz. Gezegenimizden ayrıldıktan sonra bile geride kalanlar için bir yol haritası olunabilir. Öte yandan yapılan her fiziksel eylem bu mirasın parçası değil midir? Keşifler örneği veya bir diğerini vererek açmak yerine örneklemi daraltarak vermek istiyorum. İnsanların bir kısmı tek başına hayatta kaldıkları veya kendi başarı çizgilerini tek başına aştıklarını söylerler.

        İnsanlığın en büyük mirasının bir diğeride bilgi birikimi ile gelen o büyük kütüphane olsa gerek. Daha uzun mesafe yürüyüşler için ayakkabılar, mevsim geçişleri için kıyafetler, zehirli bitkilerden uzak tarım ürünleri, avlanmak gerekmeyen etler ve benzeri bir takım geniş örnekler... Bunun içine sağlık başlığını eklemek ezici bir üstünlük olacağından saymadım farzedin.

        Yani tek başımıza olduğumuz koca bir yalandan ibaret. Geçmişin Leyla'ları kanatlarımız. Bizi geleceğe taşıyan her bilgi tanesi bizimde geleceğe bırakmamamız gereken birşeylerin olması gerektiğinin habercisi. Dahada ileri olarak belki de borç diyebiliriz.

        Yarın veya daha sonra inşa edilecek yeni düşüncelerin filizlerin, belkide bağlanacakları toprakların bizim elimizden geçmesi gerek. Bu zincirde yerinizin olmaması unutulmak mı demek?

        Peki insan gerçekten unutulduğunda mı ölmüş olur? Tabii ki hayır. Zira bir kere var olduğunuzda sayısal olarak birilerinin tablosunda yer alırsınız. Genel mirasda küçük bir nokta, nefes almış olmanız dahil olmanız için yeterli. Bu noktada iyi ve kötü tanımımız yok. :) Zira her bir taş mevcut konumunda iş görüyor. Kimi çok zikrediliyor, kimine ise bir adet sayı ile sesleniliyor.

        Bu durumda tüm Leyla'lar insanlık için buluşuyor. Yüce mirasa katkı sağlıyor. Ulaşılamayan Leyla'lar ise yeni arayanlarını bekliyor. Öte yandan Aşk bazen bir şekle bürünüyor bazense tarif edilemez bir inanca...

        Hepsi bir kenara bırakıldığında Aşk bile kendi içinde bölünüyor ardından insanı anımsatan her şeyden uzak olan pastadan en büyük payı kapıyor ve yine insan için bırakıyor. Gezegenin en değerli varlığı olan insan dalga dalga büyüyor ve kendinden uzak olanlara hoşluk beslerken kendine yakın olana yapmadığını bırakmıyor. Ertelediği her değer sadece kendi hanesine  kayıp olarak yansımıyor. Tüm insanlık kaybediyor.

        Olmuş ve olacak olan herşey sayısal verilerse bunun anlamı yok. İlerleyebilmek için insani duygulara ihtiyacımız var. Ortaya çıkan eserler kağıt parçasına itaf edilmemeli. Daha üstün nitelikli amaç doğrultusunda zaman harcanmalı. Her eser içindeki duygular ile hayat bulmalı. Ancak bu noktada gelecek nesiller yapılmak isteneni anlayabilir ve temele aynı duygular ile tam uyum sağlayan yapıyı devam ettirebilir. Zira  nsan ömrü sanılanın aksine

        Aşk ile yapılan yolculuk varılan yerinde, yürünen yolunda önemini yitirmemize sebep olurken, yolun sonu görünmüyor.

        "Dünyanın Orta Yerinde Aşk İçin Ağlıyorum" [Sekai No Chushin De Ai Wo Sakebu] (世界の中心で、愛をさけぶ), Isao Yukisada'nın yönettiği ve Socrates in Love adlı Kyoichi Katayama'nın romanından uyarlanan 2004 Japon filmi.


 

0 yorum:

Yorum Gönder